23 Kasım 2014 Pazar

Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik ilkeleri -II- (*) (Mustafa Özcan, 23 Kasım 2014)


Osmanlı Tarihi ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -II- (*)

Denemenin ilk bölümünde paradigma kavramını irdeleyerek konunun kritik önemdeki bu kavramına açıklık getirmeye çalıştım. Şimdi de tarih kavramına, daha sonra yapılacak bireşime hazırlık için çeşitli yönleri ele alan bir yaklaşımla değinerek buna bileşik kavram dikotomisinin öbür yarısı olarak netlik kazandırmak istiyorum.

Öte yandan tarih felsefesinin, G. Vico tarafından ilk kez bilimsel bir sistematik olarak ele alınışından bu yana geçen zaman içinde tarih disiplini pek çok düşünürce şu veya bu yön ile ele alınmıştır. Bu durum şimdi çalışmanın bu ikinci bölümünde yapılacak irdelemeler için son derece uygun bir başlama noktası ortaya koymaktadır.

Böylece de bana, bu kapsamda geçmişte yapılmış ve temsilci niteliği olan çalışmaların başlıca düşünürleri ve tarih felsefesi için oluşturdukları görüş kategorilerini aşağıdaki gibi kronolojik bir sıra ile vermek olanaklı gözükmektedir:

·       Hegel (Diyalektik)
·       Emerson (Transandalist)
·       Marx (Materyalist)
·       Dilthey (Hermönetik)
·       Spengler (Apokaliptik)
·       Toynbee (Historiografik)
·       Collingwood (Entelektüel)
·       Gramsci (Kültürel)

Yukarıda verilmiş tarihin felsefi yorumları, zaman içinde akışta oluşmuş olan aşamaların mahiyeti ile bölümlendirilerek kategorilendirilmek istendiğinde, ilk dördünün ağırlıklı olarak felsefi kökenli bir düzlem üzerinde oluştuğu, teknik bir mahiyet sunan Toynbee’nin dışındaki son dördünün ise kişisel-düşünsel düzlemin ürünü olduğu anlaşılmaktadır.

Bu görüngeden bakıldığında tarihsel akış içindeki tarih felsefesi ile ilgili bu görüşlerin derlemsel-öğretisel, (kollektif-doktriner) olandan bireysel-biyografik olana doğru evirildiği görülmektedir. Bu ise, insani bireyin düşünsel bakımdan evrim süreci içinde giderekten daha özgür düşünen bir varlık olmaya doğru ilerlediğinin bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır.

Bu durumsa, insan zihnindeki biyolojik evrimsel süreçte yeni bir olgunlaşma aşamasına gelinmesinden dolayı ortaya çıkan bir sonuç olarak görülebilir. 

Gerçekten de, insan denen düşünen varlığın zihninin, evrimsel süreç içinde uzun erimli olarak nitelenen prosedürel, semantik ve otobiyografik şeklindeki üç tip bellekten birinin başatlığının olduğu dönemlerden geçtiği düşünülmektedir. Şimdiki kültürel aşamamızda sonuncu bellek tipinin yaşantı ve deneyimlerimizin kaydında başat olmaya başladığını ve böylece de bunun ürünü olan bireysel otobiyografilerin giderekten derlemsel (kolektif) yaşamın belirleyicisi olma konuma doğru ilerlediğini söyleyebiliriz.

Nitekim bu durum uygarlığımızda ayni zamanda, yoğun otobiyografik bellek tipine iye  başat  bireylerde ortaya çıkan liderlik vasfının tarih içindeki mahiyetinin Atatürk örneğinde olduğu gibi neden bu denli önemli olduğunu ve liderliğin giderekten neden kollektif (derlemsel) yaşamın başat öğesi haline geldiğini de açıklamaktadır.

Öte yandan, yukarıda verilen çığır açıcı bu tarihsel-felsefi görüşlerin bazı tarih yazım ekollerinin de ürünü olduğunu söyleyebiliriz.

Bunlar, sosyal, politik ve ekonomik olayları doğrudan ilgilendiren siyasi ve bütünsel tarih yazma ekolleri olarak bilinen ikisi ile birlikte doğal olaylar tarihi diye bilinenin dahil olduğu üç historiyografik okul geleneğini temsil edeler. Ayrıca ilk ikisi yukarıda verilmiş felsefi tarih görüşlerine yazılı dayanak olarak başvurulacak olan ana kaynak niteliğindeki arşivleri oluştururlar.


Nitekim Annales, Marxist ve Whig diye nitelendirilmekte olan üç özgün historiyografik okul,  toplumsal, siyasi ve ekonomik tarih yazımı için üç önde gelen temsilcisi olarak gösterilmektedir.

Mustafa Özcan (23 Kasım 2014)  
____________________________________________________

(*) Konunun devamı makalenin üçüncü bölümünde ele alınacaktır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder