2 Nisan 2022 Cumartesi

KDP Google Groups İletişim Grubu'nun kullanılması

 

Sayın KDP müdavimleri,

Öncelikle, geçtiğimiz günlerde kurulmuş olan KDP Google Groups İletişim Grubu'na üye olunmasının ve bu grubun kullanılmasının KDP üyeleri arasında yazılı iletişimin daha etkin yapılmasına yarar sağlayacağını belirtmek isterim.

Bu gruba KDP Bloğunda sağ taraftaki menülerde yer alan "Bağlantılar" kısmındaki "KDP Google Groups İletişim Grubu" başlıklı bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Google Groups İletişim Grubu linki: https://groups.google.com/g/kadikoydusunceplatformu

Buraya giriş yaptıktan sonra sol üst taraftaki "+ Yeni ileti dizisi" yazan butonu tıklayarak yeni bir ileti yaratabilirsiniz. Bu iletinizi gönderdiğinizde KDP Google Groups üyesi olan herkes kendi e-mail hesabında bu iletinizi alacaktır. Ya da yine bu grup sayfasına girdiğinizde o ana kadar gönderilmiş tüm iletileri toplu olarak görebilir ve yanıtlayabilirsiniz.

İyi paylaşımlar.
Ümit ERSÖZ

8 Şubat 2022 Salı

Japonca ve Türkçe dil ailesinin kökenleri 9000 yıl öncesine kadar uzanıyor. (*)


Japonca ve Türkçe dil ailesinin kökenleri 9000 yıl öncesine kadar uzanıyor. (*)


9000 yıl önce Çin'in kuzey doğusunda yaşayan darı çiftçileri, Japonca, Türkçe ve diğer modern dillerin ortaya çıkmasına neden olan bir proto-Trans-Avrasya dilini (Trans-Avrasya ön dili) konuşmuş olabilir.
Japonca, Korece, Moğolca, Türkçe ve Tunguz dillerini içeren geniş bir Transavrasya dil ailesinin kökenleri 9000 yıl öncesine, şu anda kuzeydoğu Çin'de bulunan erken tarım topluluklarına kadar uzanmaktadır.
Transavrasya dilleri, Avrupa'nın geniş bir bölgesinde ve Kuzey Asya'da konuşulmaktadır. Şimdiye kadar araştırmacılar, bu dillerin 3000 yıl önce Moğolistan dağlarından yayıldıklarını, hayvancılık yapan ancak ekin yetiştirmeyen atlı göçebeler tarafından konuşulduğunu varsaydılar.
Jena'daki Max Planck İnsanlık Tarihi Bilimi Enstitüsü'nden Martine Robbeets ve meslektaşları, dilbilimsel, arkeolojik ve genetik kanıtları kullanarak, önceki varsayımın yerine, şu anda Çin olan bölgede çiftçiler tarafından darı ekiminin başlanmasının, bu dil ailesinin yayılmasına yol açtığı sonucuna vardılar.
Ekip bunu, dillerin dilsel özelliklerini inceleyerek ve benzerliklerine dayalı olarak uzay ve zaman içindeki yayılmalarını haritalamak için hesaplamalı analiz kullanarak yaptı. Bunu yapmak, Robbeets ve ekibinin Transavrasya ön dilini yaklaşık 9000 yıl öncesi kuzeydoğu Çin'in Liao nehri bölgesine kadar izlemesine olanak sağladı.
Robbeets, arkeolojik kanıtlara göre darıların evcilleştirildiği bilinen yerin ve zamanın tam olarak burası olduğunu söylüyor.
Bugün konuşulan 400'den fazla dil kuzey Çin'den gelmiş olabilir.
Ekip, genetik bilgi ve karbon-tarihleme darı taneleri ekleyerek, Trans-Avrasya ön dili konuşan nüfusun ayrı topluluklara ayrıldığını ve daha sonra orijinal alanın doğusundaki Japonca, Korece ve Tunguz dilleri erken biçimlerini, kuzeyde Moğol ve batıda Türk dillerinin erken biçimlerinde olduğu gibi, benimsemeye başladığını ortaya çıkardı.
“Hepsinin tarihleri olan dillerimiz, arkeolojimiz ve genetiğimiz var. Bu yüzden biz sadece korelasyon olup olmadığını görmek için baktık” diyor Robbeets.
Yaklaşık 6500 yıl önce, bu çiftçilerin bazılarının torunları, yaklaşık 3300 yıl önce pirinç yetiştirmeyi öğrendikleri Kore'ye doğuya taşındılar ve Kore'den Japonya'ya insan hareketini teşvik ettiler.
“Hepimiz kendimizi dille özdeşleştiririz. Bu bizim kimliğimiz. Kendimizi genellikle tek bir kültür, tek bir dil, tek bir genetik profil olarak hayal ederiz. Çalışmamız, tüm popülasyonlar gibi Asya'dakilerin de karışık olduğunu gösteriyor” diyor Robbeets.
Araştırmacılar ayrıca, daha önce yalnızca Japonya'da yaşadığı düşünülen Jōmon insanlarıyla Neolitik Kore popülasyonlarının çoğaldığına dair ilk kanıtları keşfetmeye de şaşırdılar.
Virginia'daki Richmond Üniversitesi'nden Melinda Yang, "Bu çalışma, dilbilimsel, arkeolojik ve genetik verilerin tümü dikkate alındığında geliştirilebilecek anlatının zenginliğini vurgulamaktadır" diyor.

New Scientist Dergisi: İNSANLAR, 10 Kasım 2021, Carissa Wong tarafından
[(*) Çalışmanın orjinalinden Türkçe'ye tercüme: Google Translate çevirisine küçük düzeltmelerle - Celal Yılmaz]

27 Aralık 2021 Pazartesi

Tarihsel Bir Figürden Yeni Bir Bilim: Bütünsel Bilim Adamı Olarak Goethe (*)

 

Tarihsel Bir Figürden Yeni Bir Bilim: Bütünsel Bilim Adamı Olarak Goethe (*)

By Isis Brook (**)

Johann Wolfgang von Goethe'nin (1749-1832) bilimsel yaklaşımı, zamanının bilimine egemen olan dünyayı görmenin hem geçerli dirimselciliğine hem de mekanik yollarına karşı çıktı. Yaklaşımı, bilimi reddetmeyen, ancak yolunu doğanın üretken gücünün daha hassas bir takdirine yönlendirmeyi amaçlayan bilinçli bir bütünsellikti. 

Bunu "hassas ampirizm" olarak adlandırdı. 

[Ve bunu] Botanik ve osteoloji alanındaki çalışmaları, morfolojinin ve duyu algısının (Anschauung) bir fenomenin varlığını "süreç içinde" olarak nasıl ayarlayabildiğini ve bu tür insan etkileşimi yoluyla doğanın kendisinden bir şeyler anlayabildiğini göstermek için [dir diye] tanımlanıyor. 

Goethe'nin yaklaşımı, örneğin agro-ekoloji yoluyla çevre ile ilişki kurmaya yönelik daha hassas yaklaşımlar geliştirmenin yeni yollarını bilgilendirebilir. Bu bölüm Goethe ve Rudolf Steiner (biyo-dinamik tarımın başlatıcısı) ile fenomenoloji arasındaki bağlantıyı açıklamaktadır. 

Goethe'nin bilimsel yaklaşımı, dikkatli bir şekilde disipline edildikten sonra, hayal gücü ve sezgi gibi insan yetilerini kullanır. Doğayla kaçınılmaz olarak iç içe olduğumuzu kabul ediyor, bu yüzden bunu görmezden gelmeye çalışmak yerine insani özelliklerimizi devreye sokmamız gerekiyor. 

Goethe'nin yaklaşımını onun yöntemini izleyerek yenileyebiliriz ya da kendini adama ve doğaya karşı duyarlı olma yoluyla tesadüfen bulabiliriz. İkincisini göstermek için, bölüm sito-genetikçi Barbara McClintock'un (genlerin transpozisyonunu keşfeden kişi) çalışmasını tanıtıyor ve burada önerildiği gibi Goethe'ci bir şekilde çalışıyor.

____________

(*)https://www.academia.edu/60786050/A_New_Science_from_a_Historical_Figure_Goethe_as_Holistic_Scientist adresindeki makalenin özetinin Google çevirisinin Mustafa Özcan tarafından uygunlaştırılmış halidir.

(**)https://crossfieldsinstitute.academia.edu/IsisBrook


23 Eylül 2021 Perşembe

Vefat - Prof. Dr. Doğan Kuban

  

Türkiye'de Cumhuriyet döneminde yetişmiş en değerli akademisyen mimarların başında gelen mimar ve mimarlık tarihçisi Prof. Dr. Doğan Kuban'ın vefatını öğrenmiş bulunuyoruz.

 

Mimarlık ve sanat tarihçisi kimliği ile ele aldığı toplumsal konulara holistik bakışla evrensel bir karakter kazandıran ve çok önemli çalışmalara imza atmış bulunan duayen yazar Doğan Kuban'ın yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileriz.


Kadıköy Düşünce Platformu




28 Ağustos 2021 Cumartesi

Karmaşıklık (Bölüm 24 - SON) (Ateşan Aybars, 28 Ağustos 2021)


Evrimsel Ekonomi. 

Investopedia’nın tanımına göre; evrimsel ekonomi, birey ve toplumun birlikte tayin ettiği, belirlediği ekonomik süreçtir. Bu süreç, bireylerin rasyonel seçim anlayışından uzaklaşarak psikolojik eğilimlerinin kabul edilmesinden kaynaklanır ve sistemin iç dinamikleri aracılığı ile merkezi bir kontrol mekanizmasına ihtiyaç duyulmadan yeni yapılanmalar ortaya çıkar. Bu anlayış kapsamında evrim, karmaşık adaptif sistemlerin (KAS) gerçek yaşam koşullarında ekonomiyi anlama ve çözüm getirme sürecine dönüşür ve doğal ekosistem süreçlerine benzer şekilde bir dizi anahtar aşamayla gerçekleşir. Dolayısıyla, ekonomi biliminin evrimsel biyolojiden esinlendiğini ifade etmek yanlış olmaz. 

Evrim süreçleri zaman içinde makro ekonomik seviyede çeşitli entegrasyon ya da bölünmeler şeklinde tezahür eder. Serbest piyasa ekonomisinde doğal seçim yoluyla en uygun modelin hayatta kalması çok yaygındır. Tüketicilerin pek çok seçeneği olmasına rağmen çok az firma ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabiliyor ve her şey sürekli bir değişim içinde olduğundan birçok firmanın iflas edip piyasadan çekilmesi de doğaldır. 

Evrimci ekonomistler, ekonominin her zaman bir denge durumuna yönelmek yerine dinamik, sürekli değişen ve kaotik süreçler içinde olduğunu savunurlar. Üretlen mallar ve bu malların tedariki, teknoloji geliştikçe değişen birçok süreci içerir. Üretim sistemlerini ve tüketici davranışını yöneten kuruluşlar, üretim ve satın alma süreçleri değiştikçe kendilerini yenilemek durumundadırlar. Yani, evrimsel ekonominin özünde davranışsal ekonomi vardır. Evrimsel ekonominin Darwin ilkelerine bağlanması, teorinin arkasındaki önde gelen isimlerden biri olan Joseph Schumpeter dâhil olmak üzere önemli eleştirilere hedef oluyor. Schumpeter, girişimcilerin ekonomik kalkınmanın ana itici gücü olduğunu, şirketlerin fayda sağlayacak çözümler bulmak için sürekli olarak rekabet ettiğini ve bunun sonucu olarak piyasaların döngüsel olduğunu, sürekli yukarı ve aşağı yönde hareket ettiğini savunur. Bu ifadesi ile Avusturyalı ekonomist Joseph Schumpeter, evrimsel ekonominin gelişmesinde önemli rol oynamıştır ve ekonomiyi etkileyen evrim sürecinin, zaman içinde daha fazla farklılaşma ve bütünleşme sergileyecek şekilde gelişeceğini savunmuştur.

Ekonomik gelişme
Bugün küresel ekonominin entegrasyonuyla birlikte, neden bazı ülkeler hızla gelişirken bazılarının durgun kaldığı sorusu tartışılmaya devam ediyor. Öncelikle, ekonomik kalkınma sorunu, ekonominin ötesinde sosyo-politik, çevresel, tarihi, kültürel vb. alanların etkilerini de içerir ve bu nedenle çok karmaşık olduğunu kabul etmek gerekir. Bu kabul çerçevesinde temel olarak iki farklı yaklaşım tartışılır: Yukarıdan-aşağıya merkezi düzenleyici (doğrusal) model yaklaşımı ve adaptif network (evrimsel) yaklaşım. 

Doğrusal Model. 
Merkezi olarak düzenlenmiş yukarıdan-aşağıya ekonomik gelişme yaklaşımında, daha önce değindiğim gibi önce geleceğe dönük hedefler saptanır ve bu hedeflerin gerçekleşmesi için teşvik ve kalkınma planları gibi birçok mali politika koordine edilir ve sonrasında GSYİH ölçeği çerçevesinde gelişmeler kontrol edilir. Bu merkezi model, ekonomik gelişmeyi temel olarak tanımlayan basit doğrusal bir sistemdir. Doğrusal modeller, tarım ve sanayi devrimleri sürecinde işe yaradılar ama post-endüstriyel, bilgi ekonomileri sürecinde kalkınma için uygulanabilir bir model olup olmadıkları artık tartışmalıdır. Son yılarda ülkelerin benimsedikleri modeller ekonomilerini yönlendirmekte çok önemli oluyor. Örneğin, 1970’li yıllarda Güney Kore ve Türkiye ekonomileri birbirine benzerdi, kişi başı gelir ve GSYİH aşağı yukarı aynı seviyedeydi ama aradan geçen 30-40 yılda Güney Kore gelişmiş ülkeler kategorisine yükselirken Türkiye gelişmekte olan ülkeler sınıfında bocalıyor. Neden bazı ülkelerin hızla geliştiği ve diğerlerinin ayak uyduramadığı konusu çok yönlü olarak tartışılmaya devam ediyor. Gelişmiş ekonomiler sanayileşme sonrası ekonomilerinin ilerlemesine olanak sağlayan yeni teknolojik sıçrama olan enformasyon teknolojisinin yükselişine seyirci kalmıyorlar. Bireyler, kurumlar ve ülkeler artık bilgiye ulaşmak ve bu bilgiyi işlemek için güçlü araçlara sahipler. Daha önce hiç olmadığı kadar küresel bağlantısallık ve etkileşim olanakları var. 

Evrimsel gelişme. 
Evrim süreci doğrusal modelin aksine merkezi olmayan sistemlerde çalışır. Merkezi sistemin olmadığı bir ekonomik yapıda bileşenler tanımlıdır, sisteme müdahale eden merkezi otorite yoktur, sistemin amacı da yoktur, etkileşimlerle büyür ve yönetilir. Elbette, bu özellikler alışık olduğumuz klasik ekonomi anlayışından radikal ölçüde farklıdır. Sistemlerde evrim, mikro seviyede adaptasyon olarak başlayan bir fenomendir ve bu adaptasyon makro seviyede evrim olarak ortaya çıkar. Elbette, evrim süreci kısa süreli değildir, sistemin yaşamı boyunca sürer ve çeşitli döngüleri içerir. Bu uzun süreçli döngüler karmaşık adaptif sistemlerin (KAS) konusudur. Çok basit ifade ile evrim, volatil ve belirsiz ortamlarda çevreyle uyum sağlama yetisidir. Çevreye uyum kolay kestirilebilir bir eylem değildir. Tüm sistemi anlamak ve kontrol edebilmek, tüm çevre faktörlerini hesaba katmak ve bu çerçevede sistemin optimal sonuca ulaşmasını kestirmek mümkün değildir. Evrimsel süreç sürekli yeni bilgiler üretir ve bu bilgilerle etkileşim içinde olan birey davranışlarını yeni bilgiler çerçevesinde günceller. Bu güncellemeler ya da kendiliğinden örgütlenme kritik kütleye ulaştığında sinerjik belirim (emergence) ortaya çıkar. Bu yeni belirimler, yeni pazarlar, yeni teknolojiler, yeni davranışlar veya yeni kurumlar olabilir. Sürekli olarak yeni belirimler oluştuğundan sistem klasik ekonomik anlayıştan farklı olarak hiçbir zaman dengede (equilibrium) değildir. Schumpeter'in ifade ettiği yaratıcı yıkım süreci, pozitif ve negatif geri bildirim süreçlerinde, ekonomik sistem bileşenlerinin belirmesi ve yok olmasıdır, yani sürekli dengesizlik vardır. Ekonomik karmaşıklık teorisi, refah anahtarının hem bireysel yeteneklerin toplamı hem de bu yeteneklerin çeşitli endüstriler içinde karmaşık ürünler yaratmak üzere ağlar aracılığıyla bir araya getirilebilme kapasitesi olduğunu varsayar. Az gelişmiş ekonomiler yalnızca birkaç şeyi yapabilirken gelişmiş ekonomiler nasıl çok şey yapacaklarını bilirler. Know-how bireye özgüdür, görevi yerine getirme yetisi olarak tanımlanır. Kollektif know-how ise birey tarafından gerçekleştirilemeyen görevlerin yerine getirilmesi yetisidir, ekip çalışmasıdır. Hiç kimse tek başına bir senfoni oluşturamaz, dizüstü bilgisayar üretemez vs. Tarım öncesi toplumlarda, birey neredeyse tüm organizasyonun bildiğini bilirdi ama gelişmiş ekonomilerde, bireyler farklı bilgi birikimine sahip olduğundan ağlar vasıtasıyla daha karmaşık şeyler yapabilir. Bireysel olarak farklı yetenekler ve bunları entegre edecek kurumsal yetenekler ne kadar fazla ise ürün ve hizmetler o kadar karmaşık hâle gelir ve dolayısıyla ekonomi o ölçüde gelişir.

Ateşan Aybars (28 Ağustos 2021)







16 Ağustos 2021 Pazartesi

Duyuru: Vefat

 

Kadıköy Düşünce Platformu Kurucusu Sn. Mustafa Özcan’ın babası İbrahim Özcan Gönen'de vefat etmiştir. 

Cenaze yarın Gönen Çarşı Camii'nde kılınacak öğle namazını müteakiben defnedilecektir.

Kadıköy Düşünce Platformu olarak Sn. Mustafa Özcan’a ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. 




15 Ağustos 2021 Pazar

Karmaşıklık (Bölüm 23) (Ateşan Aybars, 15 Ağustos 2021)

Ekonomik Dayanıklılık. Ekonomik dayanıklılık, bir ekonomik kuruluşun olumsuz iç veya dış etkiler karşısında işlevselliği sürdürme kapasitesidir. Ekonomik ve finansal dayanıklılık fikri, son mali krizden bu yana sıcak tartışma konusu hâline geldi. Sınır ötesi sermaye hareketlerindeki artış ile ekonomik dalgalanma arasında güçlü bir korelasyon vardır. Küresel ekonomide mal, insan, sermaye hareketlerinin serbest dolaşımı daha entegre hâle geldikçe, emtia ve para piyasaları gibi küresel ağlar içindeki küçük hareketler ulusal ekonomiler için önemli sonuçlar doğurabiliyor. Ulusal ekonomiler bir yanda ekonomik dirençlerini korurken diğer yanda volatil olan küresel ağlara nasıl entegre edilebileceği sorun olmaya devam ediyor.

Ekonomik dayanıklılık analizi, ekonomik veya finansal ağın dayanıklılığıyla ilgili bazı temel faktörleri anlamaktan geçer. Herhangi bir sisteme bulaşın nasıl sızdığı (difüzyonu) nasıl gerçekleştiği ve ne kadar süreceği birçok parametre ile tanımlanır. İlk olarak, ağda yayılan saldırı ya da bilginin ne kadar bulaşıcı olduğunun bir ölçütü olmalıdır. Bulaşıcılık, yayıldığı ağın türüne ya da topolojisine bakılmaksızın çok defa hızlı bir şekilde yayılmasıdır. Ardından, ağın topolojisini göz önünde bulundurmak gerekir. Sisteme tehdit ya da bulaş, ağın bağlantısallığı üzerinden sızdığına göre, sistemin yapısı ve düğümlerinin derece dağılımı ve ağın topolojik yapısı belirleyici faktör olacaktır. Bir sistemin düğümleri arasındaki bağlantısallığı ne kadar yoğunsa bulaşın o kadar hızlı yayılacağı açıktır ama ağın en kısa yol özelliği de göz önüne alınmalıdır. Ayrıca, sisteme saldırının rastgele mi yoksa amaca yönelik (stratejik) mi olduğu anlaşılmalıdır. Saldırıların birçoğu rastgele olarak modellenebilir. Örneğin, Covid 19 virüsü, bulaşı artsın diye başkalarıyla daha fazla fiziksel teması olan insanları seçemez, böyle bir akıl yürütmesi yoktur ve bulaş tamamen rastgeledir. Aynı şeyi finansal bulaşıcılık için de söyleyebiliriz. Toksik varlıklar, ekonomik ağda en çok hangi düğümleri etkileyeceklerini seçemezler. Ancak, bazı yayılma süreçleri stratejik hedeflere yöneliktir. Örneğin, hackerların rüyası merkezi sistemde ana düğüme saldırıdır. Askeri strateji genellikle düşmanın logistic, ulaştırma gibi kritik bir düğümüne saldırmayı amaçlar ve bu saldırının diğer birçok düğüme bulaşması beklenir. Şekil 1’de bağlantılar üstel olarak artsa da ağ yapısı değişmez. Örnek sosyal medya (Facebook, Twitter vs.).















Şekil 1. Network üstel büyüyebilir ama yapısı değişmez (sosyal medya).

 

Dolayısıyla, sistemin saldırılara karşı dayanıklılığı ve direnci söz konusu olduğunda savunma modellemesi için sistemin düğüm bağlantısallığı göz önüne alınmalıdır. Düğümün sistemden çıkarılması (node percolation) ya da düğümler arasındaki bağlantının koparılması (link percolation) sistemin saldırıya karşı direncini nasıl etkiler? Bu sorunun cevabı, saldırının rastgele ya da amaca yönelik (stratejik) olmasına bağlıdır. Düğümler söz konusu olduğunda düğümlerin derece dağılımı önemlidir. Derece dağılımı ne kadar yüksek ise, sistemde o kadar fazla çok bağlantılı düğüm olacaktır. Bu durumda üstellik yasasına göre şekillenen merkezi sistem stratejik saldırıya karşı savunmasızdır. Çok bağlantılı büyük düğümlere stratejik bir saldırı, sistem içindeki bağlantıların sayısını önemli ölçüde azaltırken düğümler arası yolun uzunluğunu önemli ölçüde yükseltecek ve sistemin bütünlüğünü bozacaktır. 

Benzeşik ve dağınık sistemler stratejik saldırıdan fazla etkilenmezler. Zira herhangi bir düğüm eksildiğinde sistem işlerliğine devam eder, bütünlüğü bozulmaz. Bu iki sistem arasındaki fark kısaca şöyledir: Benzeşik sistemler merkezi sistemlerin içinde yer alabilir ya da parçası olabilirler, dağınık sistemlerden farkı kontrol ve bağlantısallık anlamındadır. Yani dağınık sistemler kontrol açısından değerlendirilirken benzeşik sistemler bağlantısallık açısından değerlendirilir ve tanımlanır. Bağlantısallık sistemin bütünlüğünü sağladığından direnç ve sağlamlığın temel kaynağıdır. Ancak bağlantısallığın saldırının hızla yayılmasına da neden olduğu unutulmamalıdır. 

Düğümler arasındaki kritik bağlantı(ların) çıkarılması ya da hedef alınması (link percolation) hâlinde sistem bu stratejik saldırı karşısında savunmasızdır. Örneğin, uluslararası petrol taşımacılığında Süveyş Kanalı’na stratejik bir saldırı küresel ulaşım yolunu aksatır.

Ekonomik veya finansal terörizm. Ülkeler arası kur veya ticaret savaşlarının aksine, ekonomik terörizm devlet istihbaratı ve/veya özel ajanlar (tetikçiler) tarafından üstlenilir. Bu, bir ülke ekonomisinin, ticaretini, borsasını vs. bozmak için çeşitli, koordineli, organize eylemler gerektirebilir[1]

Modern ekonomiler, altyapı ağlarına büyük ölçüde bağımlıdır. Bu ağlar, doğal afetlerden insan saldırılarına kadar çeşitli tehditlerle karşı karşıyadır ve yaygın olduklarından, hedef düğümlerin korunması konusunda ciddi ve pahâlı çalışmalara yol açmıştır. “Ağın işlevselliğini korumak için savunulacak anahtar düğümler hangileridir”, “Ağ içindeki düğümlerin koruması için teşvikler nelerdir” ve “Bu teşviklerin sistemin çalışmasında karşılığı nedir” türünden soruların karşılığı bilinmelidir[2]

Sistemin esneklik stratejileri. Esneklik kavramı (resilience) bilimsel literatürde ilk defa 1970’li yıllarda görüldü ve tanım olarak “herhangi bir sistemin şoka maruz kaldıktan sonra tekrar önceki hâline dönebilme kapasitesi” şeklinde ifade edilir. Sistemin çeşitli ataklara karşı esnekliği açısından savunma stratejileri ağ yapısına bağlı olarak iki türlü oluşturulabilir. Saldırıya direnmek modeliya da saldırıya uyum sağlamak (adaptation) modeli. Saldırıya direnmek, sistemdeki tüm unsurları saldırıya karşı düzenleyerek sistemin, ilk hâline dönme stratejisidir. Homojendir, statiktir, sistemin saldırıya karşı kendiliğinden yapılanması ve adapte olması mümkün değildir. Karmaşıklığın fazla olmadığı bir ortamda kolayca ve etkili biçimde uygulanabilir ama değişime direnebilmek için sistemin her zaman kontrol altında olması gerekir. Merkezi ağ sistemi göz önüne alınırsa, saldırının yakalanması ve önlenmesi kolaydır ama saldırıların artması ya da merkezi ağ sistemin önemli düğümüne hedeflenmesi sistem için ciddi risk oluşturur. Örneğin, ekonomik krizlerde çok önemli olan büyük kurumların batması sistemik riske yol açabileceğinden çökmelerine müsaade edilmez (too big to fail) ve müdahale edilerek sistemin sağlam kalmasına çalışılır.


Adaptasyon. Karmaşık ortamlarda, saldırıya direnme modelinin bazı sınırları vardır. Böyle bir ortamda, ekonomik konjonktür değişebilir ve sistemin bileşenleri sistemik şoka dayanamayacağından saldırıya uyum sağlamak (adaptasyon) şeklinde farklı bir savunma stratejisi gerekir. Adaptasyon, sistemin çevresindeki değişikliklere tepki olarak durumunu değiştirme ve yeniden yapılanma kapasitesidir. Adaptasyon sürecinde esneklik ise değişen koşullarda farklı durumlar oluşturma kapasitesidir. Bu yaklaşım, önceki saldırıya yönelik direnme modelinden farklıdır. Adaptasyonla birlikte sistemin yeni durumlara uyum sağlaması gerektiğinden, sistemin bütünü ile parçaları arasında ayrım vardır, parçalar yerine koyulmak yerine doğrudan sistemden atılabilir. Bu nedenle, saldırıya yönelik adaptif model, belirli sistem bileşenlerinin korunmasından ziyade temel işlevselliğin sürdürülmesi ile ilgilidir. Karmaşık ortamda esneklliğinin artması, saldırıya karşı dirençli olması ve işlevini sürdürebilmesi için sistemde dengesizlik gerekir. Dengesizliğin olmadığı bir ortam, sistemin bileşenlerini statik bir konfigürasyona zorlayacağından sistemin farklı koşullara adapte olmasını engeller, statik ve homojen yapısıyla saldırıya karşı daha savunmasız olur. Bu nedenle adaptif yaklaşım, daha çok büyük dengesizliklere uyum sağlamaya çalışırken küçük ve orta dereceli dengesizlikleri önemsemez. Elbette, sistem büyük ölçüde pek çok saldırı ile baş edebilir ama bir seviyede yetersiz kalmaya başlarsa saldırılar sistemin kritik işlevselliğine ve sürdürülebilir savunma kapasitesine zarar verir. 


Düzen ve kaos arasında saldırı. Saldırıya karşı adaptif esneklik, kaos eşiğinde, düzen ve kaos arasındaki enteresan alanda görülür. Yukarıda bahsedilen ve iki savunma yönteminden ilki olan saldırıya direnç stratejisi düzenli ve istikrarlı ortamlar için uygun olurken, adaptif sistemler VUCA[3] denilen değişken ve bir ölçüde kaotik ortamlar için uygundur. VUCA oynaklık (volatility), belirsizlik (uncertainty), karmaşıklık (complexity) ve belirsizlik (ambiguity) anlamına gelir.  VUCA, teknoloji ve çevre değişimi gibi bir dizi faktör 21. yüzyıl ekonomik ortamının özelliklerini yansıtmaktadır. Adaptif esneklik kavramı, çeşitliliği sürdürmenin maliyetini de beraberinde getirir. Isı yitirgen sistemler (dissipative) sürekli olarak dengeden uzaklaşmaya çalışır. Yani, sistem entropiye karşı denge sağlayabilmek için çevreden enerji almalıdır. Çeşitlilik ve verimlilik arasında temel bir değiş tokuş vardır. Çeşitlilik, heterojen bir yapıyı (bağlantısallıkları farklı düğümler) ifade ederken verimlilik, yapı elemanları arasında senkronizasyon ve koordinasyonu (bağlantısallıkları benzer düğümler) ifade eder. Çeşitliliği ve verimliliği birlikte gerçekleştirebilmek bileşenlerinin homojenleştirilmesinden geçer. Dolayısıyla, saldırıya karşı direnç modeli çeşitliliği azaltmayı ve sistemi doğrusallaştırmayı hedeflemelidir ama doğrusallaşmayı hedeflemek sistemi kırılgan hâle getirir. Herhangi bir kırılma çeşitliliği azaltacağından pozitif geri bildirim etkisi hızla yayılır ve sistemik şoklara karşı duyarlılık artar. Saldırıya uyum sağlayan model ise heterojendir ve negatif geri bildirimlerle sistem şoka girmeden dengelenebilir. Negatif geri bildirim, pozitif geri beslemenin saldırı bulaşma etkisini önleyerek sistemin daha dirençli olmasını sağlar, daha az savunmasız duruma getirir. 

 

Bilgi opaklığı (belirsizliği). Bireylerin kendi isteklerine bağlı olarak bağlantı oluşturduğu karmaşık ekonomik ağlarda tüm bağlantılar bilinemez. Bazı hedge fonları ve kıyı bankacılığı (off-shore) gibi birey menfaatini öne çıkaran denetim dışı yapılar; şeffaflık, hesap verilebilirlik konusunda yetersiz olmalarından dolayı sistemin dayanıklığı ve yönetimi açısından sorun olabilirler. Küresel finansal sistemi ve küresel tedarik ağları gibi karmaşık ağlar, farkında olmadığımız birçok karşılıklı etkileşime sahiptir. Çok defa gizli olan bu karşılıklı bağımlılıklar piyasalarda kriz ya da şok olduğunda ortaya çıkar. Sistem ne kadar sisli olursa kritik bilgilere ulaşmak o kadar zor olacağından merkezi yönetim de o kadar zorlanacaktır.

 

Ateşan Aybars (15 Ağustos 2021)



[1] Vikipedia. economic terrorism

 

[2] Marcin Dziubinski, Institute of Informatics, Faculty of Mathematics, Informatics, and Mechanics, Warsaw University.

https://econtheory.org/ojs/index.php/te/article/viewFile/2088/17039/504

 

[3] İkinci dünya savaşı sonrasında oluşan belirsiz ve puslu ortamda liderlik çalışmaları ile ortaya atılan ve ilk defa 1987 yılında ABD savaş akademisi tarafından kullanılan bir terimdir. https://en.wikipedia.org/wiki/Volatility,_uncertainty,_complexity_and_ambiguity