EVRENSEL VE YEREL HER TÜR FİKİR VE DÜŞÜNCENİN OLUŞTURUMUNUN VE DEĞİŞİMİNİN ÖZGÜRCE YAPILDIĞI AVRASYASAL-ENTELEKTÜEL MERKEZ. Kadıköy Düşünce Platformu, günlük yaşamın bilim, kültür, politika, sanat, ekonomi, devlet ve yönetişim konularının sorunlarına disiplinler arası ve ötesi anlayışla holistik ve evrimselci bir yaklaşım ile çözüm arayışı çabası içindedir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~"KDP BÜTÜNSEL BİLİMİN ARAŞTIRMA MERKEZİ"~~~~~~~~~~~~~~~~~~
15 Mayıs 2013 Çarşamba
10 Mayıs 2013 Cuma
Diyalektiğin Gücü (Erdoğan Merdemert, 10 Mayıs 2013)
Diyalektiğin Gücü
Diyalektik, asıl olarak göreli olanların birbirlerine göre sistematik
devinmelerine imkan verdiğinden şimdi bu devinimin entropiye göre pozitif uçlarının
linear yönü gelişme olarak kabul edilir. Hareketin kendisi olguların ve
olayların arkasında kaldığından şeylerin ve süreçlerin yorumlanması buna
(harekete) göre yapılmaz.
Diyalektik en yüksek gücünü dinsel alanda göstermiştir
örneğin; Hegel’in diyalektik tanımlamalarında varılan son noktada Tanrı dünyaya
inmek için kendini olumsuzlamalıydı ama o tek olduğundan ve göreli olmadığından
bunu kendi kendisi ile karşıtlık içinde yapmalıydı ve öyle yaptı (bunun nasıl
olduğu bizlere kapatıldı). Önce bu ilk olumsuzlama ile aslını sakladı (sublate etti)
sonra oğul olarak 30 sene dünyada kaldı (ve İsa bu yüzden babasız doğdu). Bu
Hegel’e göre birinci olumsuzlama idi, sonra İsa göğe yükselerek ikinci olumsuzlamayı
gerçekleştirdi ve kutsal ruh olarak Hristiyan
gönüllere yol gösterici olarak kaldı. Üçüncü olumsuzlama ise insanlık adına doğada
gelişen saltık tin tarafından gerçekleştirilmeli ve olumlu olmalıydı çünkü o artık
olumsuzlamanın olumsuzlamasıydı ama henüz
gerçekleşmedi. Bu üçleme din adamlarına Hegel tarafından bildirildi ve tanrıya
ait bu kutsal diyalektik olgular dizisi inanışsal bir varsıllık değil dinsel
bir başlangıcın gerçekliği olarak kabul gördü.
Diyalektiğin bu pekiştirme etkisi,
onun mantık üzerinde eklektik olarak bulunmasını başarmış olmalı ki bu eklektik
olanın töz yani cevher olanı ele geçirmesi bu şekilde gerçekleşebilsin. Hareketten
başlayan bu diyalektik sürecin etkisinde kalan ilerleme, dünyada sonsuz çeşitlilik
gösterdiği halde karşıtların izole olma şartı nicelik yani çokluk, onların evrime
bağlı değişime uğraması da nitelik yani belirlilik olarak var olur ve süreç
açısından diyalektiğin nitelik ve nicelikle doğrudan ilgisi vardır. Diyalektik
olsun olmasın dünyada nitelik ve nicelik tanımına uymayan hiçbir şey yoktur.
Erdoğan Merdemert (10 Mayıs 2013)
9 Mayıs 2013 Perşembe
"Basic Principles of Dialectic" başlıklı makale hakkında yorum (Zehra Köseoğlu, 9 Mayıs 2013)
Sn. Zehra Köseoğlu'nun, bloğumuzda daha önce yayımladığımız "Basic Principles of Dialectic" başlıklı makale hakkında yazdığı yorum aşağıda yer almaktadır.
* * *
Konu
diyalektik, İngilizce şu cümle düşündürdü beni: “In modern versions of dialectics virtually no
understanding of its as development”.
Diyalektiğin
gelişme olarak algılanmamasından bahsediyor.
Yazıda
karşıt kutuplar olarak anlaşılması yaygındır diyor.
Gelişme
olarak tanımlanmasına katılmıyorum.
Developlment...
evren, dünya ve insanoğlu geride bıraktığı çağlara bakarak buna gelişme
diyebilir. Bunda yanlış yok ama bugün kullandığımız tanımların evensel ve
zamansız olarak geçerli olması beklentisindeysek, bu ne kadar doğrudur?
Zira insanoğlunun
belki de göremeyeceği ve gelişim olarak adlandırılamayacak durumlar da
olabilir. Bugüne kadar hiç şahit olmamıs olmamız, gelişimdir demek ne
kadar sağlıklıdır.
Değişim
vardır. Tartışılmaz.
Bir ilerleme
(durmama hali) de vardır. Sorgusuz.
Ama her
seferinde buna gelişim vardır diyebilir miyiz?
İşte bundan
emin değilim.
Zıt
kutuplardır da demiyorum, diğer kutup diye tanımlanan noktaya hiç
varılamayabilir de.
Sürecin ömrüyle
de ilgili.
Koşulların
getirdikleriyle (bir elementin başka bir element ile birleşmesi esnasında
oluşan koşullar gibi…) ve varoluşundan gelen donanımıyla birlikte sürecini
tamamlar.
Sanki her
varoluş (basit bir kimyasal tepkime ya da siyasal süreç bile olabilir bu, ya da
bir gezegenin ömrü ya da toplumların tarihi) otomatik olarak baslangıcına
evrilmeye meğillidir. Bir daire gibi.
Bu arada,
daire şeklinde bakarsak zıt kutup göremiyor olmamız gerekir.
Önceden
bunun baslangıca geri dönmek olduğunu düşünürdüm ama belli bir süreci geçirmis
hiçbir varoluş artık eskisi gibi olamayacağıdan, bunun baslangıca dönüş değil
başka bir tür tamamlama hali olduğunu farkettim.
Demek ki
başlangıca evrilme dediğim şey aslında yönü belli bir devam etme halidir.
Bu devam
etme hali her zaman gelişimsel midir?
Bunu
bilemiyorum.
Ama olmadigi
halleri henuz bugüne kadar yaşanan çağlarda görememiş olabiliriz.
Su soruyu
cevaplayabilsem belki (örnek olarak) belki gelişim midir değil midir
anlayabilirim:
Bir gün dünya
gezegeni doğasını tahrip etmekten yorgun düşünce, gri bir gökyüzü ve azalmış
oksijeni ile bugünkü yasantısından çoook uzak bir duruma erecek. İçindeki bu
şartlar dışında etrafındaki yıldızlarla olan koşulları da değiştiğinde yokoluşa
doğru giderken buna gelişme mi diyeceğiz?
Yoksa
tamamlanma mı?
Ömrünü tamamlama
mı?
Bugün dünyaya
baktığımızda elbet herşeyi gelişme olarak görüyoruz.
500 yıl
sonra?
Başlangıçtaki duruş noktamı bitirirken yineliyorum; diyalektik
tanımına zamansız olması gayesiyle bakınca aklıma bu yazdıklarım geliyor...
Zehra Köseoğlu (9 Mayıs 2013)
8 Mayıs 2013 Çarşamba
TET P: Vizyon, Misyon, Oluşum, Çalışmalar ve Çalışmalara Davet
TETP, Toryum Ender Topraklar Platformu, dünyada ikinci büyük toryum rezervlerine sahip olan Türkiye'nin sera etkisiz, sürdürülebilir, temiz ve barışçıl olduğundan yeşil enerji diye anılan toryum yakıtlı nükleer enerji hakkında yurtiçinde bilinçlenmeyi sağlayarak üretim düzeninin on yıl içinde kazanılması vizyonu ve misyonu yönünde çaba sarf etmeyi kendine şiar edinmiş sivil bir girişimdir.
Platform, bu konuda bize yol göteren kıdemli Nükleer Fizikçi Doç. Dr. Sn. Çetin Ertek ve diğer üç deneyimli sanayici dostlarımız Sn. Atilla Dindiren, Sn. Talip Yılmaz ve Sn. Musa Doğan ile birlikte 2012 sonunda başlayarak yürütülen çalışmalarla 2013’ün başında şekillendi.
Tüzel bir kişiliğe gerek duyulmadan gerçekleşen oluşumun ardından haftalık olarak toplanmak üzere ihdas edilen Yürütme Kurulu’nda (YK) üyelik görevlerini üstlenen kurucu arkadaşlarımla birlikte ilk aşamada toryum enerjisi konusunda Türkiye’de yapılabilecek tanıtım ve bilinçlendirme çalışmalarına yöneldik.
O tarihten bu yana geçen beş ay gibi kısa bir süre içinde başta Yalova Üniversitesi Rektörü Sn. Prof. Niyazi Eruslu ve önceki ETK Bakanı Sn. Dr. Hilmi Güler olmak üzere konunun pek çok uzmanı ve yetkilisi ile toplam 50 civarında görüşme yaptık, temasta bulunduk.
Uyguladığımız çalışma biçiminde haftalık toplanan Yürütme Kurulu’na paralel olarak bir de genişletilmiş YK mahiyeti ile çeyrek yıl dönemli olarak toplanan Koordinasyon Kurulu’nu (KK) oluşturduk.
KK toplantılarına, başta ETK Bakanlığı eski Müsteşarı Sn. Dr. Erdemir Karakaş olmak üzere toryum enerjisi konusunun uluslararası uzmanı Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi eski Müdürü Sn. Dr. Reşat Uzmen, medya ve akademi kökenli temsilciler ile Eti Maden’in nadir topraklar ihalesi için yeterlilik almış sinai kuruluşların yetkilileri katılmış bulunmaktadır.
Ayrıca tanıtım kapsamındaki bir etkinlik olarak, toryum yakıtı kullanımını esas alan nükleer teknoloji araştırmaları konusunda Sn. Uzmen 26 Nisan 2013’te ICCI Konferansı’nda başarılı bir tebliğ sunmuştur.
Öte yandan konuyla ilgili iletişimin sağlıklı ve hedeflenen bilgilenmenin derinlikli olabilmesi amacı ile de internette halen 30 civarında üye sayısına ulaşmış bir forum ile bir blog oluşturduk ( https://groups.google.com/forum/#!forum/toryum-ender-topraklar-platformu , http://toryumendertopraklarplatformu.blogspot.com/).
Pek çok haber, bilgi ve makalenin bulunduğu söz konusu sanal iletişim ortamlarının sekretaryalarını gönüllü olarak Sn. Burak Şenol (Forum) ve Sn. Ümit Ersöz (Blog) yürütmektedir. Konuya gönül vermiş diğer dostların, uzmanların, meraklıların ve yetkililerin üye olmaları beklentisi içinde olduğumuzu belirtmeme herhalde gerek dahi yoktur.
Haftalık Yürütme ve çeyrek yıl dönemli Koordinasyon Kurul toplantıları TETP çalışmalarına hafta ve ay bazlı olarak yön vermeyi amaçladığından yıl bazlı çalışma programının oluşturulabilmesine yönelik olarak da şimdi daha geniş katılımlı bir etkinlik olarak 2013 Çalıştayı’nı planlamış bulunmaktayız. Temasta bulunduğumuz yetkin ve yetkili kişiler ile konuya gönül vermiş olan katılacakların sayısının şimdiden 40'ı geçmiş olduğunu belirtmekten memnunluk duymaktayız.
23 Mayıs'ta Yalova Üniversitesi Sn. Rektörü'nün himayesinde Safran Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek olan I.Toryum Çalıştayı 2013 etkinliğine katılmak isteyenlerin Çalıştay Sekretaryasını yürütmekte olan Sn. Selin Pıravadılı Mucur’a (*) başvuruda bulunmaları gerekmektedir.
Konu ile ilgili olarak dünyadaki gelişmelerin hızlı bir tempoda ilerlediğini gözlemlediğimiz toryum yakıtlı nükleer teknolojiyi Ülkemize kazandırma işinin başarı ile sonuçlanabilmesi için sizleri bilginiz, çevreniz ve olabilecek katkınız adına bu çıkarsız çabalarımıza katılamaya davet ediyoruz.
Mustafa Özcan, TETP Kurucusu
________________________
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Basic Principles of Dialectics (I), By Qeen A.
İngilizce olarak hazırlanmış diyalektiğin ilkelerini anlatan bir makalenin ilk ve kısa bir bölümünü aşağıda sizlere aktarıyorum. İkinci bölümü yine burada KDP Bloğunda bilahare yayımlanacaktır
Makale'nin kaynağı ile ilgili bilgi dipnottadır (*).
Kaynak bilgide dikkati çeken bir-iki hususa değinmek istiyorum;
Yazının kökeni Moskova Devlet Sosyal Üniversitesi. Hazırlayan İngiliz (veya çok düşük bir ihtimal ile Amerikan) kökenli bir bayan (Queen A.) iken denetleyense bir Rus kadın öğretim görevlisidir (Frantsuzova NP). Her ikisinin de soyadları gizlilik gereği kısaltılmış olmalı.
Bir diğer husus; Rusya'da bizdeki gibi teknik üniversitelerin olduğunu biliyordum ama sadece sosyal bilimler için bir üniversite kurulmuş olduğunun ilk kez farkındalığını yaşıyorum. AÜ DTC Fakültesi'nin üniversiteye çevrilmesi gerektiğini söyler iken (ki bu Moskova Devlet Sosyal Üniversitesi'ne eşdeğer bir şey olacaktı) işte böyle bir oluşumu kastetmekteydim. Bu tür konularda ilk olmak maalesef hiç bizim işimiz olmuyor. Bu tür oluşumları başarmak bize de bir gün kısmet olmasının temennisindeyim.
Mustafa Özcan (5 Mayıs 2013)
* * *
Basic Principles of Dialectics (I)
By Qeen A.Introduction
The term "dialectic" (from the Greek. - vecti art of conversation and controversy) has different connotations. For the first time he used Socrates, referring art of dialogue aimed at achieving truth through collision of views. Plato considered the dialectic as a process of separation concepts of species and binding them in more general terms: "Genera”?.
Hegel expanded the understanding of dialectics, took her out of a movement of thought, saw the collision and union of opposites in the most indeed, in history, in culture.
In Marxist Philosophy tradition of dialectics was defined as the doctrine of universal communication and development activities through the struggle of opposing began.
In modern versions of dialectics virtually no understanding of its as development. Dominated by an idea of the dialectic as a form of reflection polarities, opposites pervades our life, consciousness, history.
Different versions offer different interpretations of the dialectic principles of relations between opposites - from their possible harmonic synthesis to tragically irreconcilable, eternal confrontation.
However, almost all models of the dialectic contain installation on combination of these opposites, or at least indicate the need of uniting them, available to the main character dialectical conflict - man.
Principles of the (modern) dialectics
Principle - a complex form of knowledge accumulated a major study of its "spirit".
Such principles generally include;
the principle of development,
the principle of universal connection,
the principle of identity (unity) of dialectics, logic and theory of knowledge,
the principle of ascent from abstract to the concrete,
the principle of unity of the historical and logical thought.
________________________________
(*) Moscow State Social University,
Academy of Sociology and Management,
Faculty of Social Tourism
Issued: Queen A.
Control work: Frantsuzova NP
4 Mayıs 2013 Cumartesi
Farklılık (Erol Erbirer, 4 Mayıs 2013)
Farklılık
Aykırı farklılık genel olarak kabul
gören ölçütlerin dışında olan her şeydir. Aykırılık, yenilik, olağan
dışılıktır.
Doğada hiçbir canlı birebir diğerinin aynısı değildir. Doğa tam anlamıyla farlılıklar
bütünüdür. Farklılıklardan uzak, tek düze bir hayat herhalde çekilmez olurdu.
General Elektriğin efsanevi genel
müdürü Jack Welch yaptığı bir mülakatta şöyle söylüyor; Ne zaman astlarımdan ilk duyduğumda
beni çileden çıkaran, masadan kaldırabilecek kadar hiddetlendiren farklı ve
aykırı bir fikir gelse, uygulamaya koyduğumda şirketimize çok önemli katma
değerler yaşatabildiğine şahit oldum. Benim tek yaptığım dilimi sıkıp sonuna
kadar dinlemekti.
Burada önemli olan olay biz
kavramını ben’in önüne çıkarabilmek, bütünü değerli kılacak sinerjiyi
yaratabilmekti. Batı ekonomik gelişimini ve buluşlarını iki şeye borçludur ;
1) Girişimcilik
2) Krizler
Gerçi bu buluşlar insanı daha
bencil, daha tembel hale getirsede girişimci ruhun yeniden uyanması için
krizler adeta “katalizör” işlevi görmektedir. Ekonomik krizler
toplumu silkeleyip kendine getirmektedir. Patentler krizlerde artma gösterir. 109 yılda 14 büyük kriz olmuştur. Bu
ekonomik krizlere karşı şaşırtıcı buluşlar :
1) 1830 Dikiş makinası buluşu,
2) 1837 New York’ta bir
alışveriş merkezine ilk asansörün takılması,
3) 1873 Alexander Grahambell’in
telefonu buluşu,
4) 1890 Daimler 4 tekerlekli ve
benzinle çalışan otomobilin yapılışı,
5) 1900 Markoni radyo alıcısını
ticari hale getirilmesi,
6) 1920 ilk mikrofonun
çoğaltılıp ticari hale getirilmesi,
7) 1929 Alexander Fleming’in
penisilini buluşu.
Kısaca krizler tarihi aynı
zamanda buluşların ve girişimciliğin tarihidir. Farklı ve aykırı düşünceler Kriz dönemlerinde sorunlara
meydan okumakla gelişmiştir.
Derleyen
Erol Erbirer (4 Mayıs 2013)
Farkındalık (Erol Erbirer, 4 Mayıs 2013)
Farkındalık
Yaşamak nedir; yaşamak farkında olmaktır. Temel olarak zeka da farkındalıkla
başlar. Farkındalık herkes için
farklı anlama gelir. En temel
haliyle, farkındalık şimdiki deneyimlerimizle olanları kabul ederek ve yargılamadan doğru olanla temas kurma
ile ilgilidir.
Farkındalık “şu anda yaşıyorum” sorunu yanıtlamak için, kendi
düşüncelerini duygularını ve
bedenini gözlemlemesi yoluyla elde edilen zihinsel bir durum olarak ta tarif
edilebilir. Farkındalıkta dikkat yargısız bir şekilde kendine odaklanmaktır.
Bir çok öğretinin temeli öncelikle kendimizi
bilmeyi öğrenme yoluna girip daha sonra buna bağlı gerçeği arama yolunda
ilerleyebilmektir. Çünkü gerçek bilgi içimizde mevcuttur. Bu nedenle kendini
bilmek bütün bilimlerin temelidir.
Doğru bilgi doğru erdemleri gerçekleştirir. Kendini bilmenin tek yolu ne
kadar zor olursa olsun onunla yüz yüze gelebilmektir. Bu kaçınılmazdır.
Çıkar, maddecilik, güvensizlik, korku kalın
bir kabuğun altında kalır. Bu nedenle son aşama olan kendini bilmeyi öğrenmek
zordur. Ama zorluklarla mücadeleye girişmiş bir akılda daima güzellikler
bulunur. İnsan tüm tutkularından
arınmalıdır. Çünkü tutku demirin üzerindeki pas gibidir, onun parlaklığını gerçek yüzünü
örter. Gerçek her yaprağın
altında, her gülüşte, her göz yaşında, duygularında, düşüncelerindedir. Çünkü
yaşamın kendisi koşulsuz farkındalıktır. Onu gizleyen örtüyü kaldırırsak kendimizi keşfederiz. İnsanlığın diğer canlılardan farkı
gördüklerinin ardına geçebilmesidir. Sekiz yaşındaki inançları ile otuz yaşında
kendini hala iyi ve mutlu hissedebiliyorsa ömrünü boşa harcamış demektir. Yaşamın kendisi de farkındalık sürecinde sürekli öğrenmek,
öğrendiklerini yaşayıp yayabilmektir.
Farkındalık katılımcı anlamındadır. Katılımcı
anlamının metodu bütüncüldür.
1-Birinci düzey bilgi,
2-İkinci düzey sezgi,
3-Üçüncü düzey anlayıştır.
Bu da farkındalık sayesinde olur. Bilge kişinin en önemli özellikleri bağlantısız olmaları ve olaylara, üstten, tarafsız olarak bakabilmeleridir. Tarafsız olmak tümüyle liberal olmak demek değildir. Tarafsız kişinin görüşü “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” de değildir. Tarafsız kişi taraftar değildir yani konuya ve görüşe fanatik olarak bağlı değildir. Ayrıca hiçbir ideolojinin savunucusu da değildir. O sadece bütünün hayrına düşünür, bütünün hayrına olanların aynı zamanda kendi hayrına da olacağını bilir.
Erol Erbirer (4 Mayıs 2013)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
