22 Şubat 2015 Pazar

5 Neden Dünyadan Büyük (Can Dündar, Cumhuriyet Gazetesi, 9 Aralık 2014)


Can Dündar'ın Cumhuriyet Gazetesi'nde 9 Aralık 2014 tarihli "5 Neden Dünyadan Büyük" başlıklı köşe yazısını aşağıda bulabilirsiniz.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/159425/5_Neden_Dunyadan_Buyuk_.html

Erdoğan“Dünya 5’ten büyüktür” sloganını yineledi dünkü Din Şûrası’nda… 
Sloganın imlası bozuk, 
ama içeriği haklı… 
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde 5 daimi üye var: 
ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa… 
Bu 5’linin kararı, tüm BM ülkelerini bağlıyor. Veto hakları var. Antidemokratik dünya nizamını simgeleyen bir yapı bu… 
“Neden 1.5 milyarlık İslam dünyasının orada bir temsilcisi yok” diye soruyor Cumhurbaşkanı… 
Avrupa’nın karanlık ortaçağı yaşadığı dönemde dünyaya ışık olan İslam dünyası, neden bu halde acaba?
***
Gelin cevabı, bir Müslüman bilim adamından alalım. 
Pakistanlı siyasal bilimci Dr. Faruk Saleem, 2010’da “The News International” gazetesinde çok önemli bir makale kaleme aldı. Yazı, hayli provokatif bir başlık taşıyordu: 
“Neden Yahudiler bu kadar güçlü, Müslümanlar bu kadar güçsüz?” 
Dr. Saleem’in verdiği rakamlar çok çarpıcı: 
İslam Konferansı Örgütü’nün 57 üyesinde toplam 500 üniversite var. 
Sadece ABD’deki üniversite sayısı 5758… 
İşte biraz da bu yüzden “dünya 5’ten küçük”...
***
BM Kalkınma Programı’na göre Hıristiyan dünyasında okuma yazma oranı yüzde 89… 15 ülkede yüzde 100… 
Müslüman dünyasında okuma yazma oranı yüzde 40… 
Herkesin okuryazar olduğu tek bir Müslüman ülke yok. 
100 Hıristiyan’dan 40’ı üniversite mezunu… 
100 Müslüman’dan sadece 2’si… 
İşte biraz da bu yüzden “dünya 5’ten küçük”...
***
Dr. Faruk Saleem, bütçeleri de karşılaştırmış: 
Müslümanlar gayri safi milli gelirin yalnızca binde 2’sini araştırma-geliştirme projelerine ayırıyor. 
Bu oran Hıristiyan dünyasında yüzde 5… 
Yani “öbürleri”, araştırmaya 25 kat fazla fon ayırıyor. 
Bunun sonucu şu: 
1.5 milyarlık Müslüman dünyasındaki 57 ülkenin gayri safi milli hasılasının toplamı 2 trilyon doların altında… 
Buna karşın 310 milyon nüfuslu ABD, tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretiyor. 
Dünya, biraz da bu yüzden 5’ten küçük kalıyor.
***
Saleem“Neden böyle” sorusuna şu cevabı veriyor: 
“Müslüman dünyasındaki kaliteli eğitim yoksunluğu… Akılcı olmayan, çağdışı eğitim…” 
Cumhuriyet, işte bu çıkmazı aşma devrimiydi. 
Hurafenin yerine bilgiyi, “Hoca”nın yerine muallimi, boş inancın yerine aklı koyma mücadelesiydi. 
“İnanç vicdanda, bilim 
okulda” prensibiydi. 
Bugün Ortadoğu bölgesindeki bilimsel yayınların yarısı Türkiye’den çıkıyorsa, o ilke sayesindedir. 
“Asya’nın en iyi 25 üniversitesi” içinde Müslüman dünyadan sadece ODTÜ varsa, o yolda yürüdüğü içindir.
***
Cumhurbaşkanı’nın dünkü konuşmasını dinleyin göreceksiniz: 
Bütün bu kazanımın reddiyesidir o konuşma… 
“Fizik dersi zorunlu da din dersi niye değil” diye soran bir devlet adamı, “Bizim dünya niye 5’ten küçük” sorusuna cevaptır. 
“İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğretilecek” diye dayatan kafa, İslam dünyasının bir türlü demokratikleşemediğine ispattır. 
“Din, devletten ayrı değil”in ikrarı, “Dindar nesil yaratacağız” ısrarı, anaokulunda din dersi kararı, “Biz asla 
o 5’i aşamayacağız” 
teslimiyetine itiraftır. 
Devam edin siz; bu kafayla daha çok “4”lü “5”li işaretler yaparsınız.
***
Hiç umutsuz olmayalım: 
İnsanlık bu zihniyeti yendi; biz de yeneriz.




15 Şubat 2015 Pazar

Çetin Ertek'in Söyleşisi


Kadıköy Düşünce Platformu müdavimlerinden Sn. Çetin Ertek 17 Şubat 2015 salı günü saat 19.00'da Kozyatağı Kültür Merkezi'nde bir söyleşiye katılacak olup, toryum ve enerji konularındaki engin deneyimlerini izleyicilerle paylaşacaktır.

Yer: Kozyatağı Kültür Merkezi (Kozyatağı, İstanbul)
Tarih: 17 Şubat 2015
Saat: 19.00

İlgi duyanlar katılabilirler.

27 Ocak 2015 Salı

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik ilkeleri -IV- (Mustafa Özcan, 27 Ocak 2015)

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik ilkeleri -IV-

Tarihsel paradigmalar için Osmanlı tarihinden çıkarılabilecek sonuçlara dair sürdürmekte olduğum bu deneme serisinin önceki bölümünde tarih yazımı okullarından söz ederek konunun bu boyutu hakkında kısa açıklamada bulunmuştum.

Şimdi bu bölümde ise, tarih araştırmaları ve tarih felsefesi ile ilgili olarak yaptığım çeşitli konuşmalarda tarih disiplini için yedi-T ifadesi ile belirttiğim araştırma yöntemini tanıtarak bunun paradigmik ilkeler ile olan ilişkisine değinen bazı görüşlerimi aktarmak istiyorum.  

Son derece akılda kalıcı olmasından dolayı severek kullandığım bu tanımlama insanlık tarihi içinde yedi sayısının ortaya çıkarmış olduğu “büyülü” algısal kavrayış durumu nedeniyle ayrıca çekici bir yana da sahiptir.

Ancak yedi sayısının çekiciliğinin bilimsel bir dayanağı olduğunu da vurgulamak gerekir.

Şöyle ki; bilindiği gibi, insanın kısa hafıza denilen çalışma belleğinin anlık olan şeyleri, örneğin, tek-tek farklı ardışık rakamların toplamı olan bir sayıyı çok kısa süre için akılda tutma kapasitesinin yedi adet rakam ile sınırlı olduğu bilimsel olarak bulgulanmıştır. Bu nedenle de telefon numaraları için kullanılan rakam sayısı genel olarak yedi karakter ile sınırlı tutulmaktadır.

Buradan çıkarak da daha karmaşık bir ortam olan proje ekiplerinde uyumlu bir işbirliği için gereken ortalama takım büyüklüğünün idealde yedi kişi olması sonucuna varılır ki pratikte de kanıtlanmıştır. Nitekim II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın ekonomik gelişmesine en çok katkı yapan etmen olan toplam kalite anlayışının pratik uygulaması olarak sınaî işletmelerde oluşturulmuş olan kalite çemberleri denen iki milyonun üzerindeki proje takımının büyüklüğü için de ortalama yedi kişilik bir ekip önerilmiş ve uygulanmıştır.

Tanımlamadaki T ise, tespit (saptama), teşhis (tanı), tasnif (sınıflama), tetkik (inceleme), tahlil (çözümleme), terkip (bireşim), ve tefsir (yorum) şeklinde yürüyen tarih konusundaki araştırma sürecinin söz konusu aşamaları temsil eden bu yedi Osmanlıca sözcüğün baş harfini belirtmektedir.

Esasen yedi olan aşama sayısını, tefsiri ayrı tutarak altı olarak da vermek olanaklıdır. Ama bu durumda tarih araştırması teknik bir mahiyet kazanacak olduğundan yöntemin karakteri yorumcu (interpretif) paradigma yerine olgucu (pozitifist) paradigmik ilkelere dayanacaktır. Bu yorumcu/olgucu ayrımını belirten temel iki paradigmik ilke bir bakıma yeni/eski ayrımını da ortaya koymaktadır.

Tarihin paradigmik ilkeleri temelde hümaniter disiplinlerin geneli için de geçerli olan hiyerarşik bir yapı gösterir. Buradan da altta başka bilgi katmanlarının da bulunması gerektiği sonucu çıkar.  Böylece en tepede yorumcu/olgucu dikotomik ilkeler yer alırken hiyerarşinin bir alt düzleminde diyalektik kutupsal ikili ıradaki krıtik/realist paradigmik ilkeler vardır ki bu ikisinin bulunduğu katmanın bir spiral oluşturacak şekilde yukarı katmana eklemlenmiş olarak var olması gerektiğini söylemek herhalde yanlış bir saptama olmaz.

Öte yandan yukarıya aktardığım bu açıklama metnini logosantrik yerine yapısökümcü yönden, yani her iki düzeyin ikili (düal) yapıdaki her bir kavramını ayrık olarak değil de karşıtı ile birlikte ele alıp holistik bir yaklaşımla değerlendirmek gerektiğini, böylece de daha verimli sonuçlar alınacağını yeri gelmiş iken ifade etmek isterim.

Ayrıca da bu noktada şu hususa vurgu yapmadan geçmek istemiyorum.


Her hangi bir disiplini entelektüel yönlü çıkarımlar için irdeleyen denemelerde içerik konusu özgül kavramlar ilkin en genel iki dikotomik ulam olan ontik ve onun karşıtı epistemik, yani somut ve soyut bakımlardan ele alınmalıdır. Böylece doğaldır ki devamında yapılacak holistik (bütünsel) yaklaşımlı irdelemelerle söz konusu disiplinin paradigmik ilkelerinin ortaya çıkarılması için olanak sağlayacak bir durum yaratılmış olur.

Mustafa Özcan (27 Ocak 2015)

17 Ocak 2015 Cumartesi

Holizm (*)

Holizm  (*)

Holizm (λος Holos, tüm, bütün, toplam anlamına gelen bir Yunanca kelime), doğal sistemler (fiziksel, kimyasal, biyolojik, zihinsel, dil, sosyal, ekonomik, vb) ve özelliklerinin, parça derlemleri gibi değil, yapısal bir bütün olarak görülmesi gerektiği düşünüşüdür. Bu, genellikle sistemlerin bir şekilde bütünsel olduğu ve bütünün tam olarak anlaşılmasının sadece parçalarına, bileşenlerine bakılarak başarılamayacağı görüşünü içerir.[1] [2]

İndirgemecilik, genellikle holizm karşıtı olarak görülür. Bilimde indirgemecilik, karmaşık bir sistemin onun temel parçalarına indirgenmesi ile açıklanabileceğini söylüyor. Örneğin, biyoloji süreçleri kimyaya indirgenebilir ve kimya kanunları fizik tarafından açıklanmıştır.

Sosyal bilim adamı Dr. Nicholas A. Christakis "Son birkaç yüzyıl boyunca, bilimdeki Kartezyen görüş maddeyi anlamak için daha küçük parçalara bölmeye çalışıyor. Ve bu bir yere kadar iş görüyor. Ama onları anlamak için tekrar bir araya getirmek daha zordur ve genellikle bir bilim adamının gelişiminde ya da bilimin gelişiminde daha sonraları gelir."[3]

İçindekiler
1 Bilimde
 1 Genel bilimsel durumu antropoloji olarak
 2 Marka olarak
 3 Ekolojide
 4 Ekonomide
 5 Felsefede

2 Uygulamalar
1 Tarım
2 Mimarlık
3 Eğitim reformu
4 Tıp
5 Tarihi
3 Din
1 Yahudilik

4 Hegel'in holizmi
Sosyolojide
1 Algı psikolojisi içinde
 2 Teleolojik psikolojide
 3 Teolojik antropoloji olarak
 4 Teoloji olarak
 5 Nöroloji olarak

 5 Ayrıca bakınız
 6 Notlar
 7 Referanslar
 8 Daha fazla okuma
 9 Dış bağlantılar

Bilimde

Genel bilimsel durumu: 20. yüzyılın ikinci yarısında, holizm, düşünce sistemleri ve kaos ve karmaşıklık bilimleri gibi türevler şeklinde gelişmelere yol açtı.

Biyoloji, psikoloji veya sosyoloji sistemleri genellikle o kadar karmaşıktır ki, bunların isleyişi veya görüntüsü  "yeni" veya "doğmakta olan” şeklindedir. Bu sistemler, sadece elemanların özelliklerinden çıkarsanamaz.[4]

Holizm,  sonuçta çoğu kes bir slogan olarak kullanılmıştır. Bu durum, holizmin bilimsel yorumunun karşılaştığı dirence katkıda bulunmuştur. Bu yorum, ilke olarak indirgeyici modellerin, belirli sistem sınıflarındaki sistem davranışlarının tahmini için verimli algoritmalar sağlamasını önleyen ontolojik nedenlerinin olduğunda ısrarcıdır.

Bilimsel holizm, ne kadar veri mevcut olursa olsun,  bir sistemin davranışının mükemmel olarak tahmin edilemeyeceğini söyler. Doğal sistemler şaşırtıcı derecede beklenmeyen davranışlar üretebilir ve bunların hesaplamayla indirgenemeyebileceğinden şüphe edilmektedir; yani bu sistemlerin davranışında meydana gelen tüm olayların tam bir benzetimi olmadan sistemin durumunu yaklaşık dahi olsa anlamak mümkün olmaz. Bazı sistem sınıflarının üst düzeydeki davranışlarının kilit özellikleri, elemanlarının davranışındaki nadir "sürprizler" tarafından, bunlardaki iç bağlantı ilkesi nedeniyle, uzlaştırılabilir ki, sonuçta bu, kaba zorlama benzetimi hariç, tahminlerin içini boşaltır. Stephen Wolfram, basit hücresel otomata gibi örnekler vermiştir. Bunların davranışları, çoğu zaman basit olmakla birlikte, nadir durumlarda tahmin edilemez bulunmustur.

Kaos teorisi (aynı zamanda "karmaşıklık bilimi" olarak da adlandırılır), sistem düşüncesinin çağdaş bir varisidir. Hem hesaplamalı ve hem de holistik karmaşık adaptif sistemleri anlamadaki ilişkisel yaklaşımlarda ve özellikle ikincisinde, bunun yöntemleri, indirgeyici yöntemlerin kutup tersi olarak görülebilir. Genel karmaşıklık teorileri ileri sürülmüş ve çok sayıda karmaşıklik enstitüsü ve bölümleri dünyanin cesitli yerlerinde ortaya çıkmıştır. Santa Fe Enstitüsü belki de bunların en ünlüsüdür.

Antropolojide

Antropolojinin özünde holistik olup olmadığı konusunda devam eden bir tartışma vardır. Bu kavramı destekleyenler iki anlamda antropolojiyi bütünsel gürür. Birincisi, antropoloji tüm zamanlarla, yerlerle ve genelinde tüm insanlarla ilgilidir. Ve insanlığın (psikolojik, kültürel, ekonomik, sosyo-politik, biyo-fiziksel, evrimsel, vb) tüm boyutları ile ilgilenir. Ayrıca, bu yaklaşımı izleyen bir  çok akademik program, "dört alanı içine alarak", fiziksel antropoloji, arkeoloji, dilbilim ile kültürel ve sosyal antropolojiyi kapsar. [6]

Bazı önde gelen antropologlar bu görüşe katılmaz ve antropolojik holizmi, kültürel antropoloji üzerine uygunsuz bir biçimde bilimsel pozitivizm dayatılmış olarak 19. yüzyıl sosyal evrimsel düşüncesinin bir üretimi olarak görür.[7]

"Holizm" kelimesi ayrıca, sosyal ve kültürel antropoloji içinde, toplumun bir bütün olarak analizine işaret ederek toplumun parçalarının bileşenlerine ayrılmasının reddedilmesi olarak kullanılır.

Bir tanım der ki: "metodolojik bir ideal olarak holizm şunu ima eder; birinin kendi kurulu kurumsal sınırlarının (örneğin, siyaset, cinsellik, din, ekonomi arasındaki gibi) yabancı toplumlarda da mutlaka bulunabileceğine inanması için, kendine izin vermez." [8]
_______________________________

(*) Holizm konusunda genel bir fikir vermek üzere internetteki İngilizce Vikipedia, The Free Encyclopedia’nın https://en.wikipedia.org/wiki/Holism  başlığının bazı bölümlerinin Timur Otaran tarafından kısaltılarak yapılmış bir çevirisinin tarafımca bazı küçük değişiklikler yapılmış şeklidir. Referans numaraları ile verilen kaynaklar orijinal sayfaya girilerek görülebilir (Mustafa Özcan’ın bilgi notudur).


10 Ocak 2015 Cumartesi

Duyuru: KDP Bülten


Kadıköy Düşünce Platformu'nun tanıtımı ve çalışmalarının daha geniş çapta duyurulması amacıyla ilk KDP Bülten'i hazırlamış bulunuyoruz. 

KDP Bülten'nin ilgili çevrelere dağıtılması, KDP için yeni üyelerin kazanılması ve etkinliklerimizin sosyal medyada takibi ile ilgili olarak tüm KDP müdavimlerinin gayret ve katkıları beklenmektedir.

KDP Kurucu ve Moderatörü Sn. Mustafa Özcan'ın Holistik-Bilimsel Felsefe Seminerleri'nin tanıtımı ile ilgili yazısını içeren KDP Bülten 1'e aşağıdaki linkten ulaşılabilir.

http://tinyurl.com/pbxumdy



24 Aralık 2014 Çarşamba

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -III- (*) (Mustafa Özcan, 24 Aralık 2014)


Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -III- (*)

Historiografinin bellibaşlı üç okulu olan Maxist, Whig ve Annales okulundan günümüze kadar etki yapmış olanının Annales Okulu olduğu pek çok tarihçi tarafından kabul gören bir görüştür.

Bu nedenle konuya bu yönde bir ağırlık vererek denemeyi sürdürmek bütünsel anlaşılırlık için yararlı olacaktır.

Annales Okulu’nun, tarihi sosyal pencereden görmek için Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından 1929’da başlatılıp 1990’lara kadar süren 60 yıllık dönem içinde yapılmış olan çalışmalarla genel tarih yazıcılığını çok geniş bir şekilde etkilemiş bir okul olduğunu söylemek herhalde yanlış bir değerlendirme olmaz.

Nitekim Okul’un etkisi ile olsa gerek, 20. Yüzyıl son çeyreğinde ABD akademik dünyasında tarih araştırmaları konularında eğilimin yönü ağırlıklı olarak siyasal bir mahiyetteyken 21. Yüzyıl başlarında artık sosyal ağırlıklı olarak belirginleşmeye başlamıştır.

Okul adını ilk kuşak temsilcileri olan Bloch ve Febvre’in 1929 yılında çıkardıkları Annales adlı dergiden almıştır. Yapılan çalışmalar tarihi siyasal yerine sosyal ve ekonomik kaynaklar ve bakış temelinden ele alarak yürüyen bir yazım perspektifi üzerine kuruludur.

Öte yandan 1950-1970 arası sürdürülen ikinci kuşak çalışmalara ise yeni bir yorum getiren Fernand Braudel olmuştur. Braudel geleneksel histografik yaklaşıma fiziki olarak statik ile yüzyılları aşan uzun erimli total bakışlı yeni olanları da dâhil ederek tarih yazımı için üç tabakalı bir tarz benimsemiştir. Bunlar başlıklar olarak, geleneksel olan kısa erimli olaysal, uzun erimli olan yapısal ve çok az değişen veya hiç değişmeyen statik jeohistorik şeklindeki tarih yazım biçimlerini barındıran tabakalardır.  

Böylece tarih yazımının zaman içindeki gelişmelerine paradigmalar temelinden bakıldığında başlangıçta sadece “saf” olay/aktör ilişkili olaylar yerine giderekten uzun dönemli doğal kaynaklı olguların da yapısal paradigma şeklinde ağırlık kazandığı görülmektedir. Böylece tarihin yörüngesini doğal, yapısal ve sosyal koşullar ortaklığı ile onların ortaya çıkardığı aktörler ile olaylar şeklindeki üçlü etmensel bir ortamın belirlediği anlaşılmaktadır.

Nitekim Braudel’in görüşlerinden biri coğrafi dağlı/ovalı ayrımının sosyo-demografik tarihsel sürece etkisinin var olduğu üzerine iken diğeri de Akdeniz Tarihi’nde Doğu/Batı ayrımı için belirleyici olan şeyin coğrafi bir sınır olarak Adriyatik Denizi’nin engel teşkil etmekte olduğu yönündedir.

Annales Okulu’nda ikinci kuşak temsilci olarak kendisinden çok söz ettiren Braudel’in yolunda ilerleyen ve aynı zamanda üçüncü kuşak temsilcilerden de etkilenen Immauel Wallerstein ise ulusal-siyasi tarih yerine coğrafya paradigması temelli merkez-çevre ilişkisi bağlamında bölgesel tarih üzerine kurulu bir Dünya Sistemi Teorisi (modeli) kurgulamıştır.

Şimdilerde ise bu tarz histografinin tarih yazım alanının artık geneline nüfuz etmiş olmasından ötürü özgül coşkusunu yitirmiş olduğunu, ancak halen dördüncü kuşak temsilcilerce bazı çalışmaların sürdürülmekte olduğunu belirteyim.

Mustafa Özcan (24 Aralık 2014)
________________________________________


(*) Yazıya gelecek sayıda devam edilecektir.


19 Aralık 2014 Cuma

Duyuru: İnönü'nün Bilim ve Demokrasiye Katkıları (İSMET İNÖNÜ’YÜ ANMA TOPLANTISI)



2. CUMHURBAŞKANIMIZ İSMET İNÖNÜ’YÜ ANMA TOPLANTISI
“İNÖNÜ’NÜN BİLİM ve DEMOKRASİYE KATKILARI”
23 ARALIK 2014, SALI

13:30 – 14:00      Açılış Konuşmaları  
                               Prof. Dr. Şule KUT / Rektör
                               Özden TOKER / İnönü Vakfı Başkanı                                
14:00 – 16:00      PANEL
                           Moderatör: Yrd. Doç. Dr. Mehmet KABASAKAL/ Okan Üniversitesi Öğretim
                               Üyesi ve Rektör Danışmanı             
                               Panelistler
                               Altan ÖYMEN / Gazeteci - Yazar
                               Prof. Dr. İlber ORTAYLI / Öğretim Üyesi
                               Prof. Dr. Aydın UĞUR / Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi
                               Prof. Dr. Semih BASKAN / Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı
16:00                    Kapanış