26 Ağustos 2019 Pazartesi

Doğa Bir Bütün Olarak Temsil Edilir (*)



Doğa Bir Bütün Olarak Temsil Edilir (*)

Canlı dünya ile cansız dünya arasındaki iç ilişkilerin incelenmesi, yani ekoloji olarak bilinen çalışmalar, ancak son 150 yılda titiz ve yöntemli bir bilimsel araştırma konusu oldu. “Ekoloji” terimi 1866’da Alman evrim biyoloğu Ernst Haeckel tarafından icat edildi ve Yunanca ev ya da mesken anlamına gelen oikos sözcüğü ile inceleme ya da söylem anlamına gelen logos sözcüğünden türer. Ama modern ekolojik düşüncenin öncüsü olarak, Alman bilgin Alexander von Humboldt kabul edilir. Kapsamlı keşif gezileriyle ve yazılarıyla Humboldt yeni bir bilim yaklaşımı geliştirdi.

Bütün fiziksel bilimleri birbiriyle ilişkilendirerek ve en son bilimsel donanımı, ayrıntılı gözlemleri ve eşi görülmemiş ölçekte titiz veri analizleri kullanarak doğayı birleşik bir bütün şeklinde anlamaya çalıştı.

Timsahın Dişleri
Humboldt’un holistik yaklaşımı yeni olmasına rağmen, ekoloji kavramı, MÖ 5. yüzyılda Herodotos gibi eski Yunan yazarların ilk doğa tarihi araştırmalarından gelişti.

Mutualizm olarak bilinen karşılıklı bağımlılığa ilişkin ilk anlatımların birinde Herodotos, Mısır’da Nil kıyısında ağızlarını açıp kuşların dişlerini temizlemesine izin veren timsahları tarif eder.

Bir yüzyıl sonra, Yunan filozof Aristoteles ve öğrencisi Theophrastus’un türlerin göçü, dağılımı ve davranışı üzerine gözlemleri, ekolojik niş – doğada bir türün yaşam tarzını şekillendiren ve o yaşam tarzı tarafından şekillendirilen tikel yer – kavramının erken bir versiyonunu verdi. Theophrastus bitkiler üzerine kapsamlı araştırmalar yapıp yazılar yazdı; bitkilerin yetişmesi ve dağılımı bakımından iklimin ve toprağın önemini fark etti. Onların düşünceleri sonraki 2000 yıl boyunca doğa felsefesini etkiledi.

Doğanın Birleştirici Kuvvetleri
Humboldt’un doğa yaklaşımı, geç 18. yüzyılda, bir bütün olarak dünyayı anlamada duyuların, gözlemin ve deneyimin değerini vurgulayarak rasyonalizme tepki gösteren Romantik geleneği izledi. Çağdaşı şairler Jochan Wolfgang von Goethe ve Friedrich Schiller gibi Humboldt da, doğanın – doğa felsefesinin ve insan bilimlerinin – birliği (Almancada Gestalt) düşüncesini destekledi. Araştırmaları anatomi ve astronomiden; mineralojiye ve botaniğe, ticarete ve dilbilime kadar uzandı ve doğal dünyayı Avrupa sınırlarının ötesinde araştırması için gerekli bilgi derinliğiyle donandı.

Humboldt’un dediği gibi, “-Egzotik bitkilerin, bir herbaryumdaki kuru türlerin bile, görüntüsü imgelemimi ateşledi ve güney ülkelerindeki tropikal bitki örtüsünü kendi gözlerimle görmeye can attım.” Fransız botanikçi Aime Bonpland’la birlikle Latin Amerika’da yaptığı beş yıllık araştırmalar, en önemli keşif gezisiydi. Haziran 1799’da yola çıkarken şunu ilan etti: “Bitki ve fosil toplayacağım, en iyi aletlerle astronomi gözlemleri yapacağım. Yine de yolculuğumun ana amacı bu değildir. Doğa güçlerinin nasıl davrandığını, coğrafi çevrenin hayvanları ve bitkileri ne şekilde etkilediğini keşfetmeye çalışacağım. Kısaca, doğadaki uyumu ortaya çıkarmalıyım.” Tam da bunu yaptı.

Humboldt diğer birçok projenin yanı sıra, okyanus suyu sıcaklığını ölçtü ve küresel çevreyi, özellikle iklimi nitelendirmenin ve haritalandırmanın, ardından çeşitli ülkelerdeki iklimsel koşulları karşılaştırmanın bir aracı olarak, eşdeğer çizgileri ya da izotermal çizgileri kullanıp eşit sıcaklık noktalarını birleştirmeyi önerdi.

Humboldt fiziksel koşulların iklim, yükseklik, enlem ve toprak gibi yaşam dağılımını nasıl etkilediğini inceleyen ilk bilim insanlarından biriydi de. Bonpland’ın yardımıyla, And Dağlarında yüksek rakımlar ile deniz seviyesi arasında flora ve fauna değişikliklerinin haritasını çıkardı. 1805’te Amerika’dan döndükten sonraki yıl, bu alanın coğrafyası üzerine şimdi ünlenen çalışmasını yayımladı; burada doğanın iç bağlantılarını özetliyor ve yüksekliğe bağlı bitki örtüsü kuşaklarını gösteriyordu. Yıllar sonra, 1851’de; And Dağlarındaki kuşakları Alp Dağları, Pireneler, Lapland, Tenerife ve Himalaya Dağlarındaki kuşaklarla karşılaştırarak küresel bir uygulamayı gösterdi.

Ekolojiyi Tanımlama
Haeckel de “ekoloji” sözcüğünü icat ettiğinde, bir canlı ve cansız dünya Gestalt’ı (birliği) görme geleneğine uyuyordu. Coşkulu bir evrimci olan Haeckel, 1859’da Türlerin Kökeni Üzerine’yi yayımlayarak değişmez bir dünya olarak Yer fikrini kovan Charles Darwin’den esinlendi. Doğal seçilimin rolünü sorguladı, ama hem evrimde hem ekolojide çevrenin önemli bir rol oynadığına inandı.
____________




3 Ağustos 2019 Cumartesi

Bilgi Ağacı Kuramı (Dizgesi): ToK (*) (Mustafa Özcan, 3 Ağustos 2019)



Bilgi Ağacı Kuramı (Dizgesi): ToK (*)


Bu çalışma Gregg Henrigues tarafından 2003’te psikolojinin ilk olarak tek çatı altında birleştirilmesi girişimi mahiyeti ile ortaya atılmış kuramsal bir yaklaşım çerçevesi olarak oluşturulmuştur.

2003’ten sonra devam eden geliştirmelerle söz konusu epistemik girişim, 13,8 yıllık kozmik evrimi en son aşamada fiziko-biyo-psişik karmaşık bilimsel-bilgisel temeldeki “etolojik-psikolojik-enformatik” bir bakış ile akış-içinde-olan-bütünsel-sistemik bir çerçeveye oturtmayı amaçlamaktadır (**).  

Ayrıca karmaşıklığın en derinindeki dört temel boyutun kaynağı olan madde, yaşam, zihin ve kültür konu alanları içinse, sözü edilen sistemik-bilimsel bağlamda bütünsel (holistik) bir yaklaşım çerçevesi sunması ile de kuram öte yandan bu yönüyle tüm bilim alanlarını entegrasyonunu hedefleyen trans-disiplinli bir çalışma olarak görülmelidir.    
Yani diğer deyişle bu çalışma, çözümlenmesi için yola konulan söz konusu bilimsel bulmaca parçalarını aralarında türdeş farklılıklar olmasına karşın kuantum mekaniğinden sosyolojik süreçlere dek gelen olgusal bir gerçekliğin akışı içindeki aşamalar olarak benimseyip bunları tutarlı bir bütün olması için eşleştirdiğinden epistemik de dille birleşik bilgi kuramı diye nitelendirilebilir.  

ToK'ın için, dört nesne sınıfının (maddi nesneler (eşyalar), canlı nesneler (organizmalar), bilinçli organizmalar (hayvanlar) ve kültür inşa edicilerin (insanların)) davranışına karşılık gelip zaman içinde artan dört temel karmaşıklık boyutundan (madde, yaşam, bilinç ve kültür) oluşan süreçsel bilgi akışı konusunda görsel-uzaysal bir betimlemedir de diyebiliriz(***).

Bu dört betimlemeden kaynak alıp oluşan dört ana bilim alanı ise Gregg Henrigues tarafından fiziksel bilimler, biyoloji, psikoloji ve sosyal bilimler olarak belirtilmektedir.
ToK’ın önemi, 13,8 milyar yıllık kozmik evrim sürecinde diyalektik nicel-nitel akışla ortaya çıkan dört nesne sınıfının içsel olarak nicel artışlı spiralik gelişim aşamaları (dekoheranslar (eş-evresizlikler)) arasındaki nitel dönüşüm için gereken geçişlerdeki eşiklerin her birinde olması gereken sıçramayla bütünselliği sağlayan kuvvetler için ayrıca dört ara yüz kuramı önermesindedir.
Bunların üçü önceden önerilmiş bilinen, biriyse yazar tarafından ortaya atılmış olan bir kuramdır.

Gregg Henrigues bu kuramları şöyle sıralamaktadır: Kuantum gravite, evrimsel sentez, davranışsal yatırım kuramı ve gerekçeleme varsayımı (****).

ToK’ın kozmik akışta bütünsellik sağlayan odak düşüncesindeyse evrenin evrimsel sürecinde gelişen karmaşıklık spiralleri arası süpervenyal (zuhuri, belirimsel, stigmerjik) tarzda bütünleştirici ilişkisel bir içselliğin bulunması fikridir.

Yazar tarafından ortaya atılan davranışsal yatırım kuramı genel hatları ile etoloji, psikoloji ve bilişim bilimlerinde merkezi bir role sahip olan sinirsel ağlar konusunun ortaklaştırılması sonucunda biyoloji ve psikoloji arasındaki eşikte geçiş sıçramasını sağlayan kuvvet için gerekeli olan bir kuram olarak işlev görmektedir.

Akışın en sonunda kültürü inşa eden sosyal bilimler sonrasında oluştuğu ön görülen son aşamadaki bütünsel yapı olarak belirtilen bilimin kurumsallaşmış hali şeklinde yazar tarafından belirtilen evrede ise bilimlerin birliği olan holistik bilim ortaya çıkacaktır. Bu ise holistik bilimin dip dalgası şeklinde gelişine yönelik diğer bir haberci olmaktadır.

Mustafa Özcan (3 Ağustos 2019)
______________________
(*)Tree of Knowledge System



19 Temmuz 2019 Cuma

Bilince Dair 10 Sorun (Gregg Henriques) (Bölüm 3) (*)


Bilince Dair 10 Sorun

Bilinç kavramını ele alırken bunlar göz ardı edilmemeli.

(8.-10. Sorun)


Son olarak, bilincin kavramsal analizleri ile yakından ilişkili en az üç sorun daha vardır. Bunlar, zihin, davranış ve ahlak sorunlarıdır.
8. Zihin Sorunu: Bu, zihnin nasıl tanımlandığı, bilinçle ilişkisi ile ilgilidir, yani dil oyunu problemi yine devreye girer. Tanımlama meselesi yanında ikinci bir mesele daha vardır: bilincin doğasına hiç değinmeden zihne bilişsel-fonksiyonel bir açıdan yaklaşmanın mümkün olması. Bilişsel fonksiyonel bakış açısına göre, direkt davranışlar sinir sisteminin bilgi işleme kapasitesinden ortaya çıkar. Zihnin fonksiyonel-bilişsel kavrayışında öznellik meselesine değinilmesi gerekmez. Örneğin Steven Pinker’in eseri “Zihin Nasıl Çalışır” (How the Mind Works) zihne bilişsel fonksiyonel bir bakış açısıyla yaklaşıyor ama deneyimsel bilinç konusuna hiç girmiyor, yazarın kendinin de kabul ettiği gibi. Benzer şekilde, bilgisayar satranç programı Deep Blue veya Jeopardy oynayan bilgisayar Watson’u tamamen fonksiyonalist veya bilgi işleme açısından ele alabilir, onlara herhangi bir deneyimleme atfetmeyebiliriz. Sonuç olarak, zihin, özellikle de eğer bilişsel-fonksiyonalist bir konumdan ele alınırsa bilinçten çok farklı şekilde anlaşılabilir. Öyleyse bilincin tam bir analizini yapabilmek için zihin ve sinir sisteminin bir tür bilgi işleme sistemi olarak analizini dahil eden bir çerçeve kurmak gereklidir. 
9. Davranış Sorunu: Bu, davranışın bilinçle ilişkili olarak nasıl tanımlandığıyla ilgilidir. Şöyle düşünelim: B. F. Skinner gibi radikal davranışçılar öznel bilinçliliği davranış üzerinden tanımlar. Bir diş ağrısı gibi deneyimsel olaylar Skinner’cılar tarafından “gizli davranış” olarak adlandırılır. Aynı şekilde, meydana gelmekte olan olayların anlatımı, ortamdaki olasılıkların yol açtığı sözel davranışlar olarak değerlendirilir. Her ne kadar ben radikal davranışçı görüşü eleştirsem de, bu bakış açısının göz ardı edilen başka bir sorunu vurguladığını kabul etmeliyim. Bilinci etkili bir şekilde haritalandırabilmemiz için davranış kavramını ele almalı ve konuyla ilgisini iyi anlamalıyız. 
10. Ahlak Sorunu: Sam Harris, kitabı Ahlakın Coğrafyası (The Moral Landscape)’nda güçlü bir iddiayla karşımıza çıkar: Deneyimsel bilinçlilik (Harris buna duygunluk der) ahlaki sorunlar, değerler ve kararlarla ilişkili temel bir unsurdur. Yani, ahlakın temeli duygun yaratıkların iyi olma durumu ile ilişkilidir. Bu analize ister katılın ister katılmayın, burada deneyimsel bilinç vurgulanmakta, haz ve acı hissetme yetisi ile ahlak kavramı arasında da derin bir bağ kurulmaktadır. Hiç acı, mutluluk ya da benzeri durumlar olmasa, ahlak kavramı da yok olur. Ayrıca, bir görüşe göre insanları yaptıkları davranışlardan ahlaki olarak sorumlu tutmakta haklı olabilmek için, insanların, gösterdikleri davranış dışında bir davranış sergilemekte özgür olması gerekir. Bir başka deyişle, davranışlarını özgürce seçebilmeleri gerekir. Bu da şu anlama gelir: öz-bilinç (ve kişi olma ve özgür irade) kavramı ahlak teorisi ile yakından ilişkilidir.
Horgan’ın kitabının da gösterdiği gibi, bilinç kaygan ve karmaşık bir oluşumdur, birçok farklı kavramsal sorunla da ilişkilidir. Benim umudum, üzerinde durmamız gerekli sorunları daha net bir şekilde görüp zorlukları çözmeye blogumun katkıda bulunmasıdır. İyi bir dil oyunu bu meseleleri çözmemize yardımcı olabilir. Benim kitabımın da amacı tüm bu konularla başa çıkabilecek bir dil oyunu olduğunu göstermek ve psikolojinin daha anlaşılır bir bilim haline gelmesine ortam hazırlamaktır.
Gregg Henriques, Ph.D.

(*) Çeviren: Meltem Bilikmen

İlki Herkese Bilim Teknoloji Dergisi'nin 14 Aralık 2018 tarihli 142. sayısında olmak üzere bir yazı serisi olarak yayınlanmıştır. KDP Bloğunda üç ayrı bölüm olarak yer verilecektir.


15 Temmuz 2019 Pazartesi

Bilince Dair 10 Sorun (Gregg Henriques) (Bölüm 2) (*)


Bilince Dair 10 Sorun

Bilinç kavramını ele alırken bunlar göz ardı edilmemeli.

(6.-7. Sorun)



6. Deneyimsel Bilinç Sorunu (DB): Bu sorun, dünyada olmanın hissi deneyimi, kırmızı renk görme ve açlık hissetme gibi algısal deneyimlerle ilişkilidir. Bazıları, deneyimsel bilinci bir araya getiren temel birimlere qualia adını verir. Buna “deneyimin öznel tiyatrosu” da denebilir. Thomas Nagel’in ünlü eseri “Yarasa olmak neye benzer?”’e referansla birşeye benzemek olarak da anlatılabilir. DB sorunu içerisinde, her ikisi de iki ek sorunla gelen iki alt sorun daha vardır, Epistemolojik Öznellik Sorunu ve Sinir Mühendisliği (neuro-engineering) Sorunu.   
   6a. Epistemolojik Öznellik Sorunu: Bu, dünyada olmaya “nesnel” veya “öznel” algı ile yaklaşmakla ilişkilidir. Bu şöyle açıklanabilir: Öznel deneyimsel bilinç tamamen bireyin içinde “saklıdır”. Bu saklılık, birbirinin ayna görüntüsü olan iki önemli alt problemi beraberinde getirir:  İlki (6a1), bir başkasının öznel deneyimini doğrudan bilme meselesidir—sorun, bunun yapılamıyor olmasıdır. Bu, “senin kırmızı rengi benim gördüğüm gibi gördüğünü nereden bileyim?” sorunudur. “Bu sorun aynı zamanda, ancak dolaylı olarak bilebileceğimiz, diğer hayvanlardaki bilinç konusundaki bilgimizde de söz konusudur. Bu aynı zamanda zombilerle ilgili felsefi problem ile de ilişkilidir.  Gerçekten de tüm öznel deneyimlerle ilgili ancak nesnel bir perspektiften bakılan davranış vasıtası ile çıkarımda bulunulabilir. İkinci sorun (6a2) ise bu sorunun tersidir. Bu da, bireyler olarak bizlerin dünyayı kendi öznel algılayış deneyimimiz içerisinde hapsolmuş olmamızdır. Bir başka deyişle, dünyayı ancak kendi öznel deneyim tiyatrom sayesinde dünyayı bilebilirim. Bu sorunun doğasını görmek için Rene Descartes’ın uzun zaman önce sorduğu sorusunu ele alalım: Dış dünyanın gerçek olduğunu, kötü bir şeytan tarafından düzenlenmiş bir rüyada yaşamadığımı nasıl bilebilirim?. Bu sorun, popüler film serisi Matrix’in de konusuydu.
  6b. Sinir Mühendisliği Sorunu: Bu sorun, beyin aktivitesinin mekaniğinin nasıl kırmızı renkler, haz ve acıların hissedilen deneyimini yarattığı ile ilişkilidir. Bunu da iki ayrı soruna ayırabiliriz:  nöro-korelasyon sorunu ile nöro-nedensellik sorunu. İlki, nöro-korelasyon sorunu (6b1) hissedilen  deneyim ile beyin akticitesi arasındaki korelasyonları nasıl haritaladığımız ile ilgilidir. Örneğin, oksipital loba gelecek hasarın görmeyi, duyma lobuna gelecek zararın ise duymayı engellediğini uzun zamandır biliyoruz. Daha da doğrudan yaklaşmak gerekirse, bilim insanları ne tür beyin dalgası faaliyetinin doğrudan bilinçli erişim ile ilgili olduğunu tespit etmiştir.  Örneğin, Dehaene ve meslektaşları “global nöronal çalışma alanı” denen bir fikir üzerine yaptıkları heyecan verici bir araştırmada P3 dedikleri, duyumsal girdiden 300 milisaniye sonra meydana gelen bir “ateşleme dalgası”nın bilinçli olarak görsel bir uyarıcıyı deneyimlemeyle ilişkili olduğunu bulmuştur. Giderek bilinçli deneyimin beyindeki bağlantılarını haritalandırmak konusunda gelişmekteyiz. Bu da öznel bilinçli zihni anlamamız için daha net çerçeveler yaratmakta. Nöro-nedensellik sorunu (6b2) ise neden ve nasıl bazı beyin süreçlerinin yarattığı öznel deneyimleri yarattıklerını ilgilendiriyor. Yani, yeşillik yerine kırmızılık deneyimini yaratan nedir? Neden oksipital lobun mimarisi görme tecrübesini yaratırken duyma lob uses deneyimini yaratıyor? Benzer şekilde, bilinçli deneyimleri üreten minimal beyin süreçleri nelerdir ve neden ve nasıl bunu yapabiliyorlar? Buna genelede bilincin zor sorusu da denir. Bu aynı zamanda “neural binding” denilen, beyindeki farklı şemaları birbirine bağlayan devreler olarak da tanımlanır. Günümüzde “neden” spesifik beyin hallerinin spesifik deneyimsel hallere sebep olduğu bir muammadır. 
7. Öz Bilinçlilik Sorunu (ÖB): Bu sorun, öz anlatımsal bilincin özdüşünme öyküleme doğası ile ilişkilidir. Horgan, kitabında, çocukken arkadaşları ile balığa gittiğinde bir anda gelen özdüşünsel bir aydınlanma ile arkadaşlarına huşu içinde, “Ben benim!” dediği bir anısını anlatır.  Arkadaşları çok etkilenmiş olmasa da Horgan bundan derin şekilde etkilenmiştir. O anda Horgan’ın içinde değişen şey deneyimsel bilinci değil (yani elinde olta tutuyor olma hissi değil), kendinin bağımsız bir varlık olarak özdüşünsel bir farkında olma halidir. Bilincin bu alanınsa şöyle sorular vardır: Özbilinç nedir, ne zaman ve neden evrimleşmiştir? Hayvan bilincine göre insan bilinci nedir? Öz bilinç nasıl gelişir? Dil ve öyküleme ile nasıl bir ilişkisi vardır?
Özbilinçli anlatımın bir önemli unsuru, sinir sistemi içerisinde olmadığı için deneyimsel bilinçten farklı olmasıdır. Parmağımda hissettiğim, kendi öznelliğim içerisinde bulunduğu için de ancak dolaylı olarak ifade edebildiğim küçük acının aksine şu anda doğrudan bilinçle ilgili 10 soruna dair düşüncelerimi sizinle doğrudan paylaşıyorum. Dil açık bir bireylerarası paylaşıma elverir. Bu, deneyimsel ve özbilinç arasındaki önemli farklardan biridir. Özbilince dair dört alt problem ise şöyledir: benlik sorunu (BS), özgür irade sorunu (ÖİS), kişi olma sorunu (KS) ve garip döngü (strange loop) sorunu (GD).
  7a. Benlik Sorunu: Özbilinç deyince, öz yani benlik de işin içine giriyor. Benlik nedir, benlik algısı nedir? Deneyimsel bilinç seviyesinde bir benlik var mıdır? Her iki seviyede benlik ve bilinç arasındaki ilişki nedir? İlişkili özkavram, kimlik, özsaygı gibi kavramlar arasındaki ilişki nedir? Özbilinç özsistemi çocukluk boyunca nasıl gelişir? Buddha’nın benlik olmadığı görüşünü nasıl anlamalıyız? Bu ilk Atman kavramları veya benliğin insan psikolojisindeki merkezi rolünü vurgulayan diğer dil oygunları ile nasıl ters düşer?
  7b. Özgür İrade Sorunu: Özfarkındalık kendimin, ne yapmakta olduğumun ve ne yapabileceğimin ya da yapmam gerektiğinin farkında olduğum anlamına gelir. Bunlar özgür iradenin anahtar bileşenleridir, davranmayı seçen bir benlik olduğu anlamına gelir. Kendimi bu yazıyı yazmaya karar verir şekilde deneyimliyorum. Ama bu ne demek? Özfarkındalık gerçekten de kişinin özbilinçle davranışlarını seçme kapasitesini yaratır mı? Bu davranışlar özgürce seçiliyor mu (seçilebilir mi)? Pekiyi fiziksel süreçlerle tanımlanan bir evrende yaşıyorsak bu nasıl mümkün olabilir?
  7c. Kişi Olma Sorunu: Normalde bir kişinin bir insan olduğunu söyleriz. Ancak  Kişilerin Davranışı eserinde Peter Ossorio bunun tam doğru olmadığı argümanını ortaya atar. Ossorio’ya göre, bir kişi özfarkındalığı olan ve davranışlarının düşünsel sorumluluğunu üzerine alan biridir, ancak insan özel bir tür büyük maymundur. Bu iki kavramın birbirinden farklı olduğunu anlatmak için Ossorio birçok bilimkurgu karakterinin kavramsal boyutta kişi olduğunu (Star Wars’daki Yoda veya Jabba the Hut gibi) ancak bunların insan olmadığını söyler. Ossorio'nun analizinde aynı zamanda dil ile kişi olma arasındaki özel ilişki vurgulanırken tam olarak kişi olan örneklerin anlatımsal farkındalığı ve davranışlarını sahiplenme hissi olduğu anlatılır.  
  7d. Garip Özfarkındalık Döngüsü Sorunu: Horgan “Ben, benim,” dediğinde garip birşey oldu. Bunu öykülediğinde Horgan’ın, durumunu kavrayışı değişti. Dolayısıyla kendini garip bir döngünün içinde, anlatımsal davranışının sebebi ve sonucu karmakarışık olmuş bir halde buldu. Bilişsel Bilimci/Felsefeci Douglas Hofstader garip bir döngü olmanın dinamiklerini incelemiştir. Bence garip döngü, çift yorum problemi ve Sartre’ın insan özgürlüğünün doğası ve gerçekler ile değerlerin birleşimine dair analizleri gibi daha geniş konulara da uyarlanabilir. Sonuç olarak, sebepler ve sonuçlar, ya da birşeyi açıklamak ve onu etkilemek arasındaki ilişki açısından karmaşık sonuçlara varılabilir.


Gregg Henriques, Ph.D.

(*) Çeviren: Meltem Bilikmen

İlki Herkese Bilim Teknoloji Dergisi'nin 14 Aralık 2018 tarihli 142. sayısında olmak üzere bir yazı serisi olarak yayınlanmıştır. KDP Bloğunda üç ayrı bölüm olarak yer verilecektir.




12 Temmuz 2019 Cuma

Bilince Dair 10 Sorun (Gregg Henriques) (Bölüm 1) (*)



Bilince Dair 10 Sorun

Bilinç kavramını ele alırken bunlar göz ardı edilmemeli.

(1.-5. Sorun)

İlk bakışta bilinç kavramı gayet anlaşılır gelebilir. Bireylerin zihinsel olarak neyin farkında olduğunu ifade eder, ne de olsa, değil mi? Aslına bakıldığında mesele bundan daha karmaşıktır. John Horgan yakın zamanda çeşitli zihin-beden sorunlarını irdelemeye uğraşırken karşılaşılan çetrefilli konuları ele alan bir kitap yayınladı. Kitabında dokuz farklı düşünürün perspektifinden konuya bakan Horgan, yine de bir sonuca varamadığımızı yazıyor. Davranış, zihin ve bilinç psikoloji bilimi için çok önemli kavramlar olmakla beraber etkili bir şekilde pek tanımlanamamış ve aralarındaki bağlantılar pek de açıklanmamıştır.
Bu yazı serisinde 10 farklı kavramsal sorunu gruplanmış bir halde göreceksiniz.(1-5, 6-7, 8-10)
1. Dil Oyunu Sorunu: Bu sorun, kavramlarımız ve kelime dağarcığımızla ilgilidir. Bilinç çok yaygın bir kavram olduğundan kullandığımız dil oyunu onu nasıl anladığımızı etkilemektedir. Çoğu Batı dil sistemleri bize (A) bir tür materyalizm, (B) bir Mentalizm ya da idealizm şekli, ya da (C) Düalizm (bunların bir karışımı) seçeneklerinden birini seçmek zorunda bırakan bir kelime dağarcığı sunar. Doğu felsefi gelenekleri ise dünyayı bu şekilde parçalara ayırmaz. Dil oyunu, problem fiziksele kıyasla zihinsel nedensellik ile zihin ve madde arasındaki diğer ilişkiler konusunda konuşma şeklimiz demektir. Bence bazı açılardan dil oyunu problemi en temel unsurdur. Davranış, zihin ve bilinç kavramlarını tanımlayabilmek için yeni bir dil oyununa ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.
2. Dünya Görüşü Sorunu: Bu, dil oyunu sorunu ile ilişkili olmakla beraber özel olarak bireyin gerçekliğe dair genel algısı ve zihninde canlanan resimdir. Bilince dair üç genel dünya görüşü vardır. Bunlardan ilki gerçeküstü görüştür. Bunun bir versiyonu, Hristiyanlıktaki, varlığını doğal dünyadan ayrı sürdüren, her bir bireyin içindeki bilince bağlantısı olan bir gerçeklik boyutu olduğu, çünkü her bireyin, rahme düştüğü andan itibaren bedene verilmiş, ölümden sonra da bedenden ayrılıp diğer düzleme geçecek bir ruhu olduğu görüşüdür. Bir başka dünya görüşü, enerji, madde, bilgi ve zihin fonksiyonuna bilimin standart yaklaşımına katılmayıp beyinden bağımsız olarak bir zihin veya bilinç boyutu olduğuna, halihazırdaki doğal bilim modellerinden çok farklı bir nedensellik rolü oynadığına inanan mistik veya paranormal görüştür. Dawson Church’ün son kitabı Mind to Matter (Zihinden Maddeye) böyle mistik bir perspektiften konuya yaklaşır. Son olarak, standart doğal felsefi görüş vardır. Doğalcı yaklaşımın birçok çeşitlemesi olsa da, doğal felsefenin varsayımları hepsi için geçerlidir. 
3. Bilincin Çeşitli Halleri Sorunu: Bilinci basit bir şekilde ele alırken tamamen uyanık olmak ile uykuda ya da komada olmak arasındaki farktan bahsederiz. Ayrıca rüya görmeyi bir tür bilinçsiz hal olarak tanımlar, uyanık yani bilinçli rüyayı ise daha da spesifik bir hal olarak ifade ederiz. Bilincin bir de bazıları yanılsama ve sanrı gördüren psikotik epizotlar gibi patolojik olabilen değiştirilmiş halleri vardır. Yanı sıra, uyanma gibi daha değişik veya ruhani bilinç halleri de vardır. Buradaki temel nokta, bilinç durumundaki iniş-çıkışları ve normale kıyasla değişmiş halleri de dikkate almamız gerektiğidir. 
4. Farkındalığın Parçaları ve Katmanları Sorunu: Bu, Wundt gibi ilk psikologların ilgilendiği, bilinci oluşturan yapısal meselelerle ilgilidir. Bazı parçalar veya alanlar duyumsal qualia (deneyimin temel unsurları), algısal bütünler, motivler ve dürtüler, duygusal his halleri, hayali düşünceler, iç ses, düşünce veya mantık analizlerini içerebilir. Bilinç, farklı parçalardan oluşmanın yanı sıra, dikkat ve farkındalığın katmanlar halinde üst üste gelmesi olarak da düşünülebilir. Örneğin, herhalde hepimiz bir yolda araba kullanırken başka düşüncelere dalıp yolun farkında olmadığımız anlar yaşamışızdır. Pekiyi bu, yolun bilincinde olmadığımız anlamına mı gelir? Tabii ki, biri gözlerimizi kapatsa bir sorun olduğunun hemen farkına varırdık. Dolayısıyla farkındalığımızın bir seviyesinde yolu “görüyorduk”. Ancak odağımız başka yerde olduğundan duyumsal-algısal dünyamızın farkında olduğumuzun farkında değildik. Bu demek oluyor ki bilinç kavramı ile farkındalık kavramının ciddi anlamda örtüştüğünü kabul etmeliyiz. Farkındalığın çeşitli seviyeleri olabildiğini de dikkate almalıyız.
5. Topografi Sorunu: Bu da dil oyunu ile parça ve katman sorunu ile ilişkili olsa da spesifik olarak bilinci oluşturan alanlara dair haritamızı ifade eder. Freud’un bilinç kavramını önbilinç (hafıza) ve bilinçsizlik olarak ayırdığı topografik modeli bu haritalara bir örnektir. Freud’un bu modeli bir başlangıç teşkil etse de yeterli değildir. Örneğin, yapılan diğer analizlerde Freud’un bilinçsizlik durumunun bilinçaltı ve bilinçdışı alanlara da ayırılması gerektiği gösterilmiştir. Bilinçaltı, başta göz ardı edilen ama uygun dikkat odaklaması (örneğin psikoterapideki güdümlenmiş keşif (guided discovery) ile bilinçli farkındalığımıza getirilebilen zihinsel içerik anlamına gelir. Bunun aksine bilinç dışı içerik derken, asla farkındalığımıza getirilemeyecek her tür sinirsel bilgi işleme süreçleri (beyinde ateşlenen sinirler, hafıza depolama mekanizmaları, bir topu yakalamak için gerekli işlemler, vb.) kastederiz. Daha da önemlisi, Freud’un “bilinç” dediğini ise topografik olarak iki genel alana, deneyimsel bilinç (bazen çekirdek, algısal, fenomenolojik veya birincil bilinç de denir) ve öz bilinçli farkındalık ve/veya özdüşünümsel anlatım alanlarına ayırmamız gerekir. Bunlar son derece farklı konulardır ve bazı önemli kavramsal sorunlar deneyimsel bilinç (6. Sorun) konusunda çıkarken başka sorunlar öz bilinç ve anlatımsal düşünme konusunda karşımıza çıkar (7. Sorun).
Gregg Henriques, Ph.D.

(*) Çeviren: Meltem Bilikmen

İlki Herkese Bilim Teknoloji Dergisi'nin 14 Aralık 2018 tarihli 142. sayısında olmak üzere bir yazı serisi olarak yayınlanmıştır. KDP Bloğunda üç ayrı bölüm olarak yer verilecektir.


29 Haziran 2019 Cumartesi

Homo sapiens’in Kültürel Evrimi İçin Holistik Bir Model Çerçevesi -ı- (*) (Mustafa Özcan, 29 Haziran 2019)


Homo sapiens’in Kültürel Evrimi İçin Holistik Bir Model Çerçevesi 


Burada, 13,8 milyar yıllık Büyük Tarih bağlamında insanın gelişim akışını maddi, biotik, zihni ve kültürel aşamalar olarak bölümleyerek “Tree of Knowledge” şeması ile özetleyen Gregg Henriques’in bu yaklaşımının son aşama olan bireyin kültürel evriminin toplumsal-bilişsel yapıdaki akışını holistik bir model çerçeve oluşturmak amacı ile irdelemek istiyorum. 

Bunu da ilk etapta kavramlar düzleminde insan olmanın özsel niteliklerini dil ve değerler düzlemleri ile bir bütünün olarak zaman içindeki değişimini üç boyutlu bir koordinat dizgesi olarak tasarlayarak yapmak istiyorum. 

Böyle bir çerçeve oluşturma girişimine insanın “soyut-kültürel birikimi”  için “antropik-analitik (linguistik (dilsel)) modelleme çerçevesi” şeklinde bir soyutlama olarak bakılabilir. Hatta buna insanoğlunun kültürel evriminin diyakronik akışlı bir modelini oluşturmak için yapılan kapsayıcı-holistik bir tasarım girişimi de denebilir. Ancak konuya start veren bu ilk yazıda böyle bir modelin sadece ana hatlarının belirginleştirilmesi sağlanabileceğini de vurgulamak gerekir. 

Bu bağlamdaki modelleme çerçevesinin ilk betimi bize insanoğlunun psiko-sosyal ilişkiler bütününün zamansal gelişimi doğrultusundaki birikimi göstermek için didaktik bir ortam hazırlar ki, diğer bir deyişle bu da söz konusu yaklaşımdaki kültürel hiyerarşik yapının evrimsel süreçteki en soyut birikimine varacak olan ereksel noktasının ne olabileceğini gösterebilir. 

Genel bir bakışla da bu irdeleme girişimi zihinsel soyoluşumuzun evrimsel kurgulanışı hakkında bize bilgi verebilecek dizge esaslı holistik bir yaklaşımdır.
Ancak konu daha öncesinde maddi-fiziksel temele de dayanabilmelidir. Bunun için de konunun erke-bilgi ilişkisi görüngesinden bakıldığında termodinamiğin (enerji (erke) dinamiğinin) ikinci yasası olup evreni ısıl ölüme götüren entropiye dayalı kaotik bir yapı ile onun dikotomik ikilisi olan erke yitirgen olup dizgeli dengeden uzak bilgiye dayalı bir yapı olarak da anlaşılması gerekmektedir. 
Öte yandan bu boyutun ayrıntılı bir irdelemesine girmek irdeleme yönünün tümüyle değişmesine neden olacağından bu hususu şimdilik yazı harici bırakmak istiyorum.

Homo sapiens’in söz konusu edilen kültürel mahiyetteki bu evrendeki ilksel kimlikli bilgi birikimi, en son insan türü olarak kendi tarihselliği ve yazgısı doğrultusunda ilerleyen evrenseli doğrultusunda bilgiyi artırarak biriktirmek çabası ile entropiye karşı verdiği amansız mücadelenin bir sonucudur. 

Sinerjik sonuçlu olarak entropiye karşı elde edilen bu bilgisel kazanımların bir bütün şeklinde belirginleşmesi olgusunu, bu makalenin yazı dizisinin ilk bölümü için ortaya çıkan diğer bir holistik ilke olarak belirtebiliriz.

Mustafa Özcan (29 Haziran 2019)
_____________
(*) Devam edecektir. Kısa sayıda dizisel bir sunum olarak KDP e-ortamlarında yayımlanması planlanan bu başlıktaki genişçe bir makalenin ilk bölümü olan yazıdır.






16 Haziran 2019 Pazar

Duyuru: Vefat


Kadıköy Düşünce Platformu kurucu ve moderatörü Sn. Mustafa Özcan’ın annesi Gönen’de vefat etmiştir. Kendisine ve ailesine baş sağlığı dileriz. 

Not: Cenaze bugün Gönen Çarşı Camii’nde kılınacak ikindi namazından sonra Şehir Mezarlığı’nda defnedilecektir.