Çetin Ertek Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çetin Ertek Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2013 Pazartesi

Nükleer Teknolojide Enerji Amplifikatörü ve Ergimiş Tuz Uygulaması (Çetin Ertek, Mustafa Özcan / 8 Nisan 2013)

Nükleer Teknolojide Enerji Amplifikatörü ve Ergimiş Tuz Uygulaması

Enerji amplifikatörü (EA), zayıf nükleer kuvvetin taşıyıcısı W ve Z bozonlarının keşfine yapmış olduğu katkıdan dolayı Hollandalı Simon van der Meer ile birlikte 1984 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmış olan İtalyan bilim adamı Carlo Rubbia tarafından CERN Direktörlüğü yaptığı sırada geliştirilmiş yenilikçi bir sistemdir.
Önceleri bu adla ifade edilmesine rağmen sonraları “Accelerator Driven System” (ADS), (yani hızlandırıcı ile sürme (gütme veya yönetme) dizgesi anlamındadır) diye anılmıştır. Hatta artık şimdilerde farklı bir yaklaşımı içeren bir kavram olması nedeni ile bulucusuna atfen Alman fizikçilerince Rubbiatron olarak da anılmaya başlanmıştır. Amacı rektörlerinin kritik altı  işletimini sağlamak için uranyum, plütonyum ve toryumu yakıt girdilerini mutlak kontrollü olarak yakmaktadır.
Bu şekilde tehlike yaratan ‘ergime’ diye nitelenen acil durum olgusunun önüne tamamen geçme olanağı doğmuştur.
Nükleer teknolojide V. kuşak diye anılan gelişme aşamasının da temel bileşeni olarak belirlenmiş olan düzeneğin geliştirilmesi çalışmaları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yapılmaktadır. Çalışmalar Ankara Üniversitesi öncülüğünde kurulmuş olan 12 üniversitenin katıldığı bir konsorsiyum olan Türkiye Hızlandırıcı Merkezi tarafından yürütülüyor.
V. kuşak reaktörlerin yakıtı, düzenekten gelen 1000 MeV’a kadar hızlandırılmış olan protonlarca yaratılan çekirdeksel tepkime ile çalışır hale getirilir. İşlem sırasında protonlar, ayni zamanda ısı taşıyıcısı olarak soğutma sıvısı görevini gören metalık kurşun hedefine çarptırılır. Buradan kılçıklanma ile oluşan nötronların toryum çekirdeği ile etkileşime girmesi sonucu başlayan nükleer reaksiyon zinciri döngüsünden istenilen termik enerji elde edilir.
Bu tür ticari santrallerin yıkıcı şiddette depremlere karşı dayanması için gereken tüm tedbirler alınmış olarak tasarımının yapılması esastır. Ayrıca eski tip reaktörler ile karşılaştırıldığında yapısı göreceli olarak çok daha basittir. Basitlik temel olarak sistemin birincil devresinde soğutma çevrimini sağlamak için mekanik donanımın bulunmamasından kaynaklanır. Yani soğutmada, yatırımı ve işletilmesi maliyetli olan mekanik pompalı sistem yerine pompasız  doğal cazibe ile çalışan konveksiyon akımlarından yararlanılır. Sistemin basınçsız olması düşük maliyetin yanı sıra arıza ve tehlikeleri de ortadan kaldıran başka bir avantaj da sağlamaktadır. 
Öte yandan ayrı bir nükleer kategori olan toryumla çalışan ergimiş tuz tipi reaktörler üzerine Hindistan ve Çin’de son derece hummalı çalışmalar yürütülmektedir. Bu iki ülke toryum yakıtlı güç santrallerini, 5-10 yıl gibi bu konu için kısa denilebilecek bir sürede ticari düzeyde faaliyete geçirmek için ciddi bir yarış içindedir. Böylece toryum kaynaklı nükleer enerji elde edilmesi, eskilerden beri bilinmekle birlikte, bugün için artık iklimsel ısınmayı engelleyici can simidi niteliğinde bir yenilik olarak nükleer enerjinin Rönesans’ını oluşturacak küresel bir faaliyet olarak karşımıza çıkmaktadır. IV. Kuşak Toryum yakıtlı teknolojinin, Three Mile Island, Çernobil veya Fukuşima gibi ergime yapmış ikinci kuşak santral tipleri ile karşılaştırıldığında nükleer enerji kaynaklı olmanın dışında başka bir benzerliği yoktur. Çünkü söz konusu teknolojik gelişme ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirliğin yanı sıra güvenli yoldan nükleer enerji kazanılmasına olanak sağlamaktadır.
Kısaca olağan üstü bir yeniliktir; çünkü patlamaz, ondan bu yolla hiç nükleer bomba yapılmamıştır, yapılması da neredeyse imkânsız gibidir. Çevre dostudur çünkü toryumun nükleer reaksiyon döngüsü 300-400 yıl içinde tümüyle tamamlandığından ortamda radyasyondan hiçbir iz kalmaz; yani söz konusu süre sonunda hiçbir nükleer karakterde atık bırakmaz. İlaveten şimdiye dek oluşmuş radyoaktif atıkları kendi içinde yakarak zararsız hale getirme özelliğine de sahiptir.  
Öte yandan az yakıt kullanması da santralin küçük hacimli tasarımına el vermektedir. EA ile çalıştırılan yüksek güç reaktörleri için gereken yıllık toryum miktarı ortalaması bir ton bile değildir. Elde edilen enerjinin maliyeti de düşük olup sadece 1-2 $/GJul’dür. Bu değer, petrol ve doğal gaz bazlı kaynaklar için 4-5 $/ GJul, kömür içinse 3-4 $/GJul’dür.
Özetle belirtmek gerekirse; bu verilere göre enerji maliyeti kömüre göre 4’e birdir; başka bir kaynağın verilerine göre ise biraz daha yüksek olmakla birlikte gene de yarıyarıyadır. Böylece toryum enerjisi hem sera etkisiz hem de en düşük maliyetli olma özelliği ile 21. Yy’da elektrik üretimi için temel girdi olmaya baş adaydır.

Çetin Ertek,  Mustafa Özcan (8 Nisan 2013)



5 Mayıs 2012 Cumartesi

Bor Başarısızlığı (Doç. Dr. Çetin ERTEK, 5 Mayıs 2012)


Bor Başarısızlığı

Dünya bor rezervlerinin yaklaşık %75’ine sahip olan Türkiye, dünyada bor ülkesi olarak adlandırılabilecek tek ülkedir (1). Türkiye bor rezervleri ile orantılı olarak dünya bor pazar payına sahip değildir. Uranyumumuzu, Toryumumuzu bir tarafa attık. Dünya ikincisi olduğumuz Toryumumuzu unuttuk. Bor için ne yaptık? Yüzyıllar geçti daha yeni bor araştırma merkezi kurduk, içinde 8 profesyonel çalışıyor! 8 Kişi maaşallah! Bor sanayinin sofrasının tuzudur. 295 sanayi kolunda kullanılmaktadır. Geleceğin yakıtı Hidrojen bile bor bileşiği içinde depolanabilir. Bu bileşiği üretebiliyor musun? Uç ürünleri yapabiliyor musun? Enerji, bor, borax, bunlar geleceğin zenginliğidir. Niçin ihmal ediliyor? Evlatlarımızı, torunlarımızı, torunlarımızın çocuklarını sevmiyor muyuz? Tabiatın bize verdiği zenginliklerimizi niçin kullanmıyoruz? Bunları sabit pazarlar haline niçin getiremiyoruz? Türkiye’nin sahibi bulunduğu bor madenleri, tenör-rezerv büyüklüğü, işletme kolaylıkları ile gerek kalite ve çeşitlilik, gerekse üretim maliyetlerindeki rekabet üstünlükleri açısından rakipleri karşısında benzersiz avantajlara sahiptir (1). Gerçek ne yazık ki bu beklentilerin çok uzağındadır. Türkiye’nin dünya bor pazarında kaçınılmaz lider olması gerekir.

Türkiye’nin bor üretim ve pazarlamasının tamamı devlet kuruluşu olan Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından kamu adına yürütülmektedir. Eti Maden İşletmeleri, Amerikan Borax firması (US Borax)’ın ardından %30’luk dünya pazar payı ile ikinci sıradadır. Borax ise %60’lık pazar payı ile birinci sıradadır. Türkiye dünya bor pazar payını neden arttıramıyor? Türkiye kontrol edilebilir bir pazarlama ağını kuramamıştır. US Borax’ın liderliğini kabul etmiş gözükmesi ve pazarlama politikalarını lider güdümlü sürdürmesi, tüm rekabet üstünlüklerini kaybettirmektedir. Eti Maden İşletmelerinin istikrarlı bir bor politikasının olmayışı, yatırım-üretim ve pazarlama politikalarında özel bir yapıda olmaması nedeniyle alıcı tarafından güvenilir bir tedarikçi sıfatını taşımaktan uzaktır.

Hükümet politikalarından olumsuz etkileşimler, yatırımların rekabete uygun olmayışı, yatırımların politik istikrara göre yapılması, yatırım çeşitlemesinde bölgesel baskılar, yatırımların gecikmesi, ihale adımlarında bürokratik engeller, ihale kanunundan kaynaklanan sorunlar, bürokratik prosedürlerin zaman alıcı olması, tesis-mühendislik hizmetlerindeki yetersizlikler, yatırım fikirleri geliştirecek ekip yetersizliği, yatırım maliyet ve kontrolünde yetersizlikler, ihale şartları hazırlanmasında yetersizlikler, yönetimden kaynaklanan sorunlardır. Karar vericilerdeki bürokratik çekincelerin varlığı, denetim baskısı, bilgi ve teknik eksikliği, özelleştirme yapıyoruz yaptık belirsizliği sorunları, pazarlama yönünden yetersizlikler, hiyerarşik seyirde yavaşlık, rekabet koşullarına uygun fiyet esnekliği sağlayamama, son karar vericiye inisiyatif verilmeyişi, yönetim ve yöneticiye duyulan güvensizlikler, komplolara karşı yetersiz analizler, fiyat belirlemede ilkellik, yurtdışı pazarlama şirketlerinin yetersizliği, yeni müşteri kazanma zayıf, yıllık performans ölçümü yapılmıyor, ürün kimyasında değişiklikler iyi takip edilmiyor, kullanıcının yönlendirilmesi yetersiz. Bunlar pazarlama yönünden yetersizliklerdir.

Üretim yönünden yetersizlikler: Yeni ürün araştırmaları yok, yerli araştırıcının ürün geliştirmesinde inanç yok, uzman araştırmacı yetişmiyor, üniversiteler yetersiz, laboratuvarlar yetersiz, araştırmayı teşvik yetersiz, araştırma raporlarının araştırma ruhundan uzak hazırlanması, teknolojik eğilimler takip edilemiyor, araştırma kaynakları yetersiz, araştırmacılar yetersiz, üretici ve pazarlama kuruluşlarından destek yetersiz, cevher üretiminden kaynaklanan sorunlar, sabotaj, karar vericilerin bilgi ve tecrübe eksikliği, ambalajlamada denetim eksikliği, hatalı yüklemeler, yatırım izni alımında adımlar çok zaman alıcı.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Toryumda dünya ikincisi, borda dünya birincisi olan Türkiye tabiatın ona verdiği bu zenginliği enerji ve teknoloji alanında kullanamıyor. Buna “varlık içinde yokluk” denir. Türkiye’ye yakışmıyor. Tekniğe ilgi ne halk içinde, ne orta sınıfta, ne varlıklı sınıfta yok denecek kadar az. Üniversitelerimizde Fizik, Kimya, Biyoloji bölümleri kapanıyor, kendimize gelelim.

Haberler hep kötü değil, iyi haberler de var: Büyükmıhçı Grubuna bağlı olarak Kayseri’de kurulan Bor Teknik A.Ş.’nin Genel Müdürü Murat Sert, yaptığı açıklamada, 3 yıl önce İTÜ ile bor madeniyle ilgili yaptıkları ar-ge çalışmaları sonucunda, bor türevlerinin üretimine başladıklarını söyledi. Savunma sanayine yönelik olarak başlattıkları çalışmaların başarı ile sonuçlandığını ifade eden Sert, şöyle konuştu: “Çalışmalarımız Türk Silahlı Kuvvetlerinin her kademesinden büyük destek aldık. Dünyada sadece Amerika’da iki firma tarafından üretilen ve zırh kaplamasında bir devrim kabul edilen, hafif olması nedeniyle tercih edilen bor karbürü kendi tesislerimizde, kendi makinalarımızla üretmeyi başardık. Yapılan testlerde ürünlerimizin son derece üstün vasıflarda olduğu ortaya çıktı. Ürünlerimiz askeri yetkililer tarafından incelendi ve olumlu rapor verildi”.

Doç. Dr. Çetin ERTEK (5 Mayıs 2012)
__________________________________________________
(1)  Türkiye’nin bor madenlerinden beklenilen derecede yararlanamamasının nedenleri üzerine yapılan Sebep-Sonuç Analizi, Üncü Ü.R. & Yerlikayalar Cevdet, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü.