17 Mayıs 2017 Çarşamba

Bütünsel Bilim Açısından “Bilinç” İçin Bir Deneme - 6. Bölüm (Son) (Erdoğan Merdemert, 17 Mayıs 2017)


Bütünsel Bilim Açısından “Bilinç” İçin Bir Deneme - 6. Bölüm (Son)

Bilinç kavramını etimolojik olarak irdelemenin de konuya yardımcı olabileceği düşünüldüğünde, onun kökten sonraki harflerinin verdiği anlamı, örneğin kazanç ya da inanç gibi kelimelerinin anlamları ile karşılaştırmak mümkün. Kazanç dediğimizde anladığımız; elimizde çoğunlukla maddi olarak bir artı değerin varlığı, inanç dediğimizde bu artı değerin yalnızca manevi olduğu. “Bilinç” dediğimizde ise sözü edilen ne kadar değer varsa hepsinin bilinmesinin artı değeri ve anlamsal zemini olduğu.

Bilinen değerler yalnızca bilinen olarak kaldığında, bilinçli olmanın aşkınsal varoluşu, sonsuz bir karanlığın içindeki tek tek zayıf ışıklar gibi bir araya gelse de daha kuvvetli bir bilinç ışığı ışığı oluşturmuyor. Bu oluşamayan kuvvetli ışık ya da aydınlık, bu kaynakların tek tekliğinden dolayı bu şekilde tecelli ediyor, tıpkı tarihsel ve güncel toplumsal yaşamlarda bir türlü refah ve tam huzura kavuşamayan insanlığın kaderindeki bu tarihsel soluk ışıklar gibi.

Son sözler olarak söylenmesi gerekenler şunlar; Bilincin kompleks biyolojik bir yapı üzerinde yani insan varoluşuna ait sinir sistemi üzerinde yerleşik olduğu son derece rasyonel bir tespit olduğundan, şimdi onun bir zigot hücre fenotipinin son şeklinde yer alan bu varlığının belirişini, potansiyel bir olgunun sıralı edimsel olması ile eşdeğer görebiliriz. Bunu kronolojik olarak izleyebiliriz, aşamalarını kaydedebiliriz, gelişim basamaklarını sınıflandırabiliriz, ilk halini ve son halini karşılaştırıp aradaki gelişimsel farkı ortaya koyabiliriz dahası bir tabula rasa'ya yazılanları göz önüne kademe kademe serebiliriz. 

Ama onun nerede varlık bulduğunu, yani sinir sistemi yumağına gelmeden önce nerede olduğunu, ilk varlığının nasıl oluşup potansiyel olarak bir yerde saklı duradurduğunu, kendi içinde mi yoksa başka bir şeyin içinde mi olduğunu, bulunduğu yerde duruyor mu yoksa yer mi değiştiriyor olduğunu, kendi ekseninin var olup olmadığını, eğer varsa bu eksende dönüp dönmediğini, parçalarının olup olmadığını, niçin boyutsuz olduğunu, aynı anda hem etkin hem de edilgin mi olduğunu, boyutsuz oluşunun sinir sistemi içindeki yerinin lokalize edilemediğinden mi kaynaklandığını, insanlık yok olduğunda onun da yok olup olmayacağını, insanlık yok olduğunda gerçek yerinde durup yeni bir insanlık neslini bekleyip beklemeyeceğini, “ol”mamış, yapılmamış ve bileşmemiş bir şey olup olmadığını bilemeyiz. Bütün bunları bir gün bilip bilemeyeceğimizi de bilemeyiz, kaynağının kaynağını, varoluş nedenini, birleşik yapısının (tek tek insanlarda var olandan başka olarak) var olup olmadığını da bilemeyiz. 

Bilinç güzel bir konu, araştırılması gereken...Tabii her görüngeden.

Erdoğan Merdemert (17 Mayıs 2017)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder