15 Ağustos 2021 Pazar

Nereye Gidiyoruz? (Yavuz Özler, 15 Ağustos 2021)


Nereye Gidiyoruz?

Pareto, sosyal antlaşma eserinde, insan eylemlerini, mantıksal ve mantıksal olmayanlar olmak üzere iki sınıfa ayırır. Amacında birleşen, hem öznel hem de nesnel olan eylem mantıksal, diğer tüm eylemler mantıksal değildir. Mantıksal olmayan eylemlerin mantıksal bir sonu olmayabilir, sadece öznel olarak mantıksal bir sonu, yalnızca nesnel olarak mantıksal bir sonu veya amaç amaca uymasa da öznel ve nesnel olarak mantıksal bir sonu olabilir. İnsan toplumlarında, mantıksal olmayan eylemler daha çoktur ve önemli bir yer tutarlar. Günümüzde şiddetin her yerde, artarak geldiğini, parkta, evde, otobüste yaşandığını görüyoruz. Bıçaklanmaya, sakat kalmaya, ölüme kadar ulaşan eylemleri yaşıyoruz. Neden bu haldeyiz, nereye gidiyoruz? Toplumda, korku kültürü, şiddeti üretiyor adeta. Yaşadığımız ortamda eksik olan, bir insanın kendini güven içinde göremediğidir. Kişinin kendini güven içinde hissedebilmesi için birey olması yetmez, gerek de yoktur, kişinin dayısı,  arkası olması yeterlidir. 

Korku kültüründe güçlü olan haklıdır. Değerler kültüründe ise haklı olan güçlüdür. İlişkilerde, günümüz kültürü maalesef sen kimsin le başlıyor. Bireyin, düşünce ve duyguları önemli değildir. Mevki, makam, güç sahibi insanların duyguları değil düşünceleri önemlidir. Anlaşmazlığın, şiddetin nedeni birey olamamaktır. Burada insanın, sosyal kimliği ve doğası - özü işin içine giriyor. Dünyaya bakış tarzı, duygular, aldığı eğitim, yetiştiği aile. Kişinin o, özünü, dikkate almadan, sadece sosyal kimliğe değer verirsek, öz, öfke içinde rahatsız olur. Toplumu yönetenleri bu gözle incelememiz doğru olacaktır. Öz, aldığı görevi kabul etmemiş, kendine uygun bulmamışsa çamlar devirecek, konuşurken bağıran, asık suratlı, tersi durumda da, görmeye hasret olduğumuz, güler yüzlü, şaka yapan, konuşurken bağırmayan, sakin, pürdikkat dinleyen olacaktır. Doğuştan böyle olmayan insan, içinde yetiştiği aile ve içinde bulunduğu sınıf ortamında güdülür, şekil alır. Bir insanın ruh sağlığının kökleri bu iki ortamdadır. Erich Fromm "Kendi yaşamında var olamayanlar, dünyadaki bütün savaşların ve kötülüklerin temelinde yatar" diyor. İnsan toplumsal bir yaratıktır, var olmak için yaratılmıştır. Kendi var oluşunu bilmeyen insan isteksiz, şüpheci, umutsuz ve öfkeli olur. Hiçbir şey onun yerini dolduramaz, sürekli daha çok sahip olmak ister. Toplumda iki kültürden bahsedebiliriz. Biri dünyanın en eskisi olan korku kültürüdür. Güçlü olduğun kadar varsın, güçlü olamıyorsan, bir gruba katıl, güçlüysen tepede olursun, mafya kültürü bu. Hiyerarşide yerini bilir, ona göre davranırsın. Osmanlıdan günümüze, yaklaşık iki asır boyunca artısıyla, eksisiyle değişmeyen, ancak değişmesi gereken bir korku kültürü. İnsanlar tanıdık değillerse, taraflar birbirlerini rakip olarak görürler. Korku kültüründe, eşitlik, iki eşit insan ilişkisi yoktur.    .   .  . . . .  .      

Önemli miyim – ötekileştiriliyor muyum – değer veriliyor muyum – güveniliyor muyum – seviliyor muyum – hem ait hem de özgür biri miyim? 

Toplantılarda yüz ifadelerine bakarak, kimin patron olduğunu anlamak mümkündür. Güçlü olmayı güler yüzle değil, öfkeyle idare edersin. Giyim, kuşam, takı gücü göstermede etkindir. Üniversitede, on dokuz yıl asistan olarak kalmış bir profesör, bunun acısını, gelecek yıllarda öğrencisinden, kendi asistanından çıkartır. Öfke ile var edebilmekte, dikkate alınacak biri olmaktır. Hayvanlara, engellilere yapılan eziyetler, serviste - AVM de alışverişe giden annenin çocuğunu, araçta unutması, bırakması gibi haberlere çok kolay ulaşıyoruz. Ailesinde sevgi görmemiş, şiddete-tacize uğramış, dışlanmış, acı çektirilmiş, itilip kakılmışlığın hedefi olanlar, farkında olmadan toplum yumağının bir parçası olurlar. Toplum olarak ektiğimizi biçiyoruz. Nereye gidiyoruz, at iziyle it izini mi karıştırıyoruz, düşünmemiz gerekiyor, olaylardan ders çıkarmak, değer yaratmak bir yaşam tarzımız olmalıdır.

İşte toplumdaki ikinci kültür de değerler kültürüdür. Korku kültüründe denetleme vardır. Dişlerini fırçalamayı, trafikte emniyet şeridi kullanmamayı,  alışkanlık, bir yaşam tarzı haline getirmek yaşantımıza – toplumumuza değer katmaktır.

Korku kültüründe, yönetim kademelerinde de korku vardır. Korku kültüründe, soru sormadan kabul etmek, itaat edilmekten gelen bir güven duygusu vardır. Tarih boyunca insanlar özgürlüğü değil, hep güveni tercih etmişlerdir.

Korku kültüründe devlet, vatandaşın sahibidir, otorite, bireyin gelişmesini istemez. Bireysel farklılıklar, farkındalık en büyük tehlikedir.  Soru sormak, sorgulama yapmak istenmeyen durumdur. Başkalarını eleştirmek yerine birey kendini yetiştirmekle, değişim için ilk adım atılmış olur.

Bizim kültürümüzde, birey olma zayıf, ait olma güçlüdür. Batıda ise birey olma çok güçlü, ait olma zayıftır. Bunun doğrusu ait olma ve birey olmayı dengede tutabilmektir. Manevi değerlerimizi kaybetmememiz lâzımdır.

Kendi Özünde var olmayan insan, sevginin anlamını kavrayamaz. Sevgiye muhtaç insanlar, sağlıklı sevemez, doğası gereği şefkati anlayamaz.

Kişinin özünde oluşan birikim, değerler onun doğruları, vicdanıdır. Gittiğimiz yolda sanat, sosyoloji, psikoloji, mantık, felsefe, resim, geometri, fizik, kimya, biyoloji yoksa bütünsel bilgiden uzaksak, derinlerde işimiz olamaz, sığ düşüncelerle ancak yakın sahil kaptanı oluruz!  

Derleyen Yavuz Özler (15 Ağustos 2021)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder