16 Ağustos 2015 Pazar

Zihin ve Matematik (Aray Sevingen, 16 Ağustos 2015) (*)

Zihin

Zihin Felsefesi




Çeşitli zihinsel faaliyetleri beyinin belirli yerleriyle eşleştiren 1894 tarihli bir çizim

Zihin felsefesizihin, zihinsel olaylar, zihinsel işlevler, zihinsel özellikler, bilinç ve bunların fiziksel bedenle, özellikle beyinle ilişkilerini inceleyen felsefenin bir alt araştırma koludur. Bedenin zihinle ilişkisi bakımından zihin-beden sorunu, zihnin doğası ve onun fiziksel bedenle ilişkili olup olmadığı gibi diğer sorunlara rağmen, zihin felsefesinin merkezinde yer alan bir sorun olarak görülmektedir.
Zihin felsefesinden önce, zihnin tanımlanması gerekir. Zihin, insan beyninin düşünme, algılama, muhakeme etme, duygu, davranışla ilgili süreçleri kapsayan etkinliklerinin toplamıdır. Ruhbilim felsefesiyle ortak konuları varsa da zihin felsefesinin özellikle uğraştığı kavramlar farklıdır. Günümüzde dil felsefesiyle birlikte en aktif felsefe dalı zihin felsefesidir. Bazı felsefeciler, zihin felsefesinin aynı zamanda beyin felsefesi olduğunu ileri sürmüşlerdir.
İkicilik (dualism) ve tekçilik (monism) zihin-beden sorununun çözümüne yönelik iki büyük düşünce ekolüdür. İkicilik, PlatonAristotales ve Hint felsefesindeki Sankhya ve Yoga ekollerine kadar geri götürülebilir. Ancak sorun en kesin olarak 17. yüzyılda Descartes tarafından formüle edildi. Töz ikiciler (substance dualist) zihnin bağımsız bir töze sahip olduğunu savunurlar. Nitelik ikiciler (property dualist) ise zihnin farklı özelliklere sahip olmakla birlikte ayrı bir tözü olmadığını iddia ederler.
Tekçilik (monism) ontolojik olarak zihin ve bedenin ayrı olmadığını iddia eder. Bu görüş Batı felsefesinde ilk kez MÖ 5. yüzyılda Parmenidestarafından dile getirilmiş, daha sonra 17. yüzyılda rasyonalist Baruch Spinoza tarafından da benimsenmiştir.

Freud İnsan zihnini inceleyen ilk bilim adamıdır.
Zihin Genler tarafından % 80 oranında etkilenmektedir.
Çevre ise % 20 oranında zihni etkilemektedir.
İnsan beynini karmaşık yapan fraktellerdir.
Bu frakteller:
Madde ( İnsan Bedeni )
Enerji
Entropi
Enformasyon
Karmaşıklık
Öz Organizasyon
Canlılık

Beş büyük felsefecinin insan zihninin gelişimi ile ilgili çalışmaları.
Freud, sekse göre
Piyage, Bilinçsel olarak
Colber, Ahlaki gelişime göre
Erikson, Sosyal gelişmeye göre
William Perry, Entellektüe gelişmeye görel    
FREUD Teorisinde zihnin gelişmesini dönemselliğe göre incelemiştir
         1 nci dönem Oral dönem 1 – 5 yaş aralığı
         2 nci dönem Anal dönem 5 – 8 yaş aralığı
         3 üncü dönem Follik dönemi 8 – 12 yaş aralığı
         4 üncü dönem Latens dönemi 12 yaş sonrası

PİYAGE Teorisinde zihnin gelişmesini dönemselliğe göre incelemiştir
         1 nci dönem Oral dönem 1 – 2 yaş aralığı
         2 nci dönem Anal dönem 2 – 6 yaş aralığı
         3 üncü dönem Kreş dönemi
         4 üncü dönem İşlem Öncesi dönem
         5 inci dönem Somut işlemler dönemi (İlk Okul Dönemi)

COLBERT Teorisinde zihnin gelişmesinin dönemselliği
           Ceza Dönemi
           Gelenek Öncesi Dönemi
           Gelenek Dönemi
           Gelenek Sonrası Dönemi

ERİKSON un Teorisinde zihnin gelişmesini yaşam kariyerine göre sınıflandırmıştır.
    1. 1-1 Güven ve güvensizlik Dönemi


    1. 1-3 Özerklik ve Utanç Dönemi

    1. 3-6 Girimşimciliğe Karşı Suçluluk Dönemi

    1. 7-11 Suçluluk Dönemi Başarmaya Karşı Aşağılık Duygusu
11-17 Sosyal Kimlik kazanma Dönemi
17-30 Yakınlığa karşı yalıtılmışlık dönemi
30-60 Üretkenliğe karşı durgunluk dönemi
60-     Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk dönemi

Zihin ile ilgili düşünürlerin yukarıda yazılan analizlerden sonra zihnin üretkenliğini inceleyecek olursak, bunun ne kadar sınırsız olduğunu dehşete kapılarak gözlemlemekteyiz.
Zihnin ürettiği Dil ve Matematik avcı toplumlardan bugüne kadar ne kadar büyük bir ilerleme kaydettiğini görürüz.

Matematikle ile ilgili kısa bir izah aşagıdaki yazımda sizlere sunmaktayım.


Matematik


                                           

Öklid (pergeli tutuyor), Yunan matematikçi, İ.Ö. 3. yüzyıl, Raphael´in "Atina Okulu" tablosundan.

Matematik insan zihnindeki nicel birikimlerin nitel olarak dışa vurumudur.

Matematikte  yılda 100.000 teorem (fikir) çıkar.
Stanislav Ulam Matematikçi ve Topoloji Uzmanıdır.

Kategori teorisi (yeni Türkçe: Ulam kuramı), matematik yapılar ve bunlar arasındaki ilişkilerle soyut olarak ilgilenen bir matematik kuramıdır. Yarı mizahi "soyut anlamsızlık" olarak da bilinir.

Bİr kategori birbirileriyle ilişkili matematiksel nesneler sınıfının (örneğin grupların) özünü yakalamaya çalışır. Geleneksel olarak yapıldığı gibi tekil nesneler (gruplar) üzerine yoğunlaşmak yerine, bu nesneler arasındaki yapı muhafaza edici gönderimler (yani morfizimler) üzerine yoğunlaşır. Gruplar örneğinde bu gönderimler grup homomorfizmleridir. Bu şekilde farklı kategorileri funktorlar aracılığıyla ilişkilendirmek mümkündür. Funktorlar, bir kategorinin her nesnesini diğer kategorinin bir nesnesiyle ve bir kategorideki morfizmi diğerindeki bir morfizme ilişkilendiren fonksiyonların bir genelleştirmesidir. Sıkça topolojik uzayın temel grubu gibi "doğal yapılar" funktorlar şeklinde ifade edilebilir. Bunun ötesinde, bu tip yapılar "doğal bir bağıntıya" sahiptir ve bir funktoru diğerine ilişkilendirme yolu olan doğal transformasyon konseptine olanak tanır.

Kategoriler, funktorlar ve doğal transformasyonlar Samuel Eilenberg ve Saunders MacLane tarafından 1945 yılında ortaya atılmıştır. Başlangıçta bu nosyonlar, topolojide, özelliklecebirsel topolojide, geometrik ve sezgisel bir kavram olan homolojiden aksiyomatik bir yaklaşım olan homoloji teorisine geçişte önemli bir bölümdür. Başkalarının yanı sıra Ulam tarafından (ya da kendisine atfen), benzer düşüncelerin 1930'ların sonunda Polonya okulunda ortaya çıktığı iddia edilmiştir.
Eilenberg/MacLane, kendi ifadelerine göre, bu kuramı geliştirirken doğal transformasyonları anlama çabasındaydılar. Bunu yapabilmek için funktorlar tanımlamak, funktorları tanımlamak için ise kategoriler tanımlamak gerekiyordu.
Günümüzde bu kuram, matematiğin tüm alanlarında uygulanmaktadır.



Derleyen: Aray Sevingen (16 Ağustos 2015)

(*) Kaynak: Wikipedia (https://tr.wikipedia.org/) ve Mustafa Özcan'nin KDP-CST seminerleri






Duyuru: Kadıköy Düşünce Platformu Ege Bölgesi Etkinliği



Kadıköy Düşünce Platformu'nun çalışmalarının daha geniş çevrede duyurulması ve farklı gruplarla etkileşime yönelik çalışmaların yaygınlaştırılabilmesi amacıyla "KDP Ege Bölgesi Etkinliği" düzenlenmesi düşünülmektedir.

Muhtemelen Ağustos ayı sonunda (29-30 Ağustos) başlayacak ve yaklaşık 4-5 gün sürecek bu etkinlik için yer olarak İzmir Seferihisar ilçesi, Doğanbey Köyü'nde bulunan Mir Camping Tatil Köyü belirlenmiştir.

Katılımın nasıl sağlanacağı, etkinlik konuları ve diğer ayrıntılar 22 Ağustos Cumartesi günü yapılacak KDP-CST sırasında tartışılıp kararlaştırılacaktır.



Katılmak isteyenlerin durumlarını Cumartesi günü toplantısında aktaracak şekilde hazırlık planlaması yapmaları gerekmektedir.


14 Ağustos 2015 Cuma

Stigmerji Kavramının Tanıtımı ve Bununla İlgili Olarak Bazı İngilizce Literatür Kaynaklarından Özet Bilgi Derlemesi (Mustafa Özcan, 14 Ağustos 2015)


Stigmerji Kavramının Tanıtımı ve Bununla İlgili Olarak Bazı İngilizce Literatür Kaynaklarından Özet Bilgi Derlemesi

Stigmerji kavramı halen Batı literatüründe atıf sayısı çok hızlı artan temel niteliği haiz bilimsel kavramlar arasında en önde gelenlerden birisidir.
Böyle olmasına karşın bu konuda Türkçe dlinde kaynak bulmak olanaklı değildir. Bu gereksinimi gidermek için İngilizce dilinde yaptığım literatür taraması sonuçlarından önemli gördüğüm bazılarını aşağıya çıkardığım alıntılar derlemesi şekline getirerek sundum.
Derlemede olanaklı olduğunca konu çeşitlemesi sağlayan bir yol izleyememin nedeni durumu bir fırsat kabul ederek stigmeji kavramı için holistik bir kapsam oluşmasının zeminini hazırlamak istedim. Bunun nedeni ise kavramın yaşamın her alanına nüfuz ve sirayet etme kabiliyeti olduğuna dair olan inancımdır. Bu doğrultuda, literatür tararken stigmejinin canlılığın temel ilkesi olduğu yönündeki görüşe içtenlikle katılmakta olduğumu vurgulamakta yarar görmekteyim.
Derlemedeki ileriki amacım, 1959’dan beri bilinmesine karşın bir insan kuşağını kapsayan, ancak kavramlar için kısa sayılacak bir süre olarak 1990’lardan bu yana Dünya literatürünün gündemine yerleşen bu olağan dışı önemdeki bilimsel fenomeni Türk bilim dünyasına tanıtıp benimseterek 21. Yüzyıl için gerekli olan bilimsel donanımıza karınca kararınca katkı yapmaktır.
Nitekim bu amaçla stigmerji konusunu işlediğim bir makalede konuyu gerekli bilimsellik düzeyinde olmasa bile ilk tanıtım için yeterli olacak bir düzeyde ele aldığımı düşünüyorum (*).
Biyolojiden psikolojiye etolojiden sosyolojiye, tarihten siyasete, enformatikten tıbba kadar pek çok bilimsel alanın yeni gözde kavramı olarak karşımıza çıkan stigmerji konusunda dar bir hedef kitleye yönelik olarak yaptığım tanıtım çalışmasıyla ilgi uyandıra bildiğim takdirde kendimi amacıma ulaşmış kabul edeceğimi yeri gelmişken belirteyim.
Stigmerji kavramının şimdilerde çok önemli rol oynadığı bir alan olan “herkese açık sanal ağ ortamları”nın tasarımı konusunu esas alarak çalışan bir grubun sitesinin URL’sini, konuya sistem perspektifinden bakması nedeni ile özellikle önemsediğimden aşağıya koydum (**).
En son tibbi onkolojik araştırmalar olarak kanser hücrelerinin ilk oluştukları ortamdan diğer dokulara stigmerjik yolla sıçramış olabilecekleri konusunu işleyen makaleler ise konunun son derece önemli ve ilginç olan bu yönünde bilgi sunarak iddiada bulunmaktadır (***). Bu kapsama yönelik genel karakterli bir makalenin de adresini vermekte yarar gördüm (****).
Pek çok kaynakta vurgulandığı gibi kanserden olan ölümlerin % 90’ının herhangi bir şekilde göç etmiş olan kanserli hücrelerin etkisiyle oluşan hastalığın metastaz evresi nedeni ile olduğunu bu noktada anımsamak gerekir.
Stigmerji terim olarak şimdilik bir kavramı temsil etmekle birlikte yeni deneysel bulgularla ortaya çıkan sonuçlara göre bilimsel yapı içinde daha önemli yer tutan sistemik bir yapısallığa doğru gelişmekte olduğunu derlemenin girizgâhını tamamlarken vurgulamakta yarar var diye düşünüyorum.
______________________
  
Definition of Stigmergy by Heylighen: (*)
Stigmergy is an indirect, mediated mechanism of coordination between actions in which a perceived effect of an action stimulates the performance of a subsequent action.
________________


Two Type Of Stigmergy: (*)
Different theorists have proffered different varieties of stigmergy. Wilson (1975/2000, pp. 186–188) identifies two main variants: • Sematectonic stigmergy. • Sign-, cue-, or marker-based stigmergy. Sematectonic stigmergy denotes communication via modification of a physical environment, an elementary example being the carving out of trails. One needs only to cast an eye around any public space, a park or a college quadrangle for instance, to see the grass being worn away, revealing a dirt pathway that is a well-traveled, unplanned and thus indicates an ‘‘unofficial’’ intimation of a shortcut to some salient destination. Marker-based stigmergy denotes communication via a signaling mechanism (Engelbrecht, 2005; Kennedy, Eberhart, & Shi, 2001, p. 104). A standard example is the phenomenon of pheromones laid by social insects. Pheromone imbued trails increase the likelihood of other ants following the aforementioned trails. Unlike sematectonic stigmergy which is a response to an environmental modification, marker-based stigmergy does not make any direct contribution to a given task. This classification seems to be more or less coextensive with Holland and Melhuish’s (1999) passive and active variant in that the former is informed by previous environmental modification (e.g. a vehicle obliged to follow the extant ruts in a muddied road); the latter, a positive intentional response to a given state of affairs. As Parunak (2005, p. 11) puts it sematectonic stigmergy is ‘‘the current state to the solution’’: by that we take him to mean that what confronts the agent at a given point is the accumulation of prior agent activity
____________________

Stigmergic behavior in social movements: (*)

Stigmergy also occurs with social movements, such as the arc from Wikileaks’ cable release in Summer 2010 to the developments in global Occupy movement.[8] The steady rise of Wikipedia and the Open Source software movement has been one of the big surprises of the 21st century, threatening stalwarts such as Microsoft andBritannica, while simultaneously offering insights into the emergence of large-scale peer production and the growth of gift economy.[9] Bitcoin was created, and has evolved, in a stigmergic fashion, and its protocol can be used to apply this organizational structure to everyday life.[10] The Occupy movement itself operates stigmergically, with innovations developed by one node becoming part of the total movement’s common toolkit.[11]
___________________

Stigmergy Society: (*)

Stigmergy Society is government without politicians. Under the influence of stigmergy, new forms of governance would be based on systems, not land mass, and that governance would be generated by user groups, not elected officials. Stigmergy is the most effective way for those user groups to govern systems.[12]Systems are currently primarily run by competitive organizations. Competitioncreates redundancy, is slow and wastes resources on idea protection,advertisement, and more.[12] The alternative to competition has traditionally beencollaboration. This is most effective only in groups of two to eight people.[12] With stigmergy, an initial idea is freely given, and the project is driven by the idea, not by a personality or group of personalities. No individual needs permission (competitive) or consensus (collaborative) to propose an idea or initiate a project.[13][14][15]For example, David Graeber's study of Betafo, a rural community in Madagascar, inspired him to launch a revolutionary Occupy Movement worldwide.[16][17][18] Betafo is a stigmergy Society made up of the descendants of nobles and their slaves. Because of spending cuts mandated by the International Monetary Fund, the Malagasy central government had abandoned the area, leaving the inhabitants to fend for themselves. They did, creating an egalitarian society where 10,000 people made decisions by stigmergic consensus. When necessary, criminal justice was carried out by a mob, but even there a particular sort of consensus pertained: alynching required permission from the accused’s parents.
___________________

Brain and Stigmergy (*)
Brains, the neuron-based information processing systems of higher multicellular creatures, also depend upon stigmergy in the form of long-term memories laid down in persistent physical changes to neurons and synapses. Long-term memory structures modify behavior and behavior in turn modifies memory...that's the essence of stigmergy.
________________



Mustafa Özcan (14 Ağustos 2015)




30 Temmuz 2015 Perşembe

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -X- (*) (Mustafa Özcan, 30 Temmuz 2015)


Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri  -X- (*)

Stigmerji olgusunun sosyal içerikli boyutunu inceleyen yazarların sayısı az olmamakla birlikte bunların içinde önde gelenlerden biri şüphesiz ki Francis Heylighen’dir (**).

Sibernetikçi olarak ün yapmış olan F. Heylighen Belçika Brüksel Vrije Üniversitesi’nde Araştırma Profesörü olarak Evrim, Karmaşıklık ve Biliş grubunun çalışmalarını yönetmektedir. Derlemsel anlak, karmaşık uyumlu dizgeler, biliş, öz örgütlenme ve stigmerji konularındaki çalışmaları ile dikkatleri dünyaca üzerine çekmiş bir akademisyendir. Stigmerji konusunu işlediği aşağıda URL’si verilen makalesinde (***) kavrama ilişkin çeşitli yönlere değinmektedir.

Önceki yazıda da belirtildiği gibi stigmerji, öz koordinasyon, yani bir olayda dıştan bir etkiye gerek duyulmadan eylemci (fail, ajan) tarafından bırakılan bir iz aracılığıyla oluşan endirekt koordinasyon ile kendisi ve öteki ajanların sonraki işlemi kendiliğinden yürütmesi fenomenini temsil eden kavramı ifade eden terimdir. Kavramın her tür sürece olan uygunluğu nedeniyle kısa süre içinde pek çok alanda uygulama bulmuş olması son derece dikkat çekici bir olgudur. Bu doğrultudaki gelişmeler sonucunda sosyal hareketlerin yönlenmesi de stigmerjik dizgeler bağlamında açıklanmaya başlanmıştır.

Bu kapsamda da, daha önce vurgulandığı gibi, stigmerji, “Occupy Movement” (“İşgal Et Hareketi”) gibi yeni sosyal hareketler bağlamındaki açıklamalar için kullanım bulmuş olan biyo-mimikrik (canlılığı taklit eden anlamına gelmektedir) bir modeldir (***). Bu konuda çalışmalar yapan çeşitli “think-tank” ve akademik etkinlik gruplarından söz etmek olanaklıdır. London School of Economics’te profesör olan David Graeber (****) konunun uzmanı olarak tanınmış bir akademisyendir. Çalışmalarında tedhişçi olmayan direniş hareketleri diye tanımladığı yeni sosyal hareket tipinde hiyerarşik yapının reddi olan anarşist anlayışın etken olduğunu, yani pratik olarak belirtmek gerekirse olayı hiyerarşik olgu olmadan etkinleştiren şeyin stigmerjik dizge olduğunu savunmaktadır.

Öte yandan, İşgal Et Hareketi”nin de dahil olduğu yeni sosyal hareketler olarak bilinen, günümüz sosyoloji incelemelerinin odağına yerleşmiş bu görüngeyi (fenomeni), “eski” olan yerine “yeni” olan bir paradigma üzerine oturtan ise Alman sosyolog Claus Offe (*****) olmuştur. C. Offe konuyu çerçevelerken değişmiş olan yeni aktörleri (ajanları) şöyle tanımlamaktadır: Bunlar hiyerarşik bir grup olmayıp belli bir konu çevresinde kendiliğinden bir araya gelerek oluşmuş etkin birlikteliklerdir.

Bu tam da stigmerjik oluşumun bir ifadesidir ki kitabın orijinalinin Fransızca olarak 1982’de yayımlandığı dikkate alınırsa stigmerji teriminin neden kullanılmamış olduğu anlaşılır. Belirtidiği gibi terim 1959’da bulunmasına karşın biyoloji alanı dışında 1990’lar sonrasında genel kullanıma girmiştir.

İncelememizin gelinen bu aşamasında sosyal hareketleri 1960’ların son çeyreğinden beri “eski” ile “yeni” şeklinde ayırmakta olan paradigmal değişimin kavramsal arka planına değinmekte yarar vardır.

Tarih yapıcı olay nişleri olarak “Yeni Sosyal Hareketler”, halen 90’lı yaşlarını idrak etmiş olan Fransız sosyolog Alain Touraine’nin çok boyutlu ‘68 Hareketi’ni açıklayabilmek amacı ile Marksist terminolojiden ayrılarak “sosyal sınıf “ kavramı yerine “sosyal kimlik” kavramı üzerine inşa ettiği kavrayışı ifade eden bir terimdir. Böylece toplumsal hareketlerde sınıfsal ve  “dikey hiyerarşik” eylem oluşumu yerine kimliksel ve  “yatay ağsal” eylem oluşumu olgusuna yer vererek politik-ekonominin olaylardaki sınıfsal tekli boyutlu yaklaşıma karşılık sosyal-kültürel olayların kimliksel çoklu boyutlu yaklaşımını getirmiştir.

Bu yaklaşımın da daha önceki tarihsel kökenine inildiğinde, sonunda evrimci Veblenyan anlayışın özündeki ekonomik-sosyal politika olarak hem sermaye sınıfına hem de merkezileşmenin göstergesi olarak aylak sınıfa karşı olan “kurumsal iktisat” olgusunun izlerini bulmak olanaklıdır.

Denilebilir ki genelde, 19. Yüzyıl ortasından, daha kesin bir tarihle 1848’den itibaren sosyal hareketlerin “eski” açıklaması fiziksel Newtonyan, yani deterministik bir dünya görüşü zemininde kurgulanırken, 1968’den beri gündemde olan “yeni” açıklama bunu biyolojik Darwinyan olasılık üzerine kurulu nedensellik zemininde yapmaktadır.

Maddenin bir hali olarak gazlarda makro büyüklükler olan basınç ve sıcaklığı molekül düzeyindeki hareketliliğin istatistiksel hesabı ile tanımlayan Ludwig Boltzmann’ı bu vesile ile anmadan geçmek istemiyorum. Boltzmann’ın 19. Yüzyıl sonlarında Newtonyan mekaniğe dayanan gaz termodinamiğini moleküler durumların istatistikî bir toplamı olarak açıklayıp olasılığı fiziğin gündemine getirdiği gibi şimdi de 20. Yüzyıl’ın son on yılından bu yana tarihi başlatan olayların açıklanması stigmerjik olgular, yani eşdeğer tekli durumların istatistiksel kümülâsyonuna dayandırılmaktadır. Böylece de bilimlerin genelindeki açıklamalar için kesinlik üzerine kurulu nedenselliğin yanı sıra artık olasılıksal nedenselliğin de rahatlıkla kullanım bulduğunu söyleyebiliriz.         
_____________________________________
(*) Devam edecektir.

(*****) Touraine Alain (Ed.), Yeni Sosyal Hareketler, Kaknüs Yayınları, 2000 İstanbul, s. 67