1 Eylül 2013 Pazar

Duyuru: Kadıköy Düşünce Platformu 2013 Sonbahar Paneli


"Kadıköy Düşünce Platformu 2013 Sonbahar Paneli" aşağıda belirtilen yer ve zamanda yapılacaktır. Bütün KDP grubu üyeleri ve konu ile ilgilenenler davetlidir.

Panelin Konusu: “Bütünsel Bilim”
Yer: İstanbul Yelken Kulübü Fenerbahçe Tesisleri Toplantı Salonu (Fenerbahçe Burnu, İstanbul)
Zaman: 5 Ekim 2013 Cumartesi günü, Saat: 14.30 - 17.00
Moderatör: Mustafa Özcan
Konuşmacılar: Prof. Dr. Fuat İnce ve Cenk Özdağ

25 Ağustos 2013 Pazar

ABD Jeopolitiği: Tarihsel Bağlamda Holistik Bir Analiz Denemesi -I-* (Mustafa Özcan, 25 Ağustos 2013)


ABD Jeopolitiği: Tarihsel Bağlamda Holistik Bir Analiz Denemesi -I-*



19. yüzyılın birkaç son yıllı dünyada Batı’nın sömürgecilikten emperyalizmine geçişinin gösterge dönemi olmuştur. Bu dönemde Dünya çapında ses getiren üç çatışmanın sömürgeciliğin yerini alacak olan emperyalizmin gelecekteki bir asırlık dönemdeki kimliğini belirlediğini söylemek doğru bir saptama olacaktır.

Sözü edilen bu çatışmalar ABD-İspanyol Deniz Savaşı, Boksör Savaşı ve II. Boer Savaşı’dır. Bu üç savaştan ABD-İspanyol Deniz Savaşı’nın Latin Amerika için Pasifik’te, Boksör Savaşı’nın Asya için Çin’de ve Boer Savaşı’nın Afrika için Güney Afrika’da yapılmış olması Batılı kolonyalist hegemonik güçlerin emperyalist amaçlar için üçüncü dünyayı nasıl bir bölüşüm kaygısı içinde olduğunu göstermektedir.

Bu arada, Boksör Savaşı’nın ardında bugünkü G-8 gücünün Çin’den pay kapma saldırısının, Boer Savaşı’nın nedeninin ise İngiliz-Hollanda kolonyalist güçlerinin Afrika üzerindeki çıkar çatışmasının olduğunu sadece anımsayarak o zamanların yeni emperyalist gücü ABD’nin Jeopolitiğinin başlangıcı olan olayı irdelemeye dönelim.

Dünya kamuoyunca ABD’nin emperyalistik hegemonyaya yönelik örtülü niyetinin olduğunun açıkça anlaşılması, 1898 yılında Küba’nın bağımsızlığını bahane ederek artık gücünü yitirmiş İspanyol Armadası’na Pasifik’te saldırarak galibiyle sonuçlanan işte bu iki küçük deniz çatışmasının ardından yapılan Paris Anlaşması ile Guam ve Porto Riko’yu bir çırpıda kendi topraklarına katması ile olmuştur. 

Bu niyet daha sonra amaca dönüşerek ABD Başkanı Wilson’un “On dört İlkesi” ile şekillenip I. Dünya Savaşı ve  ‘29 Bunalımı fırsat bilinerek o dönemde uygulama aşamasına geçirilmiştir. Çok geçmeden ABD’nin Dünya hegemonyası, eylem ve söylemi, teori ve pratiği ile II. Dünya Savaşı ve çift kutuplu bloklaşma gibi tüm dünyayı etkisi altına alan birkaç büyük olay bağlamında tüm uluslararası camiayı kapsayarak yerleşik bir hal almıştır.

Açıktır ki ABD’nin 40 yıl gibi evrensel ölçekteki gelişmeler için kısa olan bir süre içinde belirleyici hegomonik bir güç olabilmesi, bu amaç kapsamında başlangıçta örtük olarak izlediği bir jeo politikanın bir sonucudur. Öte yandan, bu jeo politikanın temelini oluşturan jeo stratejik anlayış ve onun özündeki dünya görüşünün ne olduğunu anlamaksa, bugünlere dek sürüp gelen kolonyalizm ve emperyalizmden sonraki aşama olan ABD tarafından globalizm adıyla ortaya konan yeni uluslar arası hegemonik denetim düzeninin arka planını keşfetmek ile olacaktır.  

Böylece söz konusu hegomonik denetim sistemlerini dönüştürücü olaylar akışının özündeki nedene ulaşılması halinde bundan sonraki küresel çözümlemeler için başvurulacak öngörülerde son derece önemli bir kolaylaştırıcıya, belki de bir anahtara sahip olunacaktır.

Jeo stratejik anlayışın küresel olarak yerleşikleştirilmesine yönelik tüm bu eylem ve söylemlerin ilksel özünde ABD’nin kendi toplumunun temellendirilmesine yönelik olarak kullandığı “yeniçağfelsefesinin olduğunu söylemek cüretkâr bir görüş olmasa gerekir.

Konuyu biraz olsun anlamak için önce evrensel iktidar kavramı bağlamında olan bu durumun katmansal bileşenleri itibarı ile ne olduğunun irdelenmesi gereksinim vardır. Genel olarak evrensel iktidarı oluşturan katmansal (hiyerarşik) yapı için şöyle bir örgensel bir taslam (model) önermek mümkündür.

En içte jeo demografiyi temsil eden yoğun iç çekirdek, onu kaplayan kültürel nitelikteki yumuşak ilk etli katman ve onun üstündeki ekonomi-politik nitelikli yarı sert son etli katman ve en üstte, siyasi-ideolojik olayların gerçekleştiği sert bir kabuk bulunmaktadır.

Öte yandan, jeo demografi ve jeo stratejiden kaynak alan ABD jeo politikasının özünde ise yeterli bir nüfus ve teknolojiye dayalı yüksek savaş gücü ile kendini korunmak ve ötekini tehdit etmek, hatta boyun eğdirmek bağlamı ile dünyanın temel enerji kaynaklarının sömürülmesi ve denetlenmesi bulunmaktadır.

Çokça dillendirilmiş, polemiğe son derece açık böyle bir savın gerçeklik yönü sınamaya tabi tutulmalıdır. Bunun için en uygun yolun ise aşağıda verilmiş mantık çerçevesinde oluşturulacak bir tez mahiyetinde doğrulanması olduğu kanısındayım.

Yoğun demografik iç çekirdek ile başlayıp yumuşak kültürel manto ile devam eden, yarı yumuşak ekonomi-politik manto ve sert ideolojik kabuk ile tamamlanan yapı şeklindeki taslamda (modelde) dünyanın jeo fiziksel yapısı değişmecenin (mecazın) kaynağı olarak benimsenmiştir. Bu bakımdan evrensel iktidar tezinin oluşturulması ve somutlaştırılması sırasında bu mecazın verimli bir kaynak olarak sürekli akılda tutulması iyi olacaktır.

Bu kapsamda yukarıdaki modele dayanan tezin somutlaştırılması için şu mantıksal ölçütlerin dikkate alınması gereklidir:

1.     Yapılacak irdelemeler tarihsel bağlam içine oturmak zorundadır.
2.     Çözümlemeler felsefi-antropik paradigmaya (değerler bütününe, özüne) dayanan bir teze ulaşmak için yapılmalıdır.
3.     Tez antropolojiye dayalı genel bir kültürel referans çerçevesi ile ilişkilenebilmelidir.
4.     Söz konusu toplumun demografisi ile işlenen konu arasında sosyal-psişik bir ilişki kolayca kurulabilmelidir.
5.     Çözümlemede omnidisipliner yaklaşım esas olmalıdır.
6.     Tezin sonuçlarının sağlanmasında yöntem olarak diyalektik ve holistik düşünden mümkün olduğunca çok yararlanılmalıdır.

İlk şık diyalektik zamansal akışı içindeki yerini temsil ederken ikincisi tezin insani değerlerden kökenlenen özünü, sonraki ikisi kültürel ve psikolojik iki boyutlu bir toplumsal bağlam ile olan ilişkilerin durumunu ve en son ikisi ise kullanılacak holistik yöntemi belirtmektedir.
_________________________
(*) Bu yazı dizisi bir üçleme (triloji) olarak düşünüldüğünden bu deneme dizinin ilk makalesidir.


Mustafa Özcan, 25 Ağustos 2013








3 Ağustos 2013 Cumartesi

“Kadıköy Düşünce Platformu Sözlüğü”


Kadıköy Düşünce Platformu Sözlüğü

Kadıköy Düşünce Platformu’nun sanal ortamda “sözlük” çalışması başlamıştır.  KDP müdavimlerinin çeşitli konularda bilgi ve görüşlerini paylaşabileceği sözlüğümüzü, KDP - Cumartesi Sohbet Toplantıları’nda işlenen konuların yanı sıra,  bilim, kültür, sanat ve diğer ilgi duyulan konulara ilişkin katkılarla geliştirebiliriz.  

Kadıköy Düşünce Platformu Sözlüğü” web adresi aşağıdaki gibidir...


KDP müdavimleri ve ilgi duyan diğer herkesin sözlüğümüze “kayıt ol” butonunu tıklayarak kendi belirleyecekleri “üye adı” ve “şifre” ile kayıt olmaları, daha sonra ise bana (ersozu@gmail.com e-posta adresime) sadece üye adlarını bildirmeleri yeterli olacak, bu işlemi tamamlayanlar tarafımdan gerekli ayarlama yapıldıktan sonra “yazar” olarak sözlüğe yeni konu girişi veya açılmış konulara ek giriş yapabilecektir.

Ümit Ersöz

2 Ağustos 2013 Cuma

Yirminci Yılına Girerken KDP: Anlayış, Vizyon, Misyon ve Etkinliklerine Topluca Bakış (Mustafa Özcan, 1 Ağustos 2013)


Yirminci Yılına Girerken KDP:
Anlayış, Vizyon, Misyon ve Etkinliklerine Topluca Bakış
Kadıköy Düşünce Platformu, KDP, çeşitli eğitim ve iletişim tarz ve biçimlerini kullanarak holistik bilimsel çalışmalar yürütmek için gönüllü olarak bir araya gelip bu birlikteliğini de 1994’ten beri sürdürmekte olan bağımsız düşünce grubu kimliğine sahip bir oluşumdur. 
Bütünsel bilim zemininde Avrasya odaklı entelektüel merkez olma misyonu ile yola çıkmış sivil bir toplum girişimi olan KDP’de toplumu ilgilendiren her tür evrensel ve yerel düzeyli bilimsel bilgi temelli fikir ve düşüncenin üretimi ve değişimi özgürce yapılabilmektedir.
Özetle ifade edilirse, KDP, günlük yaşamın bilim, kültür, politika, sanat, ekonomi, devlet ve yönetişim konularının sorunlarına disiplinler arası ve ötesi anlayış ile yaklaşarak holistik ve evrimselci bir vizyon doğrultusunda çözüm arayışı çabası göstermekte olan girişimdir.
Bu anlayış, vizyon ve misyon ile bilim ve felsefenin bütünleşik ortaklığı olarak da görülen holistik bilim doğrultusunda sesini yirmi yıldan beri toplumun entelektüel kesimlerine çeşitli etkinliklerle duyurmakta olan KDP’nin şimdiye dek gerek reel ve gerekse sanal olarak oluşturduğu iletişim ve eğitim ortamlarından eski ve yeni, faal ve gayri faal olan oluşumlarını başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
         
Reel ortamda;
·         CKM CST, Cumartesi Sohbet Toplantısı adı ile Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi'nde halen sunulmakta olan seminerler 1994’ten beri süren bir etkinliktir. KDP’nin bel kemiği niteliğindeki bu söyleşiler şimdiye dek toplam on ayrı yerde yapılmış olmakla birlikte özellikle Suadiye, Bostancı ve Caddebotan’daki üç mekân toplantıların yarıdan fazlasının ev sahipliliğini yapmıştır. Başlarda katılımcıların ortak söyleşisinin ağır bastığı bir tarz olarak gerçekleşen etkinlikler son beş yıldır Mustafa Özcan tarafından sunulan seminerler şekline dönüşmüştür. 2014 yılında 1000. Oturum’unu gerçekleşecek olan CST’nda trimestri tarzındaki bu seminer etkinliği için ikinci defa bir katılımcı sertifikalandırması yapılacaktır.                                    
·         İstanbul Yelken Kulübü Panel – Konferansları, CST trimestrileri sonunda sezonal olarak bu tesislerde 2010’dan beri gerçekleşen bir etkinliktir. Etkinlik, sezon içinde CST trimestrisinde işlenen konu başlığı kapsamında davet edilen akademik konuşmacı(lar) tarafından yapılan sunuş sonrasında konunun panelde KDP temsilciler ile tartışılması şeklinde yürütülmektedir.
·         Kameriye PST ( Perşembe günü Sohbet Toplantıları) adı ile 2011’den beri her hafta Perşembe günü öğleden sonra yapılan serbest konulu ve katılımcılar arası söyleşi konuşmalı olarak yapılan bu etkinliğin yeri Feneryolu Kameriye Çay Bahçesi’dir.
·         Özel Grup Çalışmaları, duruma ve konularına göre oluşturulan grupların belirlenmiş bir konuya ilişkin ortak çalışma ve oturumları şeklindeki özgül bir sosyal araştırma  etkinliğidir. Az sıklıkta gerçekleşen bu tür etkinliklerde genel olarak araştırma ile sonuç alınacak sorunsallıkların incelenmesine ve olabilecek almaşık çözümlerin bulunması amaçlamaktadır.


Sanal ortamda;

·         Makaleler, KDP Blog’unda ve Dağarcık Türkiye Dergisi ile Ateşan Aybars’ın internet sitesinde yayınlanmakta olan deneme, inceleme ve bilgilendirme tarzı yazılardır. Belli bir adede ulaşması halinde kitap şeklinde yayım etkinliğine dönüştürülmesi planlanmaktadır.
·         KDP'nin eski ve yeni Blog'ları (Yazar Makaleleri, yazılara yönelik eleştiriler ve öteki tartışmalar için özgür bir ortam sunan iletişim etkinliğidir. Oluşturulduğu 2011 Temmuz ayından bu yana 2013 Temmuz ayına kadar  KDP (Google) Bloğu’nu ziyaret eden sayısı 15 bin adedi geçmiştir. Sadece Türk dilinde olmasına rağmen ziyaretçilerin pek çok değişik ülke kaynaklı olması şayanı dikkat bir husustur.
·         2003’te KDP’nin ilk sanal etkinlik ortamı mahiyeti oluşturulmuş olan YİG, (KDP (Yahoo) İletişim Grubu) halen gayri faal olmakla birlikte açık olduğu on yıllık süre içinde katılımcılarına düşüncelerini istedikleri an denetlenmeden ifade edebilmeleri yönü ile sağladığı olanak bakımından hayli cömert olarak nitelenebilecek bir ortam niteliğindeydi.
·         İki yıldan fazla süre ile etkin olmuş ve 2007’de kapanmış olan "KDP İnternet Sitesi”nin faal olduğu dönemde pek çok proje, makale,  haberleşme şeklinde etkinlikler gerçekleştirilmiştir.
Görüleceği üzere, KDP oluştuğu 1994 yılı Nisan ayından bu yana geçen 20 yıla yakın süre içinde çeşitli iletişim ve eğitim ortamı türleri vasıtası ile holistik bilim doğrultusunda Türk entelektüel dünyasına yönelik olarak bir karşılık aramaksızın hizmet sunmaktadır.
Sonuç olarak KDP, sözü edilen bilimsel bilgiyi yayma hizmeti faaliyetleri kapsamında başta Kadıköylü olanlar olmak üzere toplumun ilerici aydın kesimlerine ve de bizatihi kendi CST müdavimlerine sağladığı entelektüel erginleşme katkı ortamı nedeniyle onur duymayı hak ettiğine inanmaktadır.
Mustafa Özcan (1 Ağustos 2013)

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Principles of Holistic Health*

Bazı Batı Ülkeleri'nin artık hep gündeminde olan holistik sağlık konusunun tebabet pratiğinde iyi yönetilmesini sağlamak amacı ile konuya yönelik ilkeleri derli-toplu olarak bir arada sunan bir metni alıntılanan kaynak belirtilmiş olarak aşağıda bulabilirsiniz. Metinde yer alan ilkelerin, aynı zamanda, tıbbın holistik bir yaklaşımla yapılabilir aşamaya ulaştığının da soyut ve ciddi bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz. 

                          * * *

Principles of Holistic Health*

  1. Optimal Health is the primary goal of holistic medical practice. It is the conscious pursuit of the highest level of functioning and balance of the physical, environmental, mental, emotional, social and spiritual aspects of human experience, resulting in a dynamic state of being fully alive. This creates a condition of well-being regardless of the presence or absence of disease.
  2. The Healing Power of Love. Holistic health care practitioners strive to meet the patient with grace, kindness, acceptance, and spirit without condition, as love is life’s most powerful healer.
  3. Whole Person. Holistic health care practitioners view people as the unity of body, mind, spirit and the systems in which they live.
  4. Prevention and Treatment. Holistic health care practitioners promote health, prevent illness and help raise awareness of dis-ease in our lives rather than merely managing symptoms. A holistic approach relieves symptoms, modifies contributing factors, and enhances the patient’s life system to optimize future well-being.
  5. Innate Healing Power. All people have innate powers of healing in their bodies, minds and spirits. Holistic health care practitioners evoke and help patients utilize these powers to affect the healing process.
  6. Integration of Healing Systems. Holistic health care practitioners embrace a lifetime of learning about all safe and effective options in diagnosis and treatment. These options come from a variety of traditions, and are selected in order to best meet the unique needs of the patient. The realm of choices may include lifestyle modification and complementary approaches as well as conventional drugs and surgery.
  7. Relationship-centered Care. The ideal practitioner-patient relationship is a partnership which encourages patient autonomy, and values the needs and insights of both parties. The quality of this relationship is an essential contributor to the healing process.
  8. Individuality. Holistic health care practitioners focus patient care on the unique needs and nature of the person who has an illness rather than the illness that has the person. 
  9. Teaching by Example. Holistic health care practitioners continually work toward the personal incorporation of the principles of holistic health, which then profoundly influence the quality of the healing relationship.
  10. Learning Opportunities. All life experiences including birth, joy, suffering and the dying process are profound learning opportunities for both patients and health care practitioners.
___________________ 
(*) American Holistic Medical Association adlı kuruluşun holistik tıp pratiğinin ilkeleri olarak belirttiği hususlar olup http://www.holisticmedicine.org/content.asp?pl=2&sl=22&contentid=22 adresinden alıntılanmıştır.


2 Temmuz 2013 Salı

Kadıköy ve Direniş: Sosyopolitik bir Kent Tahlili (Mustafa Özcan, 2 Temmuz 2013)

Gezi Parkı eylemleri ile başlayan küresel direniş hareketi bağlamında Kadıköy'e yerleşmiş olanların otoriteye direnme konusunda tarihi olarak gösterdiği öncü tutumun kökenleri konusunu irdelemeye çalıştığım, direnişler başlamadan çok önceleri kaleme alınmış denememi aşağıda bulabilirsiniz.
Mustafa Özcan (2 Temmuz 2013)

                                                 * * *

Kadıköy ve Direniş: Sosyopolitik bir Kent Tahlili

Kadıköy hakkında yazdığım önceki yazılar genel olarak bu kentin tarihsel kimliği ile ilgiliydi.
Bugün daha odaklanmış bir bakıştan yapılacak çözümlemeyle kentin kimliğinde siyasi karşıtlığa, direnişe, muhalefete, karşı duruşa yönelik bir yatkınlığın nasıl var olduğunu biraz olsun irdelemek istiyorum.
Önceki yazılarımda da sözünü etmiştim; Anadolu yakasındaki ilk Megara kolonisi olarak kurulmuş olan o zamanlardaki adı Kalkedon olan Kadıköy, bundan 17 yıl sonra Avrupa yakasında Sarayburnu’nda Bizansı kuran öteki Megaralılarca doğru yer seçememiş olmalarına imaen “Körler(in) Ülkesi” diye söylene gelmiştir.
İşte bu söylem Kadıköy’ün tarihte karşıt karakterli olma özelliğinin belki de ilk nitelemesidir.
Daha sonraki benzer durum örneklerine geçmeden önce Kalkedon’un kurucusu, eski bir Yunan kenti olan Megara sakinleri hakkında kısa bir bilgi vermek gerekir diye düşünüyorum.
Megara bugünkü on üç bölgeli Yunanistan’da Atina’nın da dâhil olduğu dört ilden oluşan Attika adlı bölgede yer alır. Bu bölgenin önde gelen özelliği ise Mora, diğer adı ile Pelopones yarımadasını Balkan yarımadasından ayıran kıstağa sahip olmasıdır. Kıstak, Korint ile Megara illerini kapsar ve tarihsel olarak iki yarımadanın tek karasal geçiş bağlantısıdır.
Bu nedenle de Bakır ve Tunç Çağı uygarlıkları için o zamanki adları ile Bosphorus (İstanbul Boğazı) ve Dardanelles (Çanakkale Boğazı) ile birlikte Güney Batı Avrasya’daki en stratejik üç geçiş yerinden biridir.
Megaralılar ile Korintliler kontrol ettikleri bu stratejik karasal geçitten ötürü kadim dönem ve ilk çağ boyunca tarih sahnesinde önemli güçler olarak yer almıştır.
Sonuç olarak da Megara, Sparta ile Atina arasında uzun yıllar süren tarihi rekabette daimi bir çatışma parçası olarak ola gelmiştir.
Bu kapsamda Atina Devleti MÖ 432’de çıkardığı bir kararmane ile Megaralıların hükümranlık alanındaki liman ve kentlere girişini yasaklayınca bir sava göre bu Spartalılarla Pelopones savaşlarının başlamasına neden oluşturmuştur. Megaralılar savaşta Sparta’nın yanında yer almış, daha sonraları Atina’nın egemenliliğindeki dönemde de daimi olarak muhalif bir tavır sergilemeyi sürdürmüşlerdir.
 Görüldüğü gibi Megaralı olmak bir bakıma muhalif olmak demektir. Böyle bir durum için gerekli tarihsel donanım ise Megaralı olmakla eştir denilebilir.
Ruhlarının derinlerine dek işlemiş bu muhalif davranış eğilimi İstanbul tarafına yerleşmiş Megaralılarda buranın başka yerlerden büyük göç alması sonucu muhtemeldir ki zamanla kaybolmuş olsa bile tarihsel olarak uzun bir zaman süresinde hiç göç almayan Kadıköy’de kentsel bir özellik olarak kalmayı sürdürmüş olmalıdır.
Böyle bir kentsel kimliğin bir parçası olan gelenekselleşmiş demografik bu özellik çok daha sonraki zamanlarda ortaya çıkan olaylarda da kendini belli ettirmiştir.
İşte bunlardan biri olarak, İmparator Jüstinyen’nin eşi İmparatoriçe Teodora’nın kendi özel sarayını Fenerbahçe Burnu’na inşa ettirip Eski Büyük Saray’a karşı muhalif bir tavır takındığında buraya gelip bu protest tutumunun bir göstergesi olarak “cari inziva” mahiyeti ile Fenerbahçe Sarayı’nda ikamet etmesini gösterebiliriz.
Diğer bir olay da ilk Hıristiyanlardan biri olan Azize Efemi’nin inancından ötürü 303 yılında vahşice katledilmesidir. Bu olayda, Kalkedonlu bir senatör’ün kızı olan virjin Efemi kentteki pek çok ilk inananla birlikte tutuklanıp işkenceden geçirildikten sonra İmparator Diocletian tarafından arenada vahşi hayvanlara verilerek kurban edildi. Bu noktada dikkat çekilecek husus paganizme karşı olan ilk Hıristiyanların Kadıköy’den çıkmış olmasıdır ki bu da aksi tutum ve davranışın bir dışa vurumu olsa gerekir.    
Öte yandan, Osmanlı döneminde de Saray’ın tutumuna karşı olan pek çok ileri gelenin oturma yeri olarak Kadıköy’ü seçmesi böyle bu geleneğin derinden sürdüğünün bir işareti olmalıdır. Hatta Anadolu Yakası’ndaki Kadıköy’ün Hıristiyan kökenden gelen muhalifliğinin sonradan kurulmuş Üsküdar’a da onun ağır basan İslami özelliğine rağmen bulaştığını söyleyebiliriz.  
Bu durumun bir göstergesi olarak buranın beklenmedik tersliğini mecazen de olsa belirten “Üsküdar’da sabah oldu” sözünün Topkapı Sarayı tarafından benimsenmiş bir deyiş olarak bugüne kadar gelmişliği verilebilir. Belki de, Ali Süavi’nin V. Murat’ı tahta geçirmek gayesi ile Üsküdar’dan kayıklarla gelerek yaptığı Çırağan Sarayı baskınını bir kanıt olarak vermek çok daha uygun olur.
Kısaca coğrafi bakıştan söylemek gerekirse, sanki karşı yakada olmak karşı olmaya da zemin hazırlamaktadır!
Özetle belirtirsek, Kadıköy tarihsel kökeninden gelen bu ters duruşunu Cumhuriyet döneminde yıllardan beri süren laik-toplumsal-halkçı bir oy tabanını şekline dönüştürerek de göstermiştir.
Ayrıca Kadıköylü bununla da kalmayıp sahip olduğu yöneten-yönetilen çelişkisi üzerine kurulu bu geleneksel siyasi muhalefet anlayışını sanat, düşünce, felsefe, kültür gibi yaşamın pek çok hümanistik alanında ortaya çıkan ve insan yapısındaki diyalektik yaratıcılıktan kaynak alan karşıt tez üreticisi demografik bir merkez mahiyeti ile kentsel kimliğine de yerleştirmiştir.  
Son bir gözlem: İktidarın 2013’te ortaya çıkan alkole karşı malum tutumu sonucu tüm Türkiye’de içki tüketimi azalma eğilimi gösterirken  sözünü ettiğimiz sivil itaatsizlik veya başkaldırı diyeceğimiz bu kentsel özelliğinden dolayı Kadıköy’de beklenenin tersine hızla artmaktadır. 
Mustafa Özcan (8 Haziran 2013)