17 Ocak 2015 Cumartesi

Holizm (*)

Holizm  (*)

Holizm (λος Holos, tüm, bütün, toplam anlamına gelen bir Yunanca kelime), doğal sistemler (fiziksel, kimyasal, biyolojik, zihinsel, dil, sosyal, ekonomik, vb) ve özelliklerinin, parça derlemleri gibi değil, yapısal bir bütün olarak görülmesi gerektiği düşünüşüdür. Bu, genellikle sistemlerin bir şekilde bütünsel olduğu ve bütünün tam olarak anlaşılmasının sadece parçalarına, bileşenlerine bakılarak başarılamayacağı görüşünü içerir.[1] [2]

İndirgemecilik, genellikle holizm karşıtı olarak görülür. Bilimde indirgemecilik, karmaşık bir sistemin onun temel parçalarına indirgenmesi ile açıklanabileceğini söylüyor. Örneğin, biyoloji süreçleri kimyaya indirgenebilir ve kimya kanunları fizik tarafından açıklanmıştır.

Sosyal bilim adamı Dr. Nicholas A. Christakis "Son birkaç yüzyıl boyunca, bilimdeki Kartezyen görüş maddeyi anlamak için daha küçük parçalara bölmeye çalışıyor. Ve bu bir yere kadar iş görüyor. Ama onları anlamak için tekrar bir araya getirmek daha zordur ve genellikle bir bilim adamının gelişiminde ya da bilimin gelişiminde daha sonraları gelir."[3]

İçindekiler
1 Bilimde
 1 Genel bilimsel durumu antropoloji olarak
 2 Marka olarak
 3 Ekolojide
 4 Ekonomide
 5 Felsefede

2 Uygulamalar
1 Tarım
2 Mimarlık
3 Eğitim reformu
4 Tıp
5 Tarihi
3 Din
1 Yahudilik

4 Hegel'in holizmi
Sosyolojide
1 Algı psikolojisi içinde
 2 Teleolojik psikolojide
 3 Teolojik antropoloji olarak
 4 Teoloji olarak
 5 Nöroloji olarak

 5 Ayrıca bakınız
 6 Notlar
 7 Referanslar
 8 Daha fazla okuma
 9 Dış bağlantılar

Bilimde

Genel bilimsel durumu: 20. yüzyılın ikinci yarısında, holizm, düşünce sistemleri ve kaos ve karmaşıklık bilimleri gibi türevler şeklinde gelişmelere yol açtı.

Biyoloji, psikoloji veya sosyoloji sistemleri genellikle o kadar karmaşıktır ki, bunların isleyişi veya görüntüsü  "yeni" veya "doğmakta olan” şeklindedir. Bu sistemler, sadece elemanların özelliklerinden çıkarsanamaz.[4]

Holizm,  sonuçta çoğu kes bir slogan olarak kullanılmıştır. Bu durum, holizmin bilimsel yorumunun karşılaştığı dirence katkıda bulunmuştur. Bu yorum, ilke olarak indirgeyici modellerin, belirli sistem sınıflarındaki sistem davranışlarının tahmini için verimli algoritmalar sağlamasını önleyen ontolojik nedenlerinin olduğunda ısrarcıdır.

Bilimsel holizm, ne kadar veri mevcut olursa olsun,  bir sistemin davranışının mükemmel olarak tahmin edilemeyeceğini söyler. Doğal sistemler şaşırtıcı derecede beklenmeyen davranışlar üretebilir ve bunların hesaplamayla indirgenemeyebileceğinden şüphe edilmektedir; yani bu sistemlerin davranışında meydana gelen tüm olayların tam bir benzetimi olmadan sistemin durumunu yaklaşık dahi olsa anlamak mümkün olmaz. Bazı sistem sınıflarının üst düzeydeki davranışlarının kilit özellikleri, elemanlarının davranışındaki nadir "sürprizler" tarafından, bunlardaki iç bağlantı ilkesi nedeniyle, uzlaştırılabilir ki, sonuçta bu, kaba zorlama benzetimi hariç, tahminlerin içini boşaltır. Stephen Wolfram, basit hücresel otomata gibi örnekler vermiştir. Bunların davranışları, çoğu zaman basit olmakla birlikte, nadir durumlarda tahmin edilemez bulunmustur.

Kaos teorisi (aynı zamanda "karmaşıklık bilimi" olarak da adlandırılır), sistem düşüncesinin çağdaş bir varisidir. Hem hesaplamalı ve hem de holistik karmaşık adaptif sistemleri anlamadaki ilişkisel yaklaşımlarda ve özellikle ikincisinde, bunun yöntemleri, indirgeyici yöntemlerin kutup tersi olarak görülebilir. Genel karmaşıklık teorileri ileri sürülmüş ve çok sayıda karmaşıklik enstitüsü ve bölümleri dünyanin cesitli yerlerinde ortaya çıkmıştır. Santa Fe Enstitüsü belki de bunların en ünlüsüdür.

Antropolojide

Antropolojinin özünde holistik olup olmadığı konusunda devam eden bir tartışma vardır. Bu kavramı destekleyenler iki anlamda antropolojiyi bütünsel gürür. Birincisi, antropoloji tüm zamanlarla, yerlerle ve genelinde tüm insanlarla ilgilidir. Ve insanlığın (psikolojik, kültürel, ekonomik, sosyo-politik, biyo-fiziksel, evrimsel, vb) tüm boyutları ile ilgilenir. Ayrıca, bu yaklaşımı izleyen bir  çok akademik program, "dört alanı içine alarak", fiziksel antropoloji, arkeoloji, dilbilim ile kültürel ve sosyal antropolojiyi kapsar. [6]

Bazı önde gelen antropologlar bu görüşe katılmaz ve antropolojik holizmi, kültürel antropoloji üzerine uygunsuz bir biçimde bilimsel pozitivizm dayatılmış olarak 19. yüzyıl sosyal evrimsel düşüncesinin bir üretimi olarak görür.[7]

"Holizm" kelimesi ayrıca, sosyal ve kültürel antropoloji içinde, toplumun bir bütün olarak analizine işaret ederek toplumun parçalarının bileşenlerine ayrılmasının reddedilmesi olarak kullanılır.

Bir tanım der ki: "metodolojik bir ideal olarak holizm şunu ima eder; birinin kendi kurulu kurumsal sınırlarının (örneğin, siyaset, cinsellik, din, ekonomi arasındaki gibi) yabancı toplumlarda da mutlaka bulunabileceğine inanması için, kendine izin vermez." [8]
_______________________________

(*) Holizm konusunda genel bir fikir vermek üzere internetteki İngilizce Vikipedia, The Free Encyclopedia’nın https://en.wikipedia.org/wiki/Holism  başlığının bazı bölümlerinin Timur Otaran tarafından kısaltılarak yapılmış bir çevirisinin tarafımca bazı küçük değişiklikler yapılmış şeklidir. Referans numaraları ile verilen kaynaklar orijinal sayfaya girilerek görülebilir (Mustafa Özcan’ın bilgi notudur).


10 Ocak 2015 Cumartesi

Duyuru: KDP Bülten


Kadıköy Düşünce Platformu'nun tanıtımı ve çalışmalarının daha geniş çapta duyurulması amacıyla ilk KDP Bülten'i hazırlamış bulunuyoruz. 

KDP Bülten'nin ilgili çevrelere dağıtılması, KDP için yeni üyelerin kazanılması ve etkinliklerimizin sosyal medyada takibi ile ilgili olarak tüm KDP müdavimlerinin gayret ve katkıları beklenmektedir.

KDP Kurucu ve Moderatörü Sn. Mustafa Özcan'ın Holistik-Bilimsel Felsefe Seminerleri'nin tanıtımı ile ilgili yazısını içeren KDP Bülten 1'e aşağıdaki linkten ulaşılabilir.

http://tinyurl.com/pbxumdy



24 Aralık 2014 Çarşamba

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -III- (*) (Mustafa Özcan, 24 Aralık 2014)


Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -III- (*)

Historiografinin bellibaşlı üç okulu olan Maxist, Whig ve Annales okulundan günümüze kadar etki yapmış olanının Annales Okulu olduğu pek çok tarihçi tarafından kabul gören bir görüştür.

Bu nedenle konuya bu yönde bir ağırlık vererek denemeyi sürdürmek bütünsel anlaşılırlık için yararlı olacaktır.

Annales Okulu’nun, tarihi sosyal pencereden görmek için Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından 1929’da başlatılıp 1990’lara kadar süren 60 yıllık dönem içinde yapılmış olan çalışmalarla genel tarih yazıcılığını çok geniş bir şekilde etkilemiş bir okul olduğunu söylemek herhalde yanlış bir değerlendirme olmaz.

Nitekim Okul’un etkisi ile olsa gerek, 20. Yüzyıl son çeyreğinde ABD akademik dünyasında tarih araştırmaları konularında eğilimin yönü ağırlıklı olarak siyasal bir mahiyetteyken 21. Yüzyıl başlarında artık sosyal ağırlıklı olarak belirginleşmeye başlamıştır.

Okul adını ilk kuşak temsilcileri olan Bloch ve Febvre’in 1929 yılında çıkardıkları Annales adlı dergiden almıştır. Yapılan çalışmalar tarihi siyasal yerine sosyal ve ekonomik kaynaklar ve bakış temelinden ele alarak yürüyen bir yazım perspektifi üzerine kuruludur.

Öte yandan 1950-1970 arası sürdürülen ikinci kuşak çalışmalara ise yeni bir yorum getiren Fernand Braudel olmuştur. Braudel geleneksel histografik yaklaşıma fiziki olarak statik ile yüzyılları aşan uzun erimli total bakışlı yeni olanları da dâhil ederek tarih yazımı için üç tabakalı bir tarz benimsemiştir. Bunlar başlıklar olarak, geleneksel olan kısa erimli olaysal, uzun erimli olan yapısal ve çok az değişen veya hiç değişmeyen statik jeohistorik şeklindeki tarih yazım biçimlerini barındıran tabakalardır.  

Böylece tarih yazımının zaman içindeki gelişmelerine paradigmalar temelinden bakıldığında başlangıçta sadece “saf” olay/aktör ilişkili olaylar yerine giderekten uzun dönemli doğal kaynaklı olguların da yapısal paradigma şeklinde ağırlık kazandığı görülmektedir. Böylece tarihin yörüngesini doğal, yapısal ve sosyal koşullar ortaklığı ile onların ortaya çıkardığı aktörler ile olaylar şeklindeki üçlü etmensel bir ortamın belirlediği anlaşılmaktadır.

Nitekim Braudel’in görüşlerinden biri coğrafi dağlı/ovalı ayrımının sosyo-demografik tarihsel sürece etkisinin var olduğu üzerine iken diğeri de Akdeniz Tarihi’nde Doğu/Batı ayrımı için belirleyici olan şeyin coğrafi bir sınır olarak Adriyatik Denizi’nin engel teşkil etmekte olduğu yönündedir.

Annales Okulu’nda ikinci kuşak temsilci olarak kendisinden çok söz ettiren Braudel’in yolunda ilerleyen ve aynı zamanda üçüncü kuşak temsilcilerden de etkilenen Immauel Wallerstein ise ulusal-siyasi tarih yerine coğrafya paradigması temelli merkez-çevre ilişkisi bağlamında bölgesel tarih üzerine kurulu bir Dünya Sistemi Teorisi (modeli) kurgulamıştır.

Şimdilerde ise bu tarz histografinin tarih yazım alanının artık geneline nüfuz etmiş olmasından ötürü özgül coşkusunu yitirmiş olduğunu, ancak halen dördüncü kuşak temsilcilerce bazı çalışmaların sürdürülmekte olduğunu belirteyim.

Mustafa Özcan (24 Aralık 2014)
________________________________________


(*) Yazıya gelecek sayıda devam edilecektir.


19 Aralık 2014 Cuma

Duyuru: İnönü'nün Bilim ve Demokrasiye Katkıları (İSMET İNÖNÜ’YÜ ANMA TOPLANTISI)



2. CUMHURBAŞKANIMIZ İSMET İNÖNÜ’YÜ ANMA TOPLANTISI
“İNÖNÜ’NÜN BİLİM ve DEMOKRASİYE KATKILARI”
23 ARALIK 2014, SALI

13:30 – 14:00      Açılış Konuşmaları  
                               Prof. Dr. Şule KUT / Rektör
                               Özden TOKER / İnönü Vakfı Başkanı                                
14:00 – 16:00      PANEL
                           Moderatör: Yrd. Doç. Dr. Mehmet KABASAKAL/ Okan Üniversitesi Öğretim
                               Üyesi ve Rektör Danışmanı             
                               Panelistler
                               Altan ÖYMEN / Gazeteci - Yazar
                               Prof. Dr. İlber ORTAYLI / Öğretim Üyesi
                               Prof. Dr. Aydın UĞUR / Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi
                               Prof. Dr. Semih BASKAN / Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı
16:00                    Kapanış



23 Kasım 2014 Pazar

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik ilkeleri -II- (*) (Mustafa Özcan, 23 Kasım 2014)


Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -II- (*)

Denemenin ilk bölümünde paradigma kavramını irdeleyerek konunun kritik önemdeki bu kavramına açıklık getirmeye çalıştım. Şimdi de tarih kavramına, daha sonra yapılacak bireşime hazırlık için çeşitli yönleri ele alan bir yaklaşımla değinerek buna bileşik kavram dikotomisinin öbür yarısı olarak netlik kazandırmak istiyorum.

Öte yandan tarih felsefesinin, G. Vico tarafından ilk kez bilimsel bir sistematik olarak ele alınışından bu yana geçen zaman içinde tarih disiplini pek çok düşünürce şu veya bu yön ile ele alınmıştır. Bu durum şimdi çalışmanın bu ikinci bölümünde yapılacak irdelemeler için son derece uygun bir başlama noktası ortaya koymaktadır.

Böylece de bana, bu kapsamda geçmişte yapılmış ve temsilci niteliği olan çalışmaların başlıca düşünürleri ve tarih felsefesi için oluşturdukları görüş kategorilerini aşağıdaki gibi kronolojik bir sıra ile vermek olanaklı gözükmektedir:

·       Hegel (Diyalektik)
·       Emerson (Transandalist)
·       Marx (Materyalist)
·       Dilthey (Hermönetik)
·       Spengler (Apokaliptik)
·       Toynbee (Historiografik)
·       Collingwood (Entelektüel)
·       Gramsci (Kültürel)

Yukarıda verilmiş tarihin felsefi yorumları, zaman içinde akışta oluşmuş olan aşamaların mahiyeti ile bölümlendirilerek kategorilendirilmek istendiğinde, ilk dördünün ağırlıklı olarak felsefi kökenli bir düzlem üzerinde oluştuğu, teknik bir mahiyet sunan Toynbee’nin dışındaki son dördünün ise kişisel-düşünsel düzlemin ürünü olduğu anlaşılmaktadır.

Bu görüngeden bakıldığında tarihsel akış içindeki tarih felsefesi ile ilgili bu görüşlerin derlemsel-öğretisel, (kollektif-doktriner) olandan bireysel-biyografik olana doğru evirildiği görülmektedir. Bu ise, insani bireyin düşünsel bakımdan evrim süreci içinde giderekten daha özgür düşünen bir varlık olmaya doğru ilerlediğinin bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır.

Bu durumsa, insan zihnindeki biyolojik evrimsel süreçte yeni bir olgunlaşma aşamasına gelinmesinden dolayı ortaya çıkan bir sonuç olarak görülebilir. 

Gerçekten de, insan denen düşünen varlığın zihninin, evrimsel süreç içinde uzun erimli olarak nitelenen prosedürel, semantik ve otobiyografik şeklindeki üç tip bellekten birinin başatlığının olduğu dönemlerden geçtiği düşünülmektedir. Şimdiki kültürel aşamamızda sonuncu bellek tipinin yaşantı ve deneyimlerimizin kaydında başat olmaya başladığını ve böylece de bunun ürünü olan bireysel otobiyografilerin giderekten derlemsel (kolektif) yaşamın belirleyicisi olma konuma doğru ilerlediğini söyleyebiliriz.

Nitekim bu durum uygarlığımızda ayni zamanda, yoğun otobiyografik bellek tipine iye  başat  bireylerde ortaya çıkan liderlik vasfının tarih içindeki mahiyetinin Atatürk örneğinde olduğu gibi neden bu denli önemli olduğunu ve liderliğin giderekten neden kollektif (derlemsel) yaşamın başat öğesi haline geldiğini de açıklamaktadır.

Öte yandan, yukarıda verilen çığır açıcı bu tarihsel-felsefi görüşlerin bazı tarih yazım ekollerinin de ürünü olduğunu söyleyebiliriz.

Bunlar, sosyal, politik ve ekonomik olayları doğrudan ilgilendiren siyasi ve bütünsel tarih yazma ekolleri olarak bilinen ikisi ile birlikte doğal olaylar tarihi diye bilinenin dahil olduğu üç historiyografik okul geleneğini temsil edeler. Ayrıca ilk ikisi yukarıda verilmiş felsefi tarih görüşlerine yazılı dayanak olarak başvurulacak olan ana kaynak niteliğindeki arşivleri oluştururlar.


Nitekim Annales, Marxist ve Whig diye nitelendirilmekte olan üç özgün historiyografik okul,  toplumsal, siyasi ve ekonomik tarih yazımı için üç önde gelen temsilcisi olarak gösterilmektedir.

Mustafa Özcan (23 Kasım 2014)  
____________________________________________________

(*) Konunun devamı makalenin üçüncü bölümünde ele alınacaktır.


8 Kasım 2014 Cumartesi

Duyuru: Toplantı saatlerinde değişiklik


KDP Cumartesi Sohbet Toplantıları 'nın toplantı saatlerinde değişiklik yapılmıştır. Yeni düzenlemeye göre toplantılar 15 Kasım 2014 tarihinden itibaren sonbahar ve kış dönemi boyunca her hafta cumartesi günleri 16.00 - 17.30 saatleri arasında yapılacaktır. 

Toplantı yeri her zaman olduğu gibi Caddebostan Kültür Merkezi'nde, ana girişin bir alt katında bulunan etkinlikler salonudur.