22 Eylül 2013 Pazar

DUYURU (Toplantı Saatleri)


DUYURU (Toplantı Saatleri)

KDP Cumartesi Sohbet Toplantıları 28 Eylül 2013 tarihinden itibaren kış dönemi boyunca 16.30 - 18.30 saatleri arasında yapılacaktır. 

Toplantı yeri her zaman olduğu gibi Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki toplantı salonudur. 

KDP dostlarına duyurulur.


18 Eylül 2013 Çarşamba

Holistik Bilim için Kırk Deneme (II) (Mustafa Özcan, 18 Eylül 2013)


Holistik Bilim için Kırk Deneme (II)

KDP Bloğu’nda geçen Mayıs Ayı’nda yayımlanmış olan yazı bu başlıklı üçlemenin ilkiydi.

Bu denli bir gecikmemin biraz da kasten olduğunu söyleyeyim. Çünkü holistik bilim önümüzdeki KDP Sonbahar Paneli için işlenecek konu başlığı olarak o yazı yayımlandıktan sonra seçildi. Böyle olunca da son iki yazıyı o tarihe yakın ve sonrası bir zamana bırakmanın çok uygun bir tercih olacağını düşündüm.

İlki’nde de belirttiğim gibi şimdiye dek KDP Bloğu’nda yayımlanmış 40 Deneme’nin toparlayıcı bir tamamlayıcısı olmasını düşündüğüm bu üçlü yazı dizisinin ilkinde, canlılık kuramını temsil eden olarak gördüğüm evrim ve ekoloji ile cansızlık kuramını temsil eden olarak gördüğüm kaos ve karmaşıklığı holistik bilimin iki ana kuramsal üst bilgi ulamı olarak benimsemiş idim.

Ancak bu iki meta (üst) bilgi kümesinin daha üstünde onları bir arada tutan kritik, daha aşkın ve soyut  bir bilgi kümesinin ne olduğu konusunu açıklamamıştım. Bu denemede söz konusu sorunun cevabını veriyorum.

Daha önceki denemelerimi istekle izleyen dostlarım nereye varacağımı anlamışlardır sanırım: Holistik Bilim.

Ama ayrıca bazı okuyucularım için cevabın hiç de sürpriz olmadığını da biliyorum.

Bu arada hemen belirteyim; bilim sözcüğünü büyük harfle başlatmam, sözcüğü “genel” anlamı değil de, buradaki özel durumu ifade eden bir gösterge olarak “özel” anlamını vurgulamak isteyişim nedeniyle oldu. Yani böylece, “holistiyoloji” deyip Latince kökenli yeni fiktif (kurmaca; rasyonel olarak uydurulmuş olan anlamında) bir sözcük kullanmak yerine kulağa daha tanıdık gelen ve “holistik bilim” kavramının bu özel hali için kullandığımı vurgulamış oldum.

Bu terimin, neredeyse on yılı aşkın bir süredir, KDP toplantılarında zikredilmesi gerekli bir amentü haline geldiğini CST-Seminerleri’nin müdavimi dostlar yakinen bilmektedir.
CST-Seminerleri’nde işlenen konuların şöyle veya böyle olan bir yoldan, şu veya bu düzey üzerinde bu kavram ile bağlantılı, ilişkili veya ilintili olduğunu ve/ veya olabileceğini artık KDP Topluluğu değerli müdavim üyelerinin farkında olmanın ötesinde “derinden” anlamış olduklarını sanıyorum.

Şimdiye dek 500 çevresindeki seminer gününde ve de 40’ı aşan denemede holistik bilimin genel kavramları, öğeleri, ilkeleri, çerçevesi, yöntemleri, kapsamı ve amacı gibi konulara değinerek bu “en yeni üst disipliner soyut bilgi alanı”nın tanınmasına katkı sağlamayı istedim.

Ama her yeni konunun tanınmasında olduğu gibi bu alan için de zorlukların mevcut olduğunu, burası için çok etkin bir şekilde faaliyet bulunduğunu, hatta bunu “var gücü” düzeyinde yapmakta olduğunu geç de olsa hayretle fark ettiğimi belirtmeliyim.

Biraz irdeleyici bir tarz ile düşündüğümde konunun önce soyutluğu nedeni ile anlaşılmasından gelen zorluk düzeyi nedeni ile anlatımda çok güçlük çıkardığını söylemek isterim.

Hele hele, İngiliz Toplumu'nun faydacı,  Amerikalıların pragmatist olduğu bir dünyada bizim ise tam olarak “otantist” olduğumuz şeklinde bir genelleme yaparsak ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satma’ işine bulaşmış olduğum şeklindeki saptamam herhalde yanlış olmaz.

Ama tüm bu zorluklara karşın holistik bilim ile ilgili söylem ve tanıtım eylemimden geri durmadım, durmuyorum, durmayacağım da değerli okurlarım.

Yurdumuzda ilk kez holistik bilim konusunu konferans düzeyinde ele alan KDP Sonbahar Paneli sonrasındaki yazımı, bu üçlemenin toparlayıcı son denemesi mahiyeti ile toplantıda oluşan yeni görüşler  doğrultusunda kaleme alacağım…

Mustafa Özcan (18 Eylül 2013)

15 Eylül 2013 Pazar

Nasıl öğreniyoruz ve öğrendiğimizi hafızamızda nasıl tutabiliyoruz (Erdoğan Merdemert, 15 Eylül 2013)


Nasıl öğreniyoruz ve öğrendiğimizi hafızamızda nasıl tutabiliyoruz.


Bu konu için bilimsel araştırmalar tam ve net sonuçlar vermiyor, çalışmalara ait birkaç teori var, en yakın olanlar HEBB teorisi ve BCM teorileri, onlardan hebb teorisinin bir maxim'i var ve “cells that fire together, wire together” olarak biliniyor, bcm teorisinin yaklaşımı ise “sliding threshold feature” ilkesine dayanıyor. 

Her iki teoride de LTP (long term potential) ve LTD (long term depression) argumanlarına göre saptamalar yapılıyor ve yine her iki güncel teoriye göre de temel yapı neuroplasticity olgusu. Long Term Potantion iki neuron arasındaki iletişimin yüksek frekanslı uyarılar ile kuvvetlendirilerek kimyasal sinapslarda uzun bir süre devam ettiği ve bunun hipokampüsün dilimleri arasında gerçekleştiği anlamına gelir. LTD ise bu aktivite bağımlı etkinin yani LTP tarafından kuvvetlendirilen sinapsın olumlu kullanılması için zayıflatılmasına hizmet eder, ve eğer bunu yapmazsa sinaps sonunda tavan değerine ulaşıp kodlanan bilgiyi inhibe eder.
Neuroplasticity için Spike-timing-dependent plasticity (adjusts the strength of connections between neurons in the brain) tanımı biyolojik olarak neuronların aralarındaki bağlantıların gücünün ayarıdır. Bu da neuron gövdesi ve dendritlerdeki çeşitli sinaps bağlantılarındaki gelen uyarılara göre kalıcı tagginglerin (etiketlerin) olabileceği anlamına gelir. Tagging konusunda da çeşitli teoriler var,bunlar Synapse-to-nucleus and action potential-mediated signalling. Birincisinde aksondaki sinaps ile hücre çekirdeği arasında bir kayıt yani transcription hattı oluşur.

Görsel hafıza için görüş alanındaki objenin topolojik de olsa bir kopyasının (ya da temsil) beyin bölgelerinden birinde bulunmasını gerekir. Bir anlamda da obje hakkında bilgi ve aynı zamanda onu öğrenme anlamına da gelen bu süreç görsel sahnenin ağ tabakadan başlayan koni ve çubuk hücrelerin disklerinde titreşimlere ve kimyasal tepkimelere yol açan bir başlangıcı vardır. Bu alandaki aktivasyonlar bilim tarafından netlikle açığa çıkarılmış olmasına karşın göz sinirlerinden beynin bir sürü bölgesine yayıldığında netliğini kaybeder ve ayrıca birleştirme sorunu (görsel sahneyi beyin kıvrımları arasında toparlayıp anlamlandırma adına) ortaya çıkar. Burada beynin temporal ve parietal loblarına kadar ulaşan görsel sahneye ait örüntü artık kayıt edilmelidir çünkü o sahnedeki bir objeyi örneğin bir sandalyeyi ikinci bir defa gördüğümüzde artık bize yabancı gelmez. 

Kayıt işlemi görsel, olaysal ya da çalışma belleği şeklinde olur ama burada ilk önce görsel bellek üzerinde duracağız. Sandalye figürünün kayıt edilmesi sinir hücrelerinin sinaps özelliği sayesinde gerçekleşir, buradaki sinir hücrelerinin sinapslarında özel bir NMDA (ionopropic glutamat receptor) reseptörü ve yine NA+ ve ca2+ iyonlarını geçirmeye uygun AMPA  reseptörleri olması gerekir. Bu özel kapılardan NMDA reseptörlerinin glutamat binding site ve glycine binding site olarak iki adet bağlanma yeri sayesinde kapıyı serbest bırakma özellikleri vardır. Serbest kalan NMDA kapısı (This allows the flow of Na+ and small amounts of Ca2+ ions into the cell and K+ out of the cell to be voltage-dependent) bu sinapsı aktif ettiğinde burada kalıcı bir etki ya da bana göre zorunlu olarak hücre içi faaliyetlerin bir sonucu olarak bir tag molekülü ( synaptic tagging molekule) oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken husus bu sinapslara ve bu kapıya ulaşan görsel bilginin ya da sandalye görüntüsünün ilgili sinapsı etkileyebilecek bir uyarı sinyali olması, dahası HF olarak bilinen yüksek frekanslı bilgi olması gerekir ama netice olarak bu sandalyeden bize gelen foton her zaman için normal bir bakışa ait bir fotondur ve yüksek frekanslı olması onu diğer her bakıştan ayırması gerekir. O zaman her objeden gelen fotonların o obje ile ilgili en az bir defa kayıt yapılıyor olması zorunludur. NMDA kapılarının bulunduğu sinapslarda Long Term Potential ile kuvvetlendirilen ama Long Term depression ile olumlu yönde bir miktar zayıflatılan ve böylece etiketlenen bu sinaps bu durumda kalmalı ve sandalyenin görüntüsüne ait bir mini network ya da kodlama oluşturmalıdır. Bu işaretli sinapslar aynı çocuklar için hazırlanan noktalı çizimlerde (gerektiğinde noktaları birleştiğinizde ortaya çıkan sandalye şekli anlaşılacaktır) olduğu gibi hazır bekleyecektir. Her sandalye görüldüğünde bu kodlama/örüntü aktif olup size sandalye hakkında topoğratif tanışıklık verecektir.Bu görsel hafızanın böyle açıklamasından sonra, aynı olgu olaysal hafıza için de bu sinapslar arasında aynı bir video oynatır gibi gerçekleşecektir.


Erdoğan Merdemert (15 Eylül 2013)

1 Eylül 2013 Pazar

Duyuru: Kadıköy Düşünce Platformu 2013 Sonbahar Paneli


"Kadıköy Düşünce Platformu 2013 Sonbahar Paneli" aşağıda belirtilen yer ve zamanda yapılacaktır. Bütün KDP grubu üyeleri ve konu ile ilgilenenler davetlidir.

Panelin Konusu: “Bütünsel Bilim”
Yer: İstanbul Yelken Kulübü Fenerbahçe Tesisleri Toplantı Salonu (Fenerbahçe Burnu, İstanbul)
Zaman: 5 Ekim 2013 Cumartesi günü, Saat: 14.30 - 17.00
Moderatör: Mustafa Özcan
Konuşmacılar: Prof. Dr. Fuat İnce ve Cenk Özdağ

25 Ağustos 2013 Pazar

ABD Jeopolitiği: Tarihsel Bağlamda Holistik Bir Analiz Denemesi -I-* (Mustafa Özcan, 25 Ağustos 2013)


ABD Jeopolitiği: Tarihsel Bağlamda Holistik Bir Analiz Denemesi -I-*



19. yüzyılın birkaç son yıllı dünyada Batı’nın sömürgecilikten emperyalizmine geçişinin gösterge dönemi olmuştur. Bu dönemde Dünya çapında ses getiren üç çatışmanın sömürgeciliğin yerini alacak olan emperyalizmin gelecekteki bir asırlık dönemdeki kimliğini belirlediğini söylemek doğru bir saptama olacaktır.

Sözü edilen bu çatışmalar ABD-İspanyol Deniz Savaşı, Boksör Savaşı ve II. Boer Savaşı’dır. Bu üç savaştan ABD-İspanyol Deniz Savaşı’nın Latin Amerika için Pasifik’te, Boksör Savaşı’nın Asya için Çin’de ve Boer Savaşı’nın Afrika için Güney Afrika’da yapılmış olması Batılı kolonyalist hegemonik güçlerin emperyalist amaçlar için üçüncü dünyayı nasıl bir bölüşüm kaygısı içinde olduğunu göstermektedir.

Bu arada, Boksör Savaşı’nın ardında bugünkü G-8 gücünün Çin’den pay kapma saldırısının, Boer Savaşı’nın nedeninin ise İngiliz-Hollanda kolonyalist güçlerinin Afrika üzerindeki çıkar çatışmasının olduğunu sadece anımsayarak o zamanların yeni emperyalist gücü ABD’nin Jeopolitiğinin başlangıcı olan olayı irdelemeye dönelim.

Dünya kamuoyunca ABD’nin emperyalistik hegemonyaya yönelik örtülü niyetinin olduğunun açıkça anlaşılması, 1898 yılında Küba’nın bağımsızlığını bahane ederek artık gücünü yitirmiş İspanyol Armadası’na Pasifik’te saldırarak galibiyle sonuçlanan işte bu iki küçük deniz çatışmasının ardından yapılan Paris Anlaşması ile Guam ve Porto Riko’yu bir çırpıda kendi topraklarına katması ile olmuştur. 

Bu niyet daha sonra amaca dönüşerek ABD Başkanı Wilson’un “On dört İlkesi” ile şekillenip I. Dünya Savaşı ve  ‘29 Bunalımı fırsat bilinerek o dönemde uygulama aşamasına geçirilmiştir. Çok geçmeden ABD’nin Dünya hegemonyası, eylem ve söylemi, teori ve pratiği ile II. Dünya Savaşı ve çift kutuplu bloklaşma gibi tüm dünyayı etkisi altına alan birkaç büyük olay bağlamında tüm uluslararası camiayı kapsayarak yerleşik bir hal almıştır.

Açıktır ki ABD’nin 40 yıl gibi evrensel ölçekteki gelişmeler için kısa olan bir süre içinde belirleyici hegomonik bir güç olabilmesi, bu amaç kapsamında başlangıçta örtük olarak izlediği bir jeo politikanın bir sonucudur. Öte yandan, bu jeo politikanın temelini oluşturan jeo stratejik anlayış ve onun özündeki dünya görüşünün ne olduğunu anlamaksa, bugünlere dek sürüp gelen kolonyalizm ve emperyalizmden sonraki aşama olan ABD tarafından globalizm adıyla ortaya konan yeni uluslar arası hegemonik denetim düzeninin arka planını keşfetmek ile olacaktır.  

Böylece söz konusu hegomonik denetim sistemlerini dönüştürücü olaylar akışının özündeki nedene ulaşılması halinde bundan sonraki küresel çözümlemeler için başvurulacak öngörülerde son derece önemli bir kolaylaştırıcıya, belki de bir anahtara sahip olunacaktır.

Jeo stratejik anlayışın küresel olarak yerleşikleştirilmesine yönelik tüm bu eylem ve söylemlerin ilksel özünde ABD’nin kendi toplumunun temellendirilmesine yönelik olarak kullandığı “yeniçağfelsefesinin olduğunu söylemek cüretkâr bir görüş olmasa gerekir.

Konuyu biraz olsun anlamak için önce evrensel iktidar kavramı bağlamında olan bu durumun katmansal bileşenleri itibarı ile ne olduğunun irdelenmesi gereksinim vardır. Genel olarak evrensel iktidarı oluşturan katmansal (hiyerarşik) yapı için şöyle bir örgensel bir taslam (model) önermek mümkündür.

En içte jeo demografiyi temsil eden yoğun iç çekirdek, onu kaplayan kültürel nitelikteki yumuşak ilk etli katman ve onun üstündeki ekonomi-politik nitelikli yarı sert son etli katman ve en üstte, siyasi-ideolojik olayların gerçekleştiği sert bir kabuk bulunmaktadır.

Öte yandan, jeo demografi ve jeo stratejiden kaynak alan ABD jeo politikasının özünde ise yeterli bir nüfus ve teknolojiye dayalı yüksek savaş gücü ile kendini korunmak ve ötekini tehdit etmek, hatta boyun eğdirmek bağlamı ile dünyanın temel enerji kaynaklarının sömürülmesi ve denetlenmesi bulunmaktadır.

Çokça dillendirilmiş, polemiğe son derece açık böyle bir savın gerçeklik yönü sınamaya tabi tutulmalıdır. Bunun için en uygun yolun ise aşağıda verilmiş mantık çerçevesinde oluşturulacak bir tez mahiyetinde doğrulanması olduğu kanısındayım.

Yoğun demografik iç çekirdek ile başlayıp yumuşak kültürel manto ile devam eden, yarı yumuşak ekonomi-politik manto ve sert ideolojik kabuk ile tamamlanan yapı şeklindeki taslamda (modelde) dünyanın jeo fiziksel yapısı değişmecenin (mecazın) kaynağı olarak benimsenmiştir. Bu bakımdan evrensel iktidar tezinin oluşturulması ve somutlaştırılması sırasında bu mecazın verimli bir kaynak olarak sürekli akılda tutulması iyi olacaktır.

Bu kapsamda yukarıdaki modele dayanan tezin somutlaştırılması için şu mantıksal ölçütlerin dikkate alınması gereklidir:

1.     Yapılacak irdelemeler tarihsel bağlam içine oturmak zorundadır.
2.     Çözümlemeler felsefi-antropik paradigmaya (değerler bütününe, özüne) dayanan bir teze ulaşmak için yapılmalıdır.
3.     Tez antropolojiye dayalı genel bir kültürel referans çerçevesi ile ilişkilenebilmelidir.
4.     Söz konusu toplumun demografisi ile işlenen konu arasında sosyal-psişik bir ilişki kolayca kurulabilmelidir.
5.     Çözümlemede omnidisipliner yaklaşım esas olmalıdır.
6.     Tezin sonuçlarının sağlanmasında yöntem olarak diyalektik ve holistik düşünden mümkün olduğunca çok yararlanılmalıdır.

İlk şık diyalektik zamansal akışı içindeki yerini temsil ederken ikincisi tezin insani değerlerden kökenlenen özünü, sonraki ikisi kültürel ve psikolojik iki boyutlu bir toplumsal bağlam ile olan ilişkilerin durumunu ve en son ikisi ise kullanılacak holistik yöntemi belirtmektedir.
_________________________
(*) Bu yazı dizisi bir üçleme (triloji) olarak düşünüldüğünden bu deneme dizinin ilk makalesidir.


Mustafa Özcan, 25 Ağustos 2013








3 Ağustos 2013 Cumartesi

“Kadıköy Düşünce Platformu Sözlüğü”


Kadıköy Düşünce Platformu Sözlüğü

Kadıköy Düşünce Platformu’nun sanal ortamda “sözlük” çalışması başlamıştır.  KDP müdavimlerinin çeşitli konularda bilgi ve görüşlerini paylaşabileceği sözlüğümüzü, KDP - Cumartesi Sohbet Toplantıları’nda işlenen konuların yanı sıra,  bilim, kültür, sanat ve diğer ilgi duyulan konulara ilişkin katkılarla geliştirebiliriz.  

Kadıköy Düşünce Platformu Sözlüğü” web adresi aşağıdaki gibidir...


KDP müdavimleri ve ilgi duyan diğer herkesin sözlüğümüze “kayıt ol” butonunu tıklayarak kendi belirleyecekleri “üye adı” ve “şifre” ile kayıt olmaları, daha sonra ise bana (ersozu@gmail.com e-posta adresime) sadece üye adlarını bildirmeleri yeterli olacak, bu işlemi tamamlayanlar tarafımdan gerekli ayarlama yapıldıktan sonra “yazar” olarak sözlüğe yeni konu girişi veya açılmış konulara ek giriş yapabilecektir.

Ümit Ersöz