24 Nisan 2017 Pazartesi

Bütünsel Bilim Açısından “Bilinç” İçin Bir Deneme - Bölüm 1 (Erdoğan Merdemert, 24 Nisan 2017)


Bütünsel Bilim Açısından “Bilinç” İçin Bir Deneme - Bölüm 1


Bilincin fizyolojik ve felsefi tanımlamaları, onu var eden yönelimsel kategorilerden en fazla ele alınan argümanlar ve aynı zamanda çelişkiler olarak bilinir. Bu çelişkilerin zorunlu olarak kesiştikleri ortak noktalar olsa da felsefi bilinç açınımlarının, fizyolojik olanlara karşı daha soyut, daha anlaşılması ve kabul edilmesi zor olduğu (hem günümüzde hem de felsefe tarihinin akışında) kabul görüyor. Bilince ait felsefi ve fizyolojik tanımlamalar kendi alanlarında tutarsız değildirler ama birleştirilmeleri ve bütünselleştirilmeleri pek fazla mümkün olmadığından ayrı alan çalışmaları olarak görünürler, zaman zaman her iki tarafın diğerini değersizleştirdiği görülse de ben inanıyorum ki onlar bu konuda tamamlayıcı ve bütünleştiricidirler. Fizyolojik bilinç araştırmaları kendi zamansal gelişimlerinde -elde edileni- sabitleyerek üzerine koyan neredeyse kartezyen vektöryel bir çalışma gibi devam etmiyor. Burada bilincin aracı olarak ele alınan bütünsel beyin yapısının bölgesel işlev dağılımının kategorize edilmesi, çalışmaların her ileri aşamasında daha da karmaşıklaşıp daha da sınırsızlaşıyor. Nöron bilimi açısından uyanıklık ve farkındalık anlamında tespit edilen gerçek bölgeler bu verileri içermekte ve o bölgelerin onlara ait oldukları genel olarak kabul görmektedir ama hem bu çok ince yapılı çekirdek guruplarının hem de onlara sıkı sıkıya bağlı diğer uzak ve yakın bölgelerin holistik yapıları yüzünden bilincin neredeyse tüm diğer beyin kısımlara dağılımı kaçınılmaz görünmektedir. 

Bilinçli olma durumu ya da diğer bir deyişle dünyanın görünümüne ve kişinin kendi varlığına karşı uyanık olma durumu, fizyolojik bir olgu olarak beyin sapındaki yapılarda konuşlanır, burada lokalize olarak kalamayacağı ve görülen, farkında olunan bu dünyanın yorumlanmasının da gerektiği bilindiğinden, bu kısmın (beyin sapının) diğer beyin bölümleri ile ortak çalışma yürütmesi zorunluluğu vardır. 

Duyusal girdilerden kaynaklanan algı durumu “bilinçtir” dediğimizde onu bütünüyle tanımlamış olmadığımızı biliyoruz, eğer bu kadar olsaydı yani bilinç için sadece duyusal algı yeterli olsaydı en azından insanlar arasındaki bilinçlilik durumları arasında farklılıklar olmazdı ve bizler o zaman seri üretim robotları gibi varlıklar olarak var olurduk. İşin aslı, kendimizi duyusal girdi varlıkları olarak düşündüğümüzde bu görüş pek de yanlış değil gibi, yani seri üretim robotları olarak gerçekten de algı tepkilerimiz birbirimizden farklı değil. Ama sabit bilinç sahibi robotlar olmadığımız açık olduğuna göre şimdi bilinç tanımlamaları için zorunlu olarak daha başka yollar aramamız gerekecek. 

Felsefi varlığa ait “öz” ün görünmesi, onun kendisini göstermesi, bilinç olarak kabul edilebilir ama bu görünen ya da beliren öz, önce özbilinç olarak insan varlığının derinlerde kendi kavramında var olmalı ve oradan yansıyarak ve kendi eylemini koyarak dünyayı algılamalıdır. 

Bilincin ne ve nerede olduğunu çıkarsayabilmemiz için elimizde çok gelişmiş ve gelişmeye devam eden bir nöron bilimi ve bu bilime kolaylıklar sağlayan çok ileri görüntüleme ve analiz sistemleri var. Bütün bunlar ile bir gün bu konuyu çözdüğümüzü, bilincin ne olduğunu ve nerede bulunduğunu, tam olarak artık biliyor olduğumuzu var sayalım. O zaman bilen ile bilinen bir olacak, bilinç bilinci bilmiş olacak, bilinç kendini bilmiş olacak, yani bir şey her ne olursa olsun bir şey, oluş halindeki, olasılık içeren bir dünyada “noksansız olarak” kendini bilebilir mi diye sormamız gerekecek. Bu soruya uygun bir cevap olduğunu zannetmiyorum ama bana kalırsa bu soru için birkaç yüzyıl erken sorulmuş bir soru demek de aslında yanlış olmayacaktır.

Yine fizyolojik bilinç konusuna dönersek, özsel olarak nöron bilimine de dönmüş olacağız, ben çoğunlukla insan beyni üzerinden açımlama yapacağımdan her anlatımda bunu söylemiş olacağım. Beyin hem motor aktivite (kas hareketleri) hem de soyut düşünme aktiviteleri için aynı nöronal tekniği kullanır yani düşünen bir adamın beynindeki elektro kimyasal nöron aktivitesi ile balta ile odun kıran bir adamın elektro kimyasal nöron aktivitesi aynı teknik ile çalışır. Bu farklı tip ve boyuttaki nöronların, kimyasal dürtü sayesinde sistematik elektrik patlaması şeklinde gerçekleşir ve bu da basitçe, bir hücre zarı potansiyel farkının yarattığı elektrik deşarj hareketidir. Nöron tipleri, boyutları ve akson uzunlukları değişebilir ama yukarıda anlatılan bu teknik hep aynıdır, görme, kalp kasılması, işitme ve hissetme için de, soyut düşünme için de hep aynıdır.

Düşünmenin yeri gri madde olarak bilinen kıvrımlı 2.5 mm kalınlığında neokorteks yapısında, 2mm yüksekliğinde ve 0.5 mm çapında, yüzeye dik durumda birbirini tekrar eden milyonlarca kortikal kolonun varlığı (en son nörobilimsel araştırmalar bunu göstermektedir) kabul ediliyor. Dikine 6 katmandan oluşan bu tekrar eden kolonların tamamı aynı tip nöron (pyramidal Neuron) ihtiva ederler. İlginç olan ise bu kortikal kolon yapılarının çok büyük bir kısmının neredeyse işlevsiz olup neokorteksin her yerinde işlem yapmaya hazır halde öylece durup bekliyor olmasıdır. Bundan daha da çarpıcı olan da, kıvrımlı görsel bölgedeki kolonların nöronlarının ateşlemelerinin kesinlikle olasılık içermesidir. 

SPIKES (book)  Fred Rieke, David Warland and e.t.c, MIT press.

Erdoğan Merdemert (24 Nisan 2017)


Devam edecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder