Yavuz Özler yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yavuz Özler yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2023 Çarşamba

Toplumsal Bellek (2) (Yavuz Özler)

Toplumsal Bellek (2)

Toplumsal (sosyal) bellek, Maurice Halbwachs’a göre; grup kimlikleri tarafından yapılandırılmış olan belleğin, bireylerin çocuklukları, komşuluk ve ortak ilişkileri, ortak politik veya ticari yaşamları, yani muhtemel belli kesişme noktaları olan, kişilerin oluşturdukları bir bellek türüdür. Bunun gibi toplumsal bellek üzerine yapılan çalışmalarda daha çok, toplumsal belleğin; ‘bir grubun ortak deneyim ve yaşam biçiminin sonucu olarak gelişen anıların toplanmasıdır denebilir. 


Farklılıklar ise anıların, kalıplanmasından kaynaklanmaktadır. Toplumsal yaşamın temel unsurları, bireyin de içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, kültürel, inançlar, bilim ve hukuk yapısı gibi olgulardır. İktidarlar denetim, gözetim ve disiplini temin edebilmek için bu olguları birey ve dolayısıyla toplum üzerinde, sınırları daraltarak uygularlar. Foucault bu davranışı, panoptikon kavramıyla açıklayıp, egemen gücün bireyin, dolayısıyla toplumun üzerinde olabildiğince kuvvetli etkisi olduğunu anlatır. Hapishanenin doğuşu isimli kitabında Foucault, panoptikonu anlatırken, merkezde bir kule, çevrede halka halinde bir bina, çevre bina her biri, içe kuleye karşı bakan, diğeri ışığın içeri girmesini sağlayan ikişer pencereleri olan, hücreler halinde bölünmüş bir mimari yapı tarzıdır. Yapı, düşünce ve sosyal yapının şekillendirilmesi simgeselliğiyle, Toplum içinde, özgürce hareket ederek ortak bir bellek oluşturulması ve farkına varmadan bu sistemde düşüncenin gelişip, değişip ortaya koyulmasıdır.                                          .      


Modernlikte, çıkar ve denetim gibi kavramlar, özerklik ve egemenlik düşüncelerinin birbirine karışması sonucunu doğurmuştur. Doğa, toplumsal ilişkilerde denetleme çıkarı, karşı gelinemez şekilde, kendi kendini haklı çıkaracak nitelikte gelişmiş ve sonuçlanmıştır. Modern insan, birey olma sürecinde, belirlenen ideoloji etrafında, kendi düşüncelerinden uzaklaşarak yaşar. İdeoloji kavramı, bireylerin, devletin denetimi altında tutulduğunun göstergesidir.        


Yaşanılan anın değer kazanabilmesi için dönüp bir geçmişe bakmak gerekir. Toplumsal bellek; mevcut iktidar, güç ve ideolojiye göre hâkim düzenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden kurgulanır. Bu durumda kaçınılmaz olarak bireylerin belleklerini, istenilen yönde yönlendirebilme fırsatı da beraberinde sunulmuş olacaktır. Bunu başarabilmek, sorgulamayı tam yapabilmek, adil olmaktır. Luis Bunuel’in sözleriyle; “belleğimiz; tutarlılığımız, aklımız, duygumuz, hatta eylemimizdir. Onsuz birer hiçiz…”                                                                                  .      


Kolektif belleği, tarihle karıştırmamak gerekir. Geçmişte yaşanmış, toplumu etkilemiş olaylar, tarih sayfaları arasında kendine yol bulur. Toplumsal bellek ise tarihte yaşanan olayların, canlı tutulmasını sağlamak için, yaşayan grupla var olan, bilinçli olarak yapılan, adeta somut kimlik mahiyetinde bir örgütlenmedir. Tarih soyuttur. Genelde bellek, onu taşıyanlarla birlikte var olur, sadece gerçek ve yaşayan bir grupla ilişkilendirilebilen somut bir kimliktir. Somut olmayan bir durumun ortaya çıkmasıyla, toplumsal bellek yerine, tarihten bahsetmek gerekir. Tarihte objektifliği sağlayabilmek, doğru görüntü alabilmek için, olayların dışında kalmak, doğru çalışma yapmak demektir. Toplumsal bellek ise, geçmişle şimdi arasında köprü kurarak, geçmişi, şimdide canlı tutar. Bir şeyi hatırlamak, başkalarının belleğinin yardımını almaktır. Ne kadar kişisel, özel olursa olsun, tanık olduğumuz olayları anımsamamız, pek çok kişinin de sahip olduğu sözler, tarihler, kişiler, konuşma-dil biçimlerinin meydana getirdiği, düşünceler kümesiyle ilişki içinde gerçekleşmektedir. 


Toplumsal bellek, aynı anı ve düşüncelerin, bir ortak bilinç etrafında, bir arada toplanmasıdır. Kişisel bellek ve toplumsal hafıza arasındaki farklılık görecelidir. Kolektif bilinç, herhangi bir insan düşüncesinden bağımsız olarak gelişir. İnsanlar ait oldukları toplumsal grupların oluşturduğu kendi dünya görüşleriyle,  iletişim yoluyla kurdukları geçmişin karşılaştırılan yeni sürümüyle bireysellikten, toplumsal varlığa geçmiştir. İnsanın anıları, hatırlama süreci, O’nun köklerini de kapsar. Bireysel bellek, kişinin anılarından ziyade, toplum içinde, birlikte yaşadığı, ortak paylaşımlarına, deneyimlediklerine göre şekillenir.                      


Günümüzde eğitim, yönetimin isteği doğrultusunda, yoğun bir şekilde, rasyonellikten uzak olarak, Diyanet işbirliği içinde, okul öncesi dönemden başlatılarak, uygulanmaktadır.


Yavuz Özler



Toplumsal Belek (1) (Yavuz Özler)

Toplumsal Bellek (1)

Bellek, Türk Dil Kurumu’na göre yaşananları, öğrenilen konuları ve bu konuların geçmişle olan bağlantılarını saklama gücü, dağarcık, akıl, hafıza, zihin, Bilgisayarda ise değişmeyen verileri toplayan bölüm. Bu tarifle belleğin, geçmişten gelen birikimlerin aktarılmasıyla oluştuğu ve gelecekle arasında köprü kuran, şimdiki yerdir.

Başlıkta yer alan kelime olan toplum’un ne olduğu konusu üzerinde burada durulmayacaktır. Toplumsal bellek öncelikle zihnimizde, yazısız – yazılı hukuk – etik kuralları, dil’leri, yaşam biçimleri,  gelenek – görenekleri ve bazı değerleriyle bir kültür kavramı olarak kendini gösterir. Kültür ve toplumu, birbirinden ayırarak düşünmek anlamlı olmaz. İnsanın yaşadığı olaylar, aldığı kararlar ve eylemlerle üzerinde kalan izlerin, sonradan, gerektiğinde hatırlanmak üzere, bilinçli olarak arşivlendiği yerdir Bellek.       

Zayıf, eski, önemi kalmadı, o eskidendi gibi yakıştırmalarla, başına hep eklenilen yeni Türkiye’ deki gibi yeni kelimesini eklemekle, çok istenen, geçmişle bağı koparmak gerçekleşmediği gibi, çözüm bekleyen problemler için birikimlere, bütünsel bilgiye ve liyakate gereksinim olmaktadır. Kaldı ki insanı, diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik zihni ve aklı olmasıdır.     

Geçmişle bugün arasında bağlantı kuran yapı, şimdiki zamandır. Geçmişle bağların tamamen koparılmasının mümkün olmadığı, her türlü hesaplaşmanın yapılabilmesi, geleceğe güvenle bakılabilmesi, geleceğin sağlam bir zemin üzerinde olması, sağlıklı bir ortam olması için, geçmişte yapılan her türlü yanlışlara rağmen şeffaf bir topluma ihtiyaç olacaktır.    

İnsana sürekli olarak vaat edilen haz ve mutluluğu bulamayan insan, geçmişiyle bağ kurmaya çalışır ve içinde bulunduğu teknolojiye bağlı olarak üç veya daha fazla kuşak ötesine ulaşmaya çalışır.     

Kitle iletişim araçlarının, yaşamımızın her anında boy göstermesi, tarihin - geçmişin öğrenilmesinde - alınacak kesitlerdeki ideolojilerin arkasında hangi çarkların dönüğünün farkına bile varmayacak, beleklerin çeşitli manüplasyonlara hedef olması riskini de birlikte yaşayacaktır.         .  . .      

Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki köprüdür. Kimliğin oluşmasında, insanın zamanda kök salmasında, insanın varoluşunda, özel bir yer tutar. Toplumsal bir varlık olan insan, bir yanda kendi yarattığı değerleri sürdürmeyi, diğer tarafta birlikte yaşamanın güçlüklerini aşmaya çalışmıştır. İnsanın, doğa ve bilinmezlerle ortaya çıkan, var olmanın gereği olan kültürel davranışlar, gelecek kuşaklara aktarılmaya çalışılmıştır. Belleğin devreye girmesi, simgesel olarak geleceğe yazılan bir mektup niteliğindedir. Aktarılan birikimler toplumu bir arada tutacak harçtır. Toplumsal bellek bireysel hafızalarla birlikte, hafıza oluşturan öğe ve mekânlara da dayanır. Hafıza kavramının yaşadığı yükseliş, hafızanın baş kaldırışı gibi parolalarla nitelenen dönem, 1980 lerin kültürel, sosyal, ve ekonomik ortamının sonucudur. Güney Afrika’daki ırkçı rejimin çökmesi, Sovyetler Birliğinin dağılması, Güney Amerika’da askeri diktatörlüklerin çözülmesi, toplumların geçmişleriyle hesaplaşması ve bir değişim sürecine girmelerinin anlatımıydı.  

Huyssen ‘’Bu durum belleğe ilişkin saplantılarımızın, bir tepki oluşturmasıdır’’. Artık bellek, tüketimin, demir parmaklıklı düzenin bir yadsınması değil, kapitalist düzene karşı yaşamsal ve güç veren bir panzehirdir.       

Hafızanın yükselişi, bir manada, modernleşmenin yarattığı hıza karşı, bireylerin tutunma ve mücadelesidir. Toplumda oluşan boşluklar, geçmiş ile doldurulmaya çalışılır, geçmişin gittikçe kaybolan temsili, şimdiye bağlama çabasıdır.

Yavuz Özler



15 Ağustos 2021 Pazar

Nereye Gidiyoruz? (Yavuz Özler, 15 Ağustos 2021)


Nereye Gidiyoruz?

Pareto, sosyal antlaşma eserinde, insan eylemlerini, mantıksal ve mantıksal olmayanlar olmak üzere iki sınıfa ayırır. Amacında birleşen, hem öznel hem de nesnel olan eylem mantıksal, diğer tüm eylemler mantıksal değildir. Mantıksal olmayan eylemlerin mantıksal bir sonu olmayabilir, sadece öznel olarak mantıksal bir sonu, yalnızca nesnel olarak mantıksal bir sonu veya amaç amaca uymasa da öznel ve nesnel olarak mantıksal bir sonu olabilir. İnsan toplumlarında, mantıksal olmayan eylemler daha çoktur ve önemli bir yer tutarlar. Günümüzde şiddetin her yerde, artarak geldiğini, parkta, evde, otobüste yaşandığını görüyoruz. Bıçaklanmaya, sakat kalmaya, ölüme kadar ulaşan eylemleri yaşıyoruz. Neden bu haldeyiz, nereye gidiyoruz? Toplumda, korku kültürü, şiddeti üretiyor adeta. Yaşadığımız ortamda eksik olan, bir insanın kendini güven içinde göremediğidir. Kişinin kendini güven içinde hissedebilmesi için birey olması yetmez, gerek de yoktur, kişinin dayısı,  arkası olması yeterlidir. 

Korku kültüründe güçlü olan haklıdır. Değerler kültüründe ise haklı olan güçlüdür. İlişkilerde, günümüz kültürü maalesef sen kimsin le başlıyor. Bireyin, düşünce ve duyguları önemli değildir. Mevki, makam, güç sahibi insanların duyguları değil düşünceleri önemlidir. Anlaşmazlığın, şiddetin nedeni birey olamamaktır. Burada insanın, sosyal kimliği ve doğası - özü işin içine giriyor. Dünyaya bakış tarzı, duygular, aldığı eğitim, yetiştiği aile. Kişinin o, özünü, dikkate almadan, sadece sosyal kimliğe değer verirsek, öz, öfke içinde rahatsız olur. Toplumu yönetenleri bu gözle incelememiz doğru olacaktır. Öz, aldığı görevi kabul etmemiş, kendine uygun bulmamışsa çamlar devirecek, konuşurken bağıran, asık suratlı, tersi durumda da, görmeye hasret olduğumuz, güler yüzlü, şaka yapan, konuşurken bağırmayan, sakin, pürdikkat dinleyen olacaktır. Doğuştan böyle olmayan insan, içinde yetiştiği aile ve içinde bulunduğu sınıf ortamında güdülür, şekil alır. Bir insanın ruh sağlığının kökleri bu iki ortamdadır. Erich Fromm "Kendi yaşamında var olamayanlar, dünyadaki bütün savaşların ve kötülüklerin temelinde yatar" diyor. İnsan toplumsal bir yaratıktır, var olmak için yaratılmıştır. Kendi var oluşunu bilmeyen insan isteksiz, şüpheci, umutsuz ve öfkeli olur. Hiçbir şey onun yerini dolduramaz, sürekli daha çok sahip olmak ister. Toplumda iki kültürden bahsedebiliriz. Biri dünyanın en eskisi olan korku kültürüdür. Güçlü olduğun kadar varsın, güçlü olamıyorsan, bir gruba katıl, güçlüysen tepede olursun, mafya kültürü bu. Hiyerarşide yerini bilir, ona göre davranırsın. Osmanlıdan günümüze, yaklaşık iki asır boyunca artısıyla, eksisiyle değişmeyen, ancak değişmesi gereken bir korku kültürü. İnsanlar tanıdık değillerse, taraflar birbirlerini rakip olarak görürler. Korku kültüründe, eşitlik, iki eşit insan ilişkisi yoktur.    .   .  . . . .  .      

Önemli miyim – ötekileştiriliyor muyum – değer veriliyor muyum – güveniliyor muyum – seviliyor muyum – hem ait hem de özgür biri miyim? 

Toplantılarda yüz ifadelerine bakarak, kimin patron olduğunu anlamak mümkündür. Güçlü olmayı güler yüzle değil, öfkeyle idare edersin. Giyim, kuşam, takı gücü göstermede etkindir. Üniversitede, on dokuz yıl asistan olarak kalmış bir profesör, bunun acısını, gelecek yıllarda öğrencisinden, kendi asistanından çıkartır. Öfke ile var edebilmekte, dikkate alınacak biri olmaktır. Hayvanlara, engellilere yapılan eziyetler, serviste - AVM de alışverişe giden annenin çocuğunu, araçta unutması, bırakması gibi haberlere çok kolay ulaşıyoruz. Ailesinde sevgi görmemiş, şiddete-tacize uğramış, dışlanmış, acı çektirilmiş, itilip kakılmışlığın hedefi olanlar, farkında olmadan toplum yumağının bir parçası olurlar. Toplum olarak ektiğimizi biçiyoruz. Nereye gidiyoruz, at iziyle it izini mi karıştırıyoruz, düşünmemiz gerekiyor, olaylardan ders çıkarmak, değer yaratmak bir yaşam tarzımız olmalıdır.

İşte toplumdaki ikinci kültür de değerler kültürüdür. Korku kültüründe denetleme vardır. Dişlerini fırçalamayı, trafikte emniyet şeridi kullanmamayı,  alışkanlık, bir yaşam tarzı haline getirmek yaşantımıza – toplumumuza değer katmaktır.

Korku kültüründe, yönetim kademelerinde de korku vardır. Korku kültüründe, soru sormadan kabul etmek, itaat edilmekten gelen bir güven duygusu vardır. Tarih boyunca insanlar özgürlüğü değil, hep güveni tercih etmişlerdir.

Korku kültüründe devlet, vatandaşın sahibidir, otorite, bireyin gelişmesini istemez. Bireysel farklılıklar, farkındalık en büyük tehlikedir.  Soru sormak, sorgulama yapmak istenmeyen durumdur. Başkalarını eleştirmek yerine birey kendini yetiştirmekle, değişim için ilk adım atılmış olur.

Bizim kültürümüzde, birey olma zayıf, ait olma güçlüdür. Batıda ise birey olma çok güçlü, ait olma zayıftır. Bunun doğrusu ait olma ve birey olmayı dengede tutabilmektir. Manevi değerlerimizi kaybetmememiz lâzımdır.

Kendi Özünde var olmayan insan, sevginin anlamını kavrayamaz. Sevgiye muhtaç insanlar, sağlıklı sevemez, doğası gereği şefkati anlayamaz.

Kişinin özünde oluşan birikim, değerler onun doğruları, vicdanıdır. Gittiğimiz yolda sanat, sosyoloji, psikoloji, mantık, felsefe, resim, geometri, fizik, kimya, biyoloji yoksa bütünsel bilgiden uzaksak, derinlerde işimiz olamaz, sığ düşüncelerle ancak yakın sahil kaptanı oluruz!  

Derleyen Yavuz Özler (15 Ağustos 2021)

25 Eylül 2019 Çarşamba

Akıl Tutulması (Yavuz Özler, 25 Eylül 2019)



Akıl Tutulması

Bilinç, insanın toplumla olan ilişki ve etkinlikleri içinde geçen süreçteki düşünce ve eylemlerinin holistik toplamıdır. Bu nedenle günümüzü geçmişimizle birlikte değerlendirmemiz gerekir. Öte yandan bu değerlendirme bağlamında önemli olan şey, içinde bulunduğumuz ortamda sarf ettiğimiz emek karşılığında yarattığımız üretim ve değerler arasında bir denge kurabiliyor muyuz veya bu imkânı kendimize yaratabiliyor muyuz?

Bütünsel bilgiye sahip olmak için de sabırla, emek vererek, tekelleşmenin doruk noktada olduğu dönemlerde, yoksullaştırmanın hüküm sürdüğü bir dünyada, simgesel olarak, fırtınaya tutulmuş, dümeni kilitlenmiş gemi gibi oradan oraya savrulma misali çaresizlik içinde akıl tutulması ve bilinç kaybı yaşamayalım derim.

Fransız devriminden günümüze dek gelen çeşitli politik ve ekonomik kavramların hep birlikteki etkisi şimdiki zamanımızın ruhunu ortaya koyar. Bu durumun şimdiki düzende emeğimizi vahşice baskılayarak aklımızı esir almasına izin vermemeliyiz. 

Sağlıklı ve uzun bir yaşam için daima toplumsal dengeyi sağlayacak bir tutum içinde olmalıyız. Bunun için ahlak, etik, adalet, şeffaflık, dayanışma esasında özgür bir birey olarak topluma yön vermeliyiz, Bu sağlıklı toplumsal bir bilinç oluşumu için yegâne yoldur. Ezberden kurtulmuş olduğundan her tür yaratıcılık faaliyeti içinde bulunan bir toplumsal sistem için başka bir seçenek yoktur.  Bunu anlamak için ülkelerin eğitim ve ar-ge için ayırdıkları bütçelerine bakmak en doğru yoklama yapma yoludur. Ziya Paşa'nın özlü sözünde dediği gibi yapılan işler önemlidir: ''Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde''  Çıkar yol''ezber üniversiteleri'' açmak değildir.  

Vurdumduymaz ve sığ olmak, zaman öldürmek, kafaya takmamak gibi kişiyi bilgiden uzak tutan davranışlar içinde olmayalım. Ancak ve ancak okumak ve okunanlar hakkında derinlikli düşünmekle fikir sahibi ve iç dünyamıza yolculuk yapmakla adil davranış sahibi olacağımızı, böylece de bütünsel bilgili bir entelektüellik düzeyi elde edebileceğimizi artık anlamalıyız.

Yaşantımızda değerlerimizin örselendiği, bağ ve bağlantılardan koparak, bilginin olmaması fırsat bilinerek insansızlaştırılmış ortamlarda, kültüralizm adı altında, kültür - politikanın fakirleştiği, farklılıkların kronikleştiği sonuçlarına ulaştık. 

Kültürün postmodernleşme tarafından baskılanarak sindirilmesi, kültürel süreçlerin ''kendinde alanlara'' çekilmesi bir anlamda onu unutmayı da gündeme getirdi ve bu bir bilinç dayatması konusu oldu. Bu bilinç etki-tepki prensibiyle keskinleşip, yükselişiyle dünyayı zenginleştiren değil, yoksullaştıran sonuçlar getirdi. Bu bakımdan yeniden-üretmenin koşulları üzerinden, bu tür bir etkisizleştirmenin yollarını tıkamak için ne yapılması gerektiği konusunda düşünülmesi çok anlamlı bir tutum olacaktır. Bu kapsamdaki ele alıklarda Batı kültürünün dünyada başat düzeye gelmesini sağlayan şeyin kaynağı, aklın öncülüğündeki bilimsel düşünce olduğu daima göz önünde tutulmalıdır.

İnsan hem bireysel hem de toplumsal varlıktır. İnsanın birey olarak eğitimi, gelişimi ona özgür bir kişilik kazandırır. Özgür insan, eylemlerinin sorumluluğunu üstlenir, yaptıklarının hesabını verir. Özgür insan, yaşadığı toplumdaki olaylara da kayıtsız kalamaz. Eğitimin görevi, kendinden sorumlu, özgür kişiliği olan bireyler yetiştirmektir. Batı kültürünü özümsemekle kendini yetiştiren Mustafa Kemal Atatürk, icabında tek bir bireyin toplumu değiştirerek geliştirebileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Ve bu nedenle de dünyada yüzyılın adamı seçilmiştir.    

Aklın tutulmaması, bu doğrultuda alınacak eğitimle sağlanacaktır. Özümüzü, sabır, pür dikkatle düşüncelerimizi bilimsel bilgi, deney, tartışma, eleştiri ve olumlu akıl ile geliştirip, doğru iz' leri doğru takip ederek tutulmayan bir akıl ve bilinçte olmalıyız.

Yavuz Özler (25 Eylül 2019)


13 Kasım 2018 Salı

Atatürk / Geometri (Yavuz Özler, 11 Kasım 2018)


Konu ATATÜRK olunca, yazılacak, anlatılacak o kadar çok konu var ki hem çok kolay hem de çok zor,
                                                 
GEOMETRİ

ATATÜRK, yaşamış olduğu 57 yıllık ömürde, cephelerde ve Osmanlının kalıntılarını temizlemede, Cumhuriyeti kurma faaliyetleri yanında vakit yaratarak, okuduğu dört bin kitabın yanında kitap da yazmıştır. Zamanın acımasızlığı, durmadan akıp gidişi yanında ona dur diyerek ayırdığı süreler içinde NUTUK'a ilaveten yazdığı Geometri isimli kitaptır.

ATATÜRK bu kitabı, ölümünden bir buçuk yıl kadar önce, 3.Türk Dil Kurultayından hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında Dolmabahçe Sarayı'nda kendi eliyle yazmıştır.

Geometri, eski terimle ''hendese'', eğitim örgütümüzde önemli bir yer tuttuğu halde, bunun terim düzeni çok ağdalı ve çapraşıktı. Arapça ile Farsça okul programından kaldırılmış, fakat Arapça üzerine kurulmuş olan terimler kalmıştı. 

İşte bu küçük 44 sayfalık kitaptaki terimler ATATÜRK tarafından türetilip konmuştur. Terimler, boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek, kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, dikey, yöndeş, konum, üçgen, dörtrgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarpı, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayı, gerekçe gibidir.

ATATÜRK mükemmel Fransızca bilirdi. Haşet Kitabevi'ne Nazmi Kal ve Süreyya Anderiman'ın birlikte giderek aldıkları Fransızca bir geometri kitabından, ATATÜRK tarafından, yeni terimler yaratılmıştır.

Yazdığı kitap, Askerlik çağından gelen Atatürk'ü siyaset olayları büyük devlet adamı yapmış olduğu gibi, yurdun kültür sorunları da O'nu büyük bir eğitimci durumuna getirmiştir. GEOMETRİ bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığı'nca neşredilmiştir. 

Kitapta önsöz, Türk Dil Kurumu Başuzmanı A.Dilaçar tarafından Ankara, 10 Kasım 1971 tarihinde eklenmiştir. 

ATATÜRK bir Deha idi. Kendini gerçekleştirmiş, yaşamında maske kullanmamış, yaşamında Yaratıcı Olmak basamağına ulaşmış, içinde bulunduğu yüz yılın ADAMI seçilmiş olan ATATÜRK, Tarih ve Ülkemiz için bir nimettir, adını, bulunduğu yerlerde, yaşatmaya çalışalım.

Geometri Kitabını bana hediye eden Sayın Naci Nart' a teşekkür ederim. 


Yavuz Özler (11 Kasım 2018)


6 Eylül 2018 Perşembe

Holistik Düşünce (Yavuz Özler)


Holistik Düşünce

Yaşadığımız günlere dikkatle baktığımızda, gördüklerimizin gerçek olmadığı, sadece birer görüntüden ibaret olduğu, olayların altında yatan ana sebepleri anlayabilmek, ona göre yaşantımıza, davranışlarımıza yön verebilmek, herhangi bir kayıp yaşamamak, keşke dememek durumunda olmalıyız. Bu durumda olabilmenin, bir bilgi birikimi ile yaşanabileceğini biliyoruz.

Ezoterik öğretinin ne olduğuna, simgeler ile verilişinin sebeplerine, yaratacağı düşünce zenginliğine dikkat, bizlerde farklılık yaratacaktır. İnsanlar, başlangıçta hiç yoksa fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından kurtulup, bir basamak yükselip, ait olma - sevgi ve saygınlık ihtiyaçlarını gidermelilerdir. Bu seviyeye ulaşabilmek için çok emek vermemiz gerekmektedir.

Buraya kadar olan bölgede tutunabilmek için fiziksel ve ruhsal yönlerde yapılacak çalışmalar ile sırasıyla mizaç - karakter  ve kişilik özelliklerimizi gelişerek bilinçaltı - bilinç bölgelerimizde, denge içinde olmamız, iç ve dış yaşantımızın birbirine uyumlu olmasını sağlamamız, sağlığımız açısından faydalı olacaktır.

Büyüklerimizin söylediği gibi '' sağlam kafa sağlam vücutta bulunur '' , '' olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol '' da belirtilmek istendiği gibi yaşamalı, denge halini kaybederek MASKE takmak durumunda kalmamalıyız.  

Problemlerimizi, tatminsizliğimizi, denge ortamı içinde çözümlemek için durumumuzu holistik bir gözle inceleyerek, boşluk - endişe - öfke - intihar sürecinden uzaklaşmak becerisinde bulunabiliriz.

Yapılacak HOLİSTİK TERAPİ her adımda sosyal, fiziksel, zihinsel, duygusal ( psikolojik ) bölümleri ihtiva edecektir.

BOŞLUK ve tatminsizlik ile başlayıp, oluşan ENDİŞE den kurtulup, iyileşmeye geçerek HUZUR'u bularak, düşünme ve hareketlenme ile ihtiyaçlarımızın son seviyesi olan HOLİSTİK YARATICILIK'a ulaşmak mümkün olacaktır.
 
Kadıköy Düşünce Platformu ile ulaştığım Holistik - Bütünsel Bilgi ÖZETİ'nin bana verdiği sonuç; hastalık yoktur, hasta vardır sözü örneği.

HOLİSTİK, maddiyattan başlayıp, özgerçekleştirme ( bireysel psikoloji ) ye olan süreç, Sibernetik, Sistem Teorisi, Sistem Bilim ( hiyerarşi ) , Sosyal Teoriler ve Karmaşık Sistemler Akışı içinde  HOLİSTİK DEVRİM ini, BÜTÜNSEL YARATIM'ını  yaratarak sürdürecektir,

Sözlerimin bir kehanet olmadığını, araştırarak bazı yazıtlarda görmeniz mümkün olacaktır.

Tarafıma gelen Pazar Sabahlarını aktarıp, birkaç söz ekleyerek huzurlarınızdan çekileceğim, 

-  Farkındalık, psikolojiktir,
-  Çatışma ile diyalektik doğar,
-  Detaya girince TEZ / ANTİTEZ i kaybedersin,
-  Maneviyatınız, miras alınmamalı, keşfedilmelidir,
-  Diyalektik insanı geliştirir,
-  Eğitimin %80 i tekrardır,   

Yaratıcılık Dolu Günler Dilerim, 

Yavuz Özler