6 Ekim 2018 Cumartesi

Duyuru: Toplantı saatlerinde değişiklik




KDP Cumartesi Sohbet Toplantıları'nın toplantı saatlerinde değişiklik yapılmıştır. Yeni düzenlemeye göre 6 Ekim 2018 tarihinden itibaren sonbahar - kış dönemi boyunca saat 15.30 - 17.30 saatleri arasında yapılacaktır.

Toplantı yeri her zaman olduğu gibi Caddebostan Kültür Merkezi'nde, ana girişin bir alt katında bulunan etkinlikler salonudur.


26 Eylül 2018 Çarşamba

Maslow'un Gereksinimler Hiyerarşisi Kuramının Holistik-Karakter Eğitimi Bağlamındaki Genel Çerçevesi (Mustafa Özcan, 26 Eylül 2018)


Maslow'un Gereksinimler Hiyerarşisi Kuramının Holistik-Karakter Eğitimi Bağlamındaki  Genel Çerçevesi 


Abraham Maslow’un “Gereksinmeler Hiyerarşisi Kuramı”nın (*) eğitsel amaç çerçevesinde kullanımı holistik eğitim bağlamında ele alındığında bunun bireyin öğrenme işlevine yönelik olarak en önemli katkısı “kendi-kendine-öğrenme” istemi için gereken holistik-bilgisellik kapsamında konuya özde yepyeni olan bir açılım getirmesidir. 
Öğrenilen yeni holistik bilgi ve bunun edinim tarzı ve de sonuçta elde edilen yaşam için gerekli teorik-pratik birikim öğrenen için ilkeler ve değerler kökenli bir karakter eğitimi ortaya koyabilmek ve böylece de hayatını olumsuzluklara karşı koruyabilmek için yepyeni bir açılım sağlamaktadır. 
Bu hedefin yerine getirilmesinde önemli bir etmen güdülenme bağlamında uygulanması gereken Amitai Etzioni’nin (**) tanımladığı karakter eğitimidir.  Öğrenenler bir Maslow’a göre güdülenirken öte yandan da Etzioni’nin tanımına uygun karakter eğitimini almış olaraktan holistik yaklaşımlı bir öz-öğrenme sürecinin akışı içinde yaşam sürdürme olanağına kavuşmuş olurlar.
Bu yaklaşım 21. yüzyıl eğitim sistemi üzerinde en büyük etkisi olan bir çözüm olacaktır. 
Ancak kendi kendine öğrenenin en yüksek düzeyli öğrenme potansiyeline ulaşma yeteneğine sahip olması için öğrenenin öğrenmeye en verimli biçimde yatkınlık kazanmış olması gerekmektedir. Bunu için de merak eden, bilgi ve bilmeyi öz-gerçekleştirim statüsüne yükseltmiş olmayı en yüksek değer olarak gören bir anlayışı (karakteri) edinmiş olması gerekmektedir.
Diğer bir deyişle öz-öğrenen olmak için yaşamsal gereksinmelerde fizyolojik, güvenlik, aidiyet, saygınlık, bilme-anlama ve estetik aşamalarını geçmiş olaraktan bilgisel                  öz-gerçekleştirim aşamasına ulaşmış olmanın gerektiğini de bu vesile ile aktarmanın yerinde olacağını düşünüyorum.
Mustafa Özcan (29 Eylül 2018)
____________




Bilim insanı (Latif Demirci - Hürriyet Gazetesi, 26 Eylül 2018)




Latif Demirci - Hürriyet Gazetesi (26 Eylül 2018)

25 Eylül 2018 Salı

SİSTEM TANIMI ve GENEL SİSTEM TEORİSİ (Tarık Akın, 25 Eylül 2018)


SİSTEM TANIMI

Sistem kelimesi, kullanıldığı bilim dalına göre değişik anlamlar içerir. Örneğin termodinamik biliminde enerji-güç bağlantılarını tanımlamak ve reel sistemlerin verimini ideal sistemler yardımıyla belirlemek, bütün çevrimleri fizik ile kimya yasalarına dayandırarak girdiler ile çıkan ürün arasındaki bağlantıları tarif etmek amacıyla sistem kabulleri yapılır. Elektronikte ise girdilerin ve çıktıların sinyallerden ve bilgilerden oluştuğu sistem tarifleri yapılır. Fiziksel sistemler dışında; felsefede dizge anlamında kurulmuş sistemler, sosyoloji ve ekonomi alanında ise insan gruplarını veya işletmeleri, çevresiyle ilişkiler bağlamında tarif eden ve bu etkileşimi irdeleyen sistem tarifleri vardır.

Hangi bilim dalına göre olursa olsun genel olarak sistem kavramı; içinde bulunduğu ortam ile ilişki içerisinde, kendini oluşturan elemanların birbirleri ile etkileşim içinde olduğu, sonuç olarak dışardan alınan materyal, enerji, sinyal veya bilgi ile bir ürün ortaya çıkaran ve bunu kendi başına (otonom) yapan mekanizmalardır.

ŞEKİL: SİSTEM YAPISI VE BİLEŞENLERİ



  

GENEL SİSTEM TEORİSİ

Sistem kavramının bu kadar geniş kapsamda kullanılması ile; tüm sistemlerin ortak özelliklerinin belirlenerek bir temele oturtulması ihtiyacı doğmuş ve Avusturya’lı biyolog Bertalanffy tarafından “Genel Sistem Teorisi” ortaya çıkarılmıştır.
Bu teoriye göre önce sistemler varoluş şekline göre “doğal sistemler” ve “soyut sistemler” olarak, sonra da işlevsellik özelliklerine göre “statik” ve “dinamik” olarak sınıflandırılmıştır.

GENEL SİSTEM TEORİSİNE GÖRE SİSTEMİN ANA UNSURLARI

Genel sistem teorisine göre bir sistemde olması gereken asgari yapısal ve işlevsel unsurlar, her bir sistemin sahip olması gereken ortak unsurlar olarak aşağıda sıralanmıştır:


ŞEKİL:SİSTEMİN ANA UNSURLARI

  




a)    Her bir sistemin içinde bulunduğu ortam ile sınırları vardır ve bu sınırlar üzerinden ortam ile materyal, enerji, sinyal ve bilgi alışverişi sağlanır.
b)    Sistemler sınırlar üzerinden aldıkları girdileri sistem bünyesinde operasyona tabi tutup, operasyon ile ortaya çıkan ürünü yine sistem sınırları üzerinden içinde bulundukları ortama verirler. Girdiler ve ürün de dahil çıktılar arasında matematiksel ilişki vardır, çıktılar girdilerin fonksiyonlarıdır.
c)    Sistem içerisinde elemanlar bulunur. Bu elemanlar arasında da matematiksel ifade edilebilen ilişkiler ve etkileşimler vardır. Çekirdek elemanlar olarak adlandırılma, bir önem sırasını değil,   bu elemanlar arasındaki ilişkinın basit matematiksel bağıntılar ile ifade edilebileceğini, diğer elemanların ilişki ve etkileşimlerinin, dolaylılık nedeniyle ancak üst dereceden matematiksel bağıntılar ile ifade edilebileceğini vurgular.
d)    Sistemler otonomdur, yani yürütmekte oldukları; girdiler, çıktılar ve sistem elemanları arasındaki ilişki ve operasyonları tamamen dışardan müdahale olmadan , bağımsız olarak gerçekleştirirler. Sistemler otonom olmalarına karşılık autark değildirler, yani devamlılık ve sürdürülebilirlik için kendi başlarına yeterli olmayıp, içinde bulundukları ortama bağımlıdırlar.
e)    Sistemlerdeki her bir operasyon, süreçlerin kayıpsız geri dönüşlü (tersinir) olmamasından dolayı, sistemde entropi artışına neden olur ve bu yüzden tüm sistemlerin etkinlik süreleri sonludur. Sistemlerdeki etkin olma durumunun olabildiğince uzun olması ve yıkıcı dış etkilere karşı koyması için. Tolerans mekanizmaları geliştirilmiştir. Toleranslar genelde iki aşamalı çalışır. Birinci aşamada, sistemi tehlikeye düşürecek yıkıcı güçleri elimine etmek için rezerv olarak saklanan; materyal, enerji ya da mekanizmalar devreye sokularak savunma yapılır. Ancak bazı durumlarda yıkıcı güçleri elimine etmek için mevcut rezervler yeterli olmazlar. Bu durumda ikinci aşama tolerans mekanizması devreye girer ve tolerans rezervlerinin yükseltilmesi işlevi başlar. Bu yapısal bir değişim anlamına gelir. Ancak canlılarda tüm yapı mevcut DNA kodları ile belirli ve değişmez olduğu için, ikinci aşama tolerans mekanizması sistemi kurtaramaz ve doğal seçilim devreye girerek tolerans seviyesi yüksek olanların hayatta kalmasını ve böylece sistemin evrimini sağlar.
f)     Sistemlerin içinde bulunan elemanlar da çoğu zaman bir alt sistemdir. Bu durumda üst sistem, alt sistemlerin bir toplamı olarak ve alt sistemlerin karakterlerinden bağımsız olarak, operasyonları yürüten otonom bir yapı olarak kendini gösterir. Örneğin insan; beden ve zihin alt sistemlerine eleman olarak sahip olan bir üst sistemdir. Beden ve zihin insan sisteminin alt sistemi olmalarına rağmen; beden solunum, dolaşım, üreme vs alt sistemlerinin üst sistemi; zihin de algı, düşünme, hissetme vs. alt sistemlerinin üst sistemidir.
Sistemlerin içiçeliği artıkça kompleks yapısı ve karmaşıklığı daha üst seviyelere doğru artış gösterir.
  
Tarık Akın (25 Eylül 2018)


6 Eylül 2018 Perşembe

Holistik Düşünce (Yavuz Özler)


Holistik Düşünce

Yaşadığımız günlere dikkatle baktığımızda, gördüklerimizin gerçek olmadığı, sadece birer görüntüden ibaret olduğu, olayların altında yatan ana sebepleri anlayabilmek, ona göre yaşantımıza, davranışlarımıza yön verebilmek, herhangi bir kayıp yaşamamak, keşke dememek durumunda olmalıyız. Bu durumda olabilmenin, bir bilgi birikimi ile yaşanabileceğini biliyoruz.

Ezoterik öğretinin ne olduğuna, simgeler ile verilişinin sebeplerine, yaratacağı düşünce zenginliğine dikkat, bizlerde farklılık yaratacaktır. İnsanlar, başlangıçta hiç yoksa fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından kurtulup, bir basamak yükselip, ait olma - sevgi ve saygınlık ihtiyaçlarını gidermelilerdir. Bu seviyeye ulaşabilmek için çok emek vermemiz gerekmektedir.

Buraya kadar olan bölgede tutunabilmek için fiziksel ve ruhsal yönlerde yapılacak çalışmalar ile sırasıyla mizaç - karakter  ve kişilik özelliklerimizi gelişerek bilinçaltı - bilinç bölgelerimizde, denge içinde olmamız, iç ve dış yaşantımızın birbirine uyumlu olmasını sağlamamız, sağlığımız açısından faydalı olacaktır.

Büyüklerimizin söylediği gibi '' sağlam kafa sağlam vücutta bulunur '' , '' olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol '' da belirtilmek istendiği gibi yaşamalı, denge halini kaybederek MASKE takmak durumunda kalmamalıyız.  

Problemlerimizi, tatminsizliğimizi, denge ortamı içinde çözümlemek için durumumuzu holistik bir gözle inceleyerek, boşluk - endişe - öfke - intihar sürecinden uzaklaşmak becerisinde bulunabiliriz.

Yapılacak HOLİSTİK TERAPİ her adımda sosyal, fiziksel, zihinsel, duygusal ( psikolojik ) bölümleri ihtiva edecektir.

BOŞLUK ve tatminsizlik ile başlayıp, oluşan ENDİŞE den kurtulup, iyileşmeye geçerek HUZUR'u bularak, düşünme ve hareketlenme ile ihtiyaçlarımızın son seviyesi olan HOLİSTİK YARATICILIK'a ulaşmak mümkün olacaktır.
 
Kadıköy Düşünce Platformu ile ulaştığım Holistik - Bütünsel Bilgi ÖZETİ'nin bana verdiği sonuç; hastalık yoktur, hasta vardır sözü örneği.

HOLİSTİK, maddiyattan başlayıp, özgerçekleştirme ( bireysel psikoloji ) ye olan süreç, Sibernetik, Sistem Teorisi, Sistem Bilim ( hiyerarşi ) , Sosyal Teoriler ve Karmaşık Sistemler Akışı içinde  HOLİSTİK DEVRİM ini, BÜTÜNSEL YARATIM'ını  yaratarak sürdürecektir,

Sözlerimin bir kehanet olmadığını, araştırarak bazı yazıtlarda görmeniz mümkün olacaktır.

Tarafıma gelen Pazar Sabahlarını aktarıp, birkaç söz ekleyerek huzurlarınızdan çekileceğim, 

-  Farkındalık, psikolojiktir,
-  Çatışma ile diyalektik doğar,
-  Detaya girince TEZ / ANTİTEZ i kaybedersin,
-  Maneviyatınız, miras alınmamalı, keşfedilmelidir,
-  Diyalektik insanı geliştirir,
-  Eğitimin %80 i tekrardır,   

Yaratıcılık Dolu Günler Dilerim, 

Yavuz Özler


30 Ağustos 2018 Perşembe

DPT’li Güngör Uras...(Selçuk Maruflu) (*)



DPT’li Güngör Uras...      
Biz Devlet Planlama Teşkilatı mensupları uzmanlar olarak 35 yıldır İstanbul’da her ayın ilk Cuma günü muntazaman toplanır, yemek yer ve ayni zamanda dünya ve Türkiye sorunlarını konuşuruz. Bu toplantılarımızın son on-onbeş yıldır en müdavimi Güngör Uras ve zarif eşi Mülkiyeli-DPT’li Nuran Uras’tır. Güngör Üstat Mülkiye’yi bitirdikten sonra DPT’ye intisap etti. Orada yıllarca birlikte çalıştık. Çok zor bir sınavla girilen, herkese nasip olmayan DPT bizler için adeta ikinci bir Mülkiye idi. DPT uzmanlarının büyük çoğunluğu 1980’lerin öncesine kadar Mülkiye kökenli idi. DPT’nin 1980 öncesindeki ilk etkin döneminde Orel, Torun, Müezzinoğlu, Özal, Aytür, Cantürk, Kuruç; asaleten müsteşarlarımız idiler.
Ancak bilinir ki, Devlet Planlama Teşkilatı’nda en önemli makam ve unvan “Sektör Uzmanlığı”dır. 
Biz sektörlere bakan uzmanlar olarak konularımızı herkesten iyi bilir, öyle çalışırdık. DPT Planlama Uzmanı Güngör Uras’ın kalkınma planlarının, yıllık programların hazırlanıp uygulanmasında büyük katkıları olmuştur. “Devlet Sektörü”nü çok iyi gözlemlemiştir. Daha sonra intisap ettiği, özel sektörde [TÜSİAD/Sabancı Holding], bu sektörü de çok iyi tanıdı. Ardından gazeteciliği ve öğretim üyeliğini sürdürdü. Güngör Uras, birçok kişiyi tanır, birçok kurum ve kuruluşla temas içinde olurdu. Herkesin sevgisini kazanmıştı. Ancak, kendisini, en rahat, samimi ortamda hissettiği yer “Planlamacılar Toplantıları” idi. Biz bu toplantılarda her şeyi konuşur, fikir ve öneriler geliştiririz. Güngör Üstat son olarak 2018 Nisan ayındaki toplantıda muhteşem bir sunuş yapmıştı. Üstat basın ve medyada ifade edemediklerini “Plancılar”ın samimi ortamında anlattırdı. Güngör’ün vasıfları konusunda birçok kişi basın/medyada yazı yazdı. Güngör gerçekten de fevkalade zor konuları basite irca ederek nefis olarak anlaşılabilir bir üslup ile anlatırdı.  Rahatsızlandı; ancak bizler ona ölümü hiç yakıştıramadık. 19 Ağustos 2018 günü takdir-i ilahi ile Hakk’a yürüdü... Cenazede kendisi ile çalışan bir TV’ci Bayan Güngör ile ilgili olarak birçok kişiye mikrofon tuttu. Ne yazık ki, Güngör’ün en fazla önem verdiği kendisini mesut ve bahtiyar hissettiği DPT’lilerden görüş, intiba almadı. Oysa Güngör Üstadın en çok iftihar ettiği unvan, “Planlama Uzmanlığı” idi. 
“BizPlancılar” son yıllarda kaçınılmaz kayıplar verdik: Prof. Besim Üstünel, Prof. Atila Karaosmanoğlu ve Prof. Güngör Uras. Anayasal bir kuruluş olarak Türkiye’de Planlı Kalkınma dönemini başlatan, yürüten Devlet Planlama Teşkilatı için son yıllarda uygun görülen muamele hüzün ve hicap vericidir. DPT önce sıradan bir Bakanlığa dönüştürülmüş, ardından da “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nde kurum olarak tümüyle kaybolurken 70 yıla varan bir birikim ve deneyim heba olup gitmiştir. ”Biz Plancılar” bundan büyük yeis duyuyoruz. Eminim ki, DPT mensubu olan Güngör Üstat da ebedi istirahatgahında bu durumdan muazzep oluyordur! 

Selçuk Maruflu
___________

(*) DPT Eski Mensubu 


13 Ağustos 2018 Pazartesi

Okumak ve düşünmek (Doğan Kuban, HBT 124. Sayısı)


Okumak ve düşünmek


Sevgili okurlar: Bazı HBT okuyucuları, tavsiye edebileceğim 10 kitap adı vermemi istemişler. Yaşı 92’ye gelmiş ve kitaplığında 10-15 bin kitap bulunan benim gibi bir yazar için yanıt vermesi olanaksız bir soru. Okuyan kaç yaşında, ne kadar okumuş, mesleği ne? Bu okuyucuların her birine değişik listeler yapmak gerekir.

Bu soruyu ‘Kuban neler okuyor?’ biçimine çevirirsek on yazar adı verebilirim. Kitapların adlarını hatırlayamam. Fakat arayınca bulabilirim. Bir başka soru daha var: Neleri severek okumuş, şimdi ne okuyor? Bunun yanıtı başka; eğer ‘Bana şimdi faydalı olanları tavsiye etsin!’ denirse yanıtlar başka. 
Bunları düşününce, benim vazgeçmediğim başucu kitaplarımı ve son okuduğum kitapları düşündüm. Fakat bir başka engel de önerilerimi zora soktu. Çünkü genelde yabancı dillerde kitaplar okuyorum. 
Bütün bu karışık düşünceleri aklımdan geçirdikten sonra okurlara belli bir yaştan sonra, her zaman okumaktan hoşlanacakları on kitap seçmelerini öneriyorum. 
Burada kimleri öneriyorum 
Burada önerilen bütün yazarlar, çok zeki, güzel yazan ve okuru genelde çok olanlar. 
Önce Filozoflar: Bunlar çok eski tarihlere uzanmamalı: Arthur Schopenhauer, Ludwig Wittgenstein, Hanna Arendt, Montaigne... 
Yazarlar: Yaşar Kemal, Tolstoy, Stefan Zweig, Arthur Koestler, Camus, James Joyce, André Gide, Robert Musil.
Türkiye’nin yakın geçmişi için: Ahmet Hamdi Tanpınar. 
Osmanlı düşünsel geçmişi için: Adnan Adıvar, 
Cumhuriyet dönemi çağdaşlaşması için: Niyazi Berkes. 
Bu kitaplara yüzlercesi eklenebilir. Fakat bir kitabı okumak çeşitli amaçlarla olur. Öğrenmek için okuyorsanız elinizde bir defter ve kalem olur. Kitabın içeriğini ve yazarın amacını, kendi yazdığından öğrenin. Çünkü kitabın adı sadece bir işarettir. Her kitapta yazarın vurguladığı konularla, okurun ilgi duyduğu konular aynı değildir. Yazar sizi burnunuza zincir bağlayıp çekmemelidir. 
Kitapları anlayarak ve düşünerek okumak bir sistematiğe bağlanırsa, o zaman, içindeki bazı kavramlar, tanımlar size bütün yaşamınızca arkadaş olur. Bu ilgili konularda başka kitaplar okuduğunuz zaman bir şeyi yapmaya hazır olacağınız anlamı taşır. 
Yaşamınız aldığınız her kitabı okumaya yetmez. Fakat tecrübeniz arttıkça bir kitabın içeriğini kavramak kolaylaşır. Kitap sizin bahçenizin çiçeği olduğu zaman ondan koparılacak çiçeklerle yapacağınız buketlerin sayısı artar. Ve çiçek bahçeniz yaşamınızın en önemli bileşeni olabilir. 
Makinenin ansiklopedik özeti 
Sevgili okurlar, Son zamanlarda cebinizdeki telefonun ya da internetinizin en büyük kitaplığı bile içerdiği, istediğiniz kitabın tümünü orada okuyabileceğiniz yazılı. Böyle bir şey hiç yapmadığım için bu konuda deneyimim ve tavsiyem yok. Fakat bu konuya telefon ve internetin kapasitesi açısından değil, çocukluğumdan bu yana alıştığım bir ilişki bağlamında bakarsam, bu yeni araçlar bende sempati uyandırmıyor.

Günümüzde, Tokyo’ya gitmek uçak yerine at ya da deve kervanı tercih etmiyoruz. Fakat Marco Polo gibi kervanla Kubilay Han’ın başkentine gitseydiniz, dünyayı ve Asya bozkırlarını bin kez fazla öğrenirdiniz. Başkalarının gezilerini de internette okuyarak ve resimlere bakarak öğrenirsiniz. Bunlar başka yaşam deneyimleri. Çağdaş insan, elektronik dünyada belki yaşam deneyimini artırıyor. Fakat arada bir araç olunca o deney sizin deneyiniz değil, makinenin size sunduğu bir ansiklopedik özet oluyor. 
Louvre Müzesini de, Floransa’yı da, Mona Lisa’yı da Michelangelo’nun David’ini de internette görebilirsiniz. Eskiden fotoğraf da bu ödevi görüyordu. Bunun büyük bir kolaylık olduğu açık. Fakat bu, David’in heykelini Floransa’da görmek değil. 
Montaigne’nin “Denemeleri” 
Genç yaşımdan bu yana Michel de Montaigne’nin “Denemeleri” başucu kitabımdır. Param olsaydı onun daha eski baskılarını da alırdım. Ünlü kitaplar, büyük bir zekanın insan davranışları ve doğa karşısında insan düşüncesini aydınlattığı ışıklardır. O düşüncenin varlığı, genelde onu öğrenenden daha üst algı basamaklarındadır. İnsanlar eskiden ünlü bir Aziz’in sözlerini dinlemek için yollara düşerlerdi. Geçen yüzyıllarda tasarlanan bazen altından yazılı, sultanlar için minyatürlerle bezenmiş, sanat yapıtı kitap ciltleri, kitaba değil düşünceye saygının işareti idi. Şimdi, öğretim bir ticarethane, hocalar bakkallara dönüştü. Bilgiyi kese kâğıdına doldurmuyorlar, ama internette çok ucuza satıyorlar. 
Yazı, insanoğlunun varlığının hayvanlardan daha yetenekli olduğunu kanıtladı. Onu kullanmasını daha iyi öğrenen toplumlar da ötekilerden daha uygar oluyor. Türkiye dünya istatistiklerine bakınca, internetin üniversite öğretimine eşit olduğu ülkelerden biri olacak. Biz öncü sanayileri üretecek güçte olmadıkça, internet cebimizde taşıdığımız kurtarıcı olacak. İnternet bizim için bilim sınırı ise, çağdaş teknik ve düşüncenin beynini yıkayarak kendisine köle yapmak isteyeceği toplumlar bizim gibiler olacak. 
Kitap, dünyayı tanımakta size bir adım fazla artıracak tek araçtır. Fakat bunu kitap olduğu için değil, yazarı dünya ile sizin aklınıza gelmeyen bir ilişkiyi aydınlatan bir düşünce içerdiği için yapar. Böyle bir düşünce kitaba da basılabilir, internette de olabilir. 
Fakat derin ve güzel bir yaşam analizinin saat gibi cebinize duran bir alet içinde değil, sizinle sohbet eden estetik bir ortamda olması uygar insana daha yakışan bir konumdur. Bu ortam kitaptır. 
Yaratılan sadece bir hayal 
Uygarlık bugün kaypak bir düzeyde. Sömürücü üreticilerin, insanlığın uygarlık gösterisi olarak yüzyıllardır taçlandırdığı bir etkinliği telefona sıkıştırması, bilinçsiz kalabalıkta bilginin ayağına geldiği imgesini yaratıyor. Köyden gelen az düşünüre, birden çağdaş bilginin sahibi olduğu kanısı veriyor. Onlar da düşünce topalı olarak dünya ile yarışa girdiklerini sanıyorlar. 
Türkiye’de özel üniversitelerin kitaplıklarında, en iyilerinde, öğrenci başına 40 kitap düşüyormuş. En yüksek kitap sayısı 40 bin civarında. Bazı tabela üniversitelerinin kitaplığında sadece 2000 kitap var. Bunları YÖK yayınladı. 
Wittgenstein bir aforizmasında ‘İnsan, beynini boş şeylerle doldurmamalı’ der. 
Burada ‘boş şey’ nedir? Dünya istatistiklerinde en az kitap okuyanlar arasında başı çeken Türkiye var. 
Sevgili okurlar, çağdaş iletişim, internet harika buluşlar. Dünya kalabalıklaştıkça insanın hayatta kalması için her etkinliğin (öğrenmek de dahil) basitleşmesi gerek. İnsanların değil, aletlerin gelişmesi daha önemli. 
Sonunda şimdi yaratmaya başladıkları insan robotları düşünmenin en aşağı derecesine indirdikleri zaman, bildiğimiz dünya ve insan yok olacak. Belki doğa da, insanlığı ve canlı hayatı ısıtarak, kaynatarak yok eder. 
Fiziksel olarak kitaba, bir nostalji olarak bakmayın. evrimin yaşama koyduğu sınır içinde, kitap gibi insanın yarattığı en güzel ürünün sanat eseri gibi korunmasının bir uygarlık jesti olduğunu düşünebilirsiniz. 
Sevgili okurlar, 
Kitap sadece bir araç değildir. Kitap binlerce, yüzlerce yıl önce yaşamış bir zekâ ile birlikte yaşamaktır. 

Doğan Kuban


(Herkese Bilim Teknoloji Dergisi, 124. Sayısı)