16 Ağustos 2023 Çarşamba

Toplumsal Bellek (2) (Yavuz Özler)

Toplumsal Bellek (2)

Toplumsal (sosyal) bellek, Maurice Halbwachs’a göre; grup kimlikleri tarafından yapılandırılmış olan belleğin, bireylerin çocuklukları, komşuluk ve ortak ilişkileri, ortak politik veya ticari yaşamları, yani muhtemel belli kesişme noktaları olan, kişilerin oluşturdukları bir bellek türüdür. Bunun gibi toplumsal bellek üzerine yapılan çalışmalarda daha çok, toplumsal belleğin; ‘bir grubun ortak deneyim ve yaşam biçiminin sonucu olarak gelişen anıların toplanmasıdır denebilir. 


Farklılıklar ise anıların, kalıplanmasından kaynaklanmaktadır. Toplumsal yaşamın temel unsurları, bireyin de içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, kültürel, inançlar, bilim ve hukuk yapısı gibi olgulardır. İktidarlar denetim, gözetim ve disiplini temin edebilmek için bu olguları birey ve dolayısıyla toplum üzerinde, sınırları daraltarak uygularlar. Foucault bu davranışı, panoptikon kavramıyla açıklayıp, egemen gücün bireyin, dolayısıyla toplumun üzerinde olabildiğince kuvvetli etkisi olduğunu anlatır. Hapishanenin doğuşu isimli kitabında Foucault, panoptikonu anlatırken, merkezde bir kule, çevrede halka halinde bir bina, çevre bina her biri, içe kuleye karşı bakan, diğeri ışığın içeri girmesini sağlayan ikişer pencereleri olan, hücreler halinde bölünmüş bir mimari yapı tarzıdır. Yapı, düşünce ve sosyal yapının şekillendirilmesi simgeselliğiyle, Toplum içinde, özgürce hareket ederek ortak bir bellek oluşturulması ve farkına varmadan bu sistemde düşüncenin gelişip, değişip ortaya koyulmasıdır.                                          .      


Modernlikte, çıkar ve denetim gibi kavramlar, özerklik ve egemenlik düşüncelerinin birbirine karışması sonucunu doğurmuştur. Doğa, toplumsal ilişkilerde denetleme çıkarı, karşı gelinemez şekilde, kendi kendini haklı çıkaracak nitelikte gelişmiş ve sonuçlanmıştır. Modern insan, birey olma sürecinde, belirlenen ideoloji etrafında, kendi düşüncelerinden uzaklaşarak yaşar. İdeoloji kavramı, bireylerin, devletin denetimi altında tutulduğunun göstergesidir.        


Yaşanılan anın değer kazanabilmesi için dönüp bir geçmişe bakmak gerekir. Toplumsal bellek; mevcut iktidar, güç ve ideolojiye göre hâkim düzenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden kurgulanır. Bu durumda kaçınılmaz olarak bireylerin belleklerini, istenilen yönde yönlendirebilme fırsatı da beraberinde sunulmuş olacaktır. Bunu başarabilmek, sorgulamayı tam yapabilmek, adil olmaktır. Luis Bunuel’in sözleriyle; “belleğimiz; tutarlılığımız, aklımız, duygumuz, hatta eylemimizdir. Onsuz birer hiçiz…”                                                                                  .      


Kolektif belleği, tarihle karıştırmamak gerekir. Geçmişte yaşanmış, toplumu etkilemiş olaylar, tarih sayfaları arasında kendine yol bulur. Toplumsal bellek ise tarihte yaşanan olayların, canlı tutulmasını sağlamak için, yaşayan grupla var olan, bilinçli olarak yapılan, adeta somut kimlik mahiyetinde bir örgütlenmedir. Tarih soyuttur. Genelde bellek, onu taşıyanlarla birlikte var olur, sadece gerçek ve yaşayan bir grupla ilişkilendirilebilen somut bir kimliktir. Somut olmayan bir durumun ortaya çıkmasıyla, toplumsal bellek yerine, tarihten bahsetmek gerekir. Tarihte objektifliği sağlayabilmek, doğru görüntü alabilmek için, olayların dışında kalmak, doğru çalışma yapmak demektir. Toplumsal bellek ise, geçmişle şimdi arasında köprü kurarak, geçmişi, şimdide canlı tutar. Bir şeyi hatırlamak, başkalarının belleğinin yardımını almaktır. Ne kadar kişisel, özel olursa olsun, tanık olduğumuz olayları anımsamamız, pek çok kişinin de sahip olduğu sözler, tarihler, kişiler, konuşma-dil biçimlerinin meydana getirdiği, düşünceler kümesiyle ilişki içinde gerçekleşmektedir. 


Toplumsal bellek, aynı anı ve düşüncelerin, bir ortak bilinç etrafında, bir arada toplanmasıdır. Kişisel bellek ve toplumsal hafıza arasındaki farklılık görecelidir. Kolektif bilinç, herhangi bir insan düşüncesinden bağımsız olarak gelişir. İnsanlar ait oldukları toplumsal grupların oluşturduğu kendi dünya görüşleriyle,  iletişim yoluyla kurdukları geçmişin karşılaştırılan yeni sürümüyle bireysellikten, toplumsal varlığa geçmiştir. İnsanın anıları, hatırlama süreci, O’nun köklerini de kapsar. Bireysel bellek, kişinin anılarından ziyade, toplum içinde, birlikte yaşadığı, ortak paylaşımlarına, deneyimlediklerine göre şekillenir.                      


Günümüzde eğitim, yönetimin isteği doğrultusunda, yoğun bir şekilde, rasyonellikten uzak olarak, Diyanet işbirliği içinde, okul öncesi dönemden başlatılarak, uygulanmaktadır.


Yavuz Özler



Toplumsal Belek (1) (Yavuz Özler)

Toplumsal Bellek (1)

Bellek, Türk Dil Kurumu’na göre yaşananları, öğrenilen konuları ve bu konuların geçmişle olan bağlantılarını saklama gücü, dağarcık, akıl, hafıza, zihin, Bilgisayarda ise değişmeyen verileri toplayan bölüm. Bu tarifle belleğin, geçmişten gelen birikimlerin aktarılmasıyla oluştuğu ve gelecekle arasında köprü kuran, şimdiki yerdir.

Başlıkta yer alan kelime olan toplum’un ne olduğu konusu üzerinde burada durulmayacaktır. Toplumsal bellek öncelikle zihnimizde, yazısız – yazılı hukuk – etik kuralları, dil’leri, yaşam biçimleri,  gelenek – görenekleri ve bazı değerleriyle bir kültür kavramı olarak kendini gösterir. Kültür ve toplumu, birbirinden ayırarak düşünmek anlamlı olmaz. İnsanın yaşadığı olaylar, aldığı kararlar ve eylemlerle üzerinde kalan izlerin, sonradan, gerektiğinde hatırlanmak üzere, bilinçli olarak arşivlendiği yerdir Bellek.       

Zayıf, eski, önemi kalmadı, o eskidendi gibi yakıştırmalarla, başına hep eklenilen yeni Türkiye’ deki gibi yeni kelimesini eklemekle, çok istenen, geçmişle bağı koparmak gerçekleşmediği gibi, çözüm bekleyen problemler için birikimlere, bütünsel bilgiye ve liyakate gereksinim olmaktadır. Kaldı ki insanı, diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik zihni ve aklı olmasıdır.     

Geçmişle bugün arasında bağlantı kuran yapı, şimdiki zamandır. Geçmişle bağların tamamen koparılmasının mümkün olmadığı, her türlü hesaplaşmanın yapılabilmesi, geleceğe güvenle bakılabilmesi, geleceğin sağlam bir zemin üzerinde olması, sağlıklı bir ortam olması için, geçmişte yapılan her türlü yanlışlara rağmen şeffaf bir topluma ihtiyaç olacaktır.    

İnsana sürekli olarak vaat edilen haz ve mutluluğu bulamayan insan, geçmişiyle bağ kurmaya çalışır ve içinde bulunduğu teknolojiye bağlı olarak üç veya daha fazla kuşak ötesine ulaşmaya çalışır.     

Kitle iletişim araçlarının, yaşamımızın her anında boy göstermesi, tarihin - geçmişin öğrenilmesinde - alınacak kesitlerdeki ideolojilerin arkasında hangi çarkların dönüğünün farkına bile varmayacak, beleklerin çeşitli manüplasyonlara hedef olması riskini de birlikte yaşayacaktır.         .  . .      

Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki köprüdür. Kimliğin oluşmasında, insanın zamanda kök salmasında, insanın varoluşunda, özel bir yer tutar. Toplumsal bir varlık olan insan, bir yanda kendi yarattığı değerleri sürdürmeyi, diğer tarafta birlikte yaşamanın güçlüklerini aşmaya çalışmıştır. İnsanın, doğa ve bilinmezlerle ortaya çıkan, var olmanın gereği olan kültürel davranışlar, gelecek kuşaklara aktarılmaya çalışılmıştır. Belleğin devreye girmesi, simgesel olarak geleceğe yazılan bir mektup niteliğindedir. Aktarılan birikimler toplumu bir arada tutacak harçtır. Toplumsal bellek bireysel hafızalarla birlikte, hafıza oluşturan öğe ve mekânlara da dayanır. Hafıza kavramının yaşadığı yükseliş, hafızanın baş kaldırışı gibi parolalarla nitelenen dönem, 1980 lerin kültürel, sosyal, ve ekonomik ortamının sonucudur. Güney Afrika’daki ırkçı rejimin çökmesi, Sovyetler Birliğinin dağılması, Güney Amerika’da askeri diktatörlüklerin çözülmesi, toplumların geçmişleriyle hesaplaşması ve bir değişim sürecine girmelerinin anlatımıydı.  

Huyssen ‘’Bu durum belleğe ilişkin saplantılarımızın, bir tepki oluşturmasıdır’’. Artık bellek, tüketimin, demir parmaklıklı düzenin bir yadsınması değil, kapitalist düzene karşı yaşamsal ve güç veren bir panzehirdir.       

Hafızanın yükselişi, bir manada, modernleşmenin yarattığı hıza karşı, bireylerin tutunma ve mücadelesidir. Toplumda oluşan boşluklar, geçmiş ile doldurulmaya çalışılır, geçmişin gittikçe kaybolan temsili, şimdiye bağlama çabasıdır.

Yavuz Özler