Latif Demirci - Hürriyet Gazetesi (26 Eylül 2018)
EVRENSEL VE YEREL HER TÜR FİKİR VE DÜŞÜNCENİN OLUŞTURUMUNUN VE DEĞİŞİMİNİN ÖZGÜRCE YAPILDIĞI AVRASYASAL-ENTELEKTÜEL MERKEZ. Kadıköy Düşünce Platformu, günlük yaşamın bilim, kültür, politika, sanat, ekonomi, devlet ve yönetişim konularının sorunlarına disiplinler arası ve ötesi anlayışla holistik ve evrimselci bir yaklaşım ile çözüm arayışı çabası içindedir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~"KDP BÜTÜNSEL BİLİMİN ARAŞTIRMA MERKEZİ"~~~~~~~~~~~~~~~~~~
26 Eylül 2018 Çarşamba
25 Eylül 2018 Salı
SİSTEM TANIMI ve GENEL SİSTEM TEORİSİ (Tarık Akın, 25 Eylül 2018)
SİSTEM
TANIMI
Sistem kelimesi,
kullanıldığı bilim dalına göre değişik anlamlar içerir. Örneğin termodinamik
biliminde enerji-güç bağlantılarını tanımlamak ve reel sistemlerin verimini
ideal sistemler yardımıyla belirlemek, bütün çevrimleri fizik ile kimya
yasalarına dayandırarak girdiler ile çıkan ürün arasındaki bağlantıları tarif
etmek amacıyla sistem kabulleri yapılır. Elektronikte ise girdilerin ve
çıktıların sinyallerden ve bilgilerden oluştuğu sistem tarifleri yapılır.
Fiziksel sistemler dışında; felsefede dizge anlamında kurulmuş sistemler,
sosyoloji ve ekonomi alanında ise insan gruplarını veya işletmeleri, çevresiyle
ilişkiler bağlamında tarif eden ve bu etkileşimi irdeleyen sistem tarifleri
vardır.
Hangi bilim
dalına göre olursa olsun genel olarak sistem kavramı; içinde bulunduğu ortam
ile ilişki içerisinde, kendini oluşturan elemanların birbirleri ile etkileşim
içinde olduğu, sonuç olarak dışardan alınan materyal, enerji, sinyal veya bilgi
ile bir ürün ortaya çıkaran ve bunu kendi başına (otonom) yapan
mekanizmalardır.
ŞEKİL: SİSTEM
YAPISI VE BİLEŞENLERİ
GENEL SİSTEM
TEORİSİ
Sistem
kavramının bu kadar geniş kapsamda kullanılması ile; tüm sistemlerin ortak
özelliklerinin belirlenerek bir temele oturtulması ihtiyacı doğmuş ve
Avusturya’lı biyolog Bertalanffy tarafından “Genel Sistem Teorisi” ortaya
çıkarılmıştır.
Bu teoriye göre
önce sistemler varoluş şekline göre “doğal sistemler” ve “soyut sistemler”
olarak, sonra da işlevsellik özelliklerine göre “statik” ve “dinamik” olarak
sınıflandırılmıştır.
GENEL SİSTEM
TEORİSİNE GÖRE SİSTEMİN ANA UNSURLARI
Genel
sistem teorisine göre bir sistemde olması gereken asgari yapısal ve işlevsel
unsurlar, her bir sistemin sahip olması gereken ortak unsurlar olarak aşağıda
sıralanmıştır:
ŞEKİL:SİSTEMİN
ANA UNSURLARI
a)
Her
bir sistemin içinde bulunduğu ortam ile sınırları vardır ve bu sınırlar
üzerinden ortam ile materyal, enerji, sinyal ve bilgi alışverişi sağlanır.
b)
Sistemler
sınırlar üzerinden aldıkları girdileri sistem bünyesinde operasyona tabi tutup,
operasyon ile ortaya çıkan ürünü yine sistem sınırları üzerinden içinde
bulundukları ortama verirler. Girdiler ve ürün de dahil çıktılar arasında
matematiksel ilişki vardır, çıktılar girdilerin fonksiyonlarıdır.
c)
Sistem
içerisinde elemanlar bulunur. Bu elemanlar arasında da matematiksel ifade
edilebilen ilişkiler ve etkileşimler vardır. Çekirdek elemanlar olarak
adlandırılma, bir önem sırasını değil,
bu elemanlar arasındaki ilişkinın basit matematiksel bağıntılar ile
ifade edilebileceğini, diğer elemanların ilişki ve etkileşimlerinin, dolaylılık
nedeniyle ancak üst dereceden matematiksel bağıntılar ile ifade edilebileceğini
vurgular.
d)
Sistemler
otonomdur, yani yürütmekte oldukları; girdiler, çıktılar ve sistem elemanları
arasındaki ilişki ve operasyonları tamamen dışardan müdahale olmadan , bağımsız
olarak gerçekleştirirler. Sistemler otonom olmalarına karşılık autark
değildirler, yani devamlılık ve sürdürülebilirlik için kendi başlarına yeterli
olmayıp, içinde bulundukları ortama bağımlıdırlar.
e)
Sistemlerdeki
her bir operasyon, süreçlerin kayıpsız geri dönüşlü (tersinir) olmamasından
dolayı, sistemde entropi artışına neden olur ve bu yüzden tüm sistemlerin
etkinlik süreleri sonludur. Sistemlerdeki etkin olma durumunun olabildiğince
uzun olması ve yıkıcı dış etkilere karşı koyması için. Tolerans mekanizmaları
geliştirilmiştir. Toleranslar genelde iki aşamalı çalışır. Birinci aşamada,
sistemi tehlikeye düşürecek yıkıcı güçleri elimine etmek için rezerv olarak
saklanan; materyal, enerji ya da mekanizmalar devreye sokularak savunma
yapılır. Ancak bazı durumlarda yıkıcı güçleri elimine etmek için mevcut
rezervler yeterli olmazlar. Bu durumda ikinci aşama tolerans mekanizması
devreye girer ve tolerans rezervlerinin yükseltilmesi işlevi başlar. Bu yapısal
bir değişim anlamına gelir. Ancak canlılarda tüm yapı mevcut DNA kodları ile
belirli ve değişmez olduğu için, ikinci aşama tolerans mekanizması sistemi
kurtaramaz ve doğal seçilim devreye girerek tolerans seviyesi yüksek olanların
hayatta kalmasını ve böylece sistemin evrimini sağlar.
f)
Sistemlerin
içinde bulunan elemanlar da çoğu zaman bir alt sistemdir. Bu durumda üst
sistem, alt sistemlerin bir toplamı olarak ve alt sistemlerin karakterlerinden
bağımsız olarak, operasyonları yürüten otonom bir yapı olarak kendini gösterir.
Örneğin insan; beden ve zihin alt sistemlerine eleman olarak sahip olan bir üst
sistemdir. Beden ve zihin insan sisteminin alt sistemi olmalarına rağmen; beden
solunum, dolaşım, üreme vs alt sistemlerinin üst sistemi; zihin de algı,
düşünme, hissetme vs. alt sistemlerinin üst sistemidir.
Sistemlerin
içiçeliği artıkça kompleks yapısı ve karmaşıklığı daha üst seviyelere doğru
artış gösterir.
Tarık
Akın (25 Eylül 2018)
6 Eylül 2018 Perşembe
Holistik Düşünce (Yavuz Özler)
Holistik Düşünce
Yaşadığımız günlere dikkatle baktığımızda, gördüklerimizin gerçek olmadığı, sadece birer görüntüden ibaret olduğu, olayların altında yatan ana sebepleri anlayabilmek, ona göre yaşantımıza, davranışlarımıza yön verebilmek, herhangi bir kayıp yaşamamak, keşke dememek durumunda olmalıyız. Bu durumda olabilmenin, bir bilgi birikimi ile yaşanabileceğini biliyoruz.
Ezoterik öğretinin ne olduğuna, simgeler ile verilişinin sebeplerine, yaratacağı düşünce zenginliğine dikkat, bizlerde farklılık yaratacaktır. İnsanlar, başlangıçta hiç yoksa fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından kurtulup, bir basamak yükselip, ait olma - sevgi ve saygınlık ihtiyaçlarını gidermelilerdir. Bu seviyeye ulaşabilmek için çok emek vermemiz gerekmektedir.
Buraya kadar olan bölgede tutunabilmek için fiziksel ve ruhsal yönlerde yapılacak çalışmalar ile sırasıyla mizaç - karakter ve kişilik özelliklerimizi gelişerek bilinçaltı - bilinç bölgelerimizde, denge içinde olmamız, iç ve dış yaşantımızın birbirine uyumlu olmasını sağlamamız, sağlığımız açısından faydalı olacaktır.
Büyüklerimizin söylediği gibi '' sağlam kafa sağlam vücutta bulunur '' , '' olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol '' da belirtilmek istendiği gibi yaşamalı, denge halini kaybederek MASKE takmak durumunda kalmamalıyız.
Problemlerimizi, tatminsizliğimizi, denge ortamı içinde çözümlemek için durumumuzu holistik bir gözle inceleyerek, boşluk - endişe - öfke - intihar sürecinden uzaklaşmak becerisinde bulunabiliriz.
Yapılacak HOLİSTİK TERAPİ her adımda sosyal, fiziksel, zihinsel, duygusal ( psikolojik ) bölümleri ihtiva edecektir.
BOŞLUK ve tatminsizlik ile başlayıp, oluşan ENDİŞE den kurtulup, iyileşmeye geçerek HUZUR'u bularak, düşünme ve hareketlenme ile ihtiyaçlarımızın son seviyesi olan HOLİSTİK YARATICILIK'a ulaşmak mümkün olacaktır.
Kadıköy Düşünce Platformu ile ulaştığım Holistik - Bütünsel Bilgi ÖZETİ'nin bana verdiği sonuç; hastalık yoktur, hasta vardır sözü örneği.
HOLİSTİK, maddiyattan başlayıp, özgerçekleştirme ( bireysel psikoloji ) ye olan süreç, Sibernetik, Sistem Teorisi, Sistem Bilim ( hiyerarşi ) , Sosyal Teoriler ve Karmaşık Sistemler Akışı içinde HOLİSTİK DEVRİM ini, BÜTÜNSEL YARATIM'ını yaratarak sürdürecektir,
Sözlerimin bir kehanet olmadığını, araştırarak bazı yazıtlarda görmeniz mümkün olacaktır.
Tarafıma gelen Pazar Sabahlarını aktarıp, birkaç söz ekleyerek huzurlarınızdan çekileceğim,
- Çatışma ile diyalektik doğar,
- Detaya girince TEZ / ANTİTEZ i kaybedersin,
- Maneviyatınız, miras alınmamalı, keşfedilmelidir,
- Diyalektik insanı geliştirir,
- Eğitimin %80 i tekrardır,
Yaratıcılık Dolu Günler Dilerim,
Yavuz Özler
30 Ağustos 2018 Perşembe
DPT’li Güngör Uras...(Selçuk Maruflu) (*)
DPT’li Güngör Uras...
Biz Devlet Planlama Teşkilatı mensupları uzmanlar olarak 35 yıldır İstanbul’da her ayın ilk Cuma günü muntazaman toplanır, yemek yer ve ayni zamanda dünya ve Türkiye sorunlarını konuşuruz. Bu toplantılarımızın son on-onbeş yıldır en müdavimi Güngör Uras ve zarif eşi Mülkiyeli-DPT’li Nuran Uras’tır. Güngör Üstat Mülkiye’yi bitirdikten sonra DPT’ye intisap etti. Orada yıllarca birlikte çalıştık. Çok zor bir sınavla girilen, herkese nasip olmayan DPT bizler için adeta ikinci bir Mülkiye idi. DPT uzmanlarının büyük çoğunluğu 1980’lerin öncesine kadar Mülkiye kökenli idi. DPT’nin 1980 öncesindeki ilk etkin döneminde Orel, Torun, Müezzinoğlu, Özal, Aytür, Cantürk, Kuruç; asaleten müsteşarlarımız idiler.
Ancak bilinir ki, Devlet Planlama Teşkilatı’nda en önemli makam ve unvan “Sektör Uzmanlığı”dır.
Biz sektörlere bakan uzmanlar olarak konularımızı herkesten iyi bilir, öyle çalışırdık. DPT Planlama Uzmanı Güngör Uras’ın kalkınma planlarının, yıllık programların hazırlanıp uygulanmasında büyük katkıları olmuştur. “Devlet Sektörü”nü çok iyi gözlemlemiştir. Daha sonra intisap ettiği, özel sektörde [TÜSİAD/Sabancı Holding], bu sektörü de çok iyi tanıdı. Ardından gazeteciliği ve öğretim üyeliğini sürdürdü. Güngör Uras, birçok kişiyi tanır, birçok kurum ve kuruluşla temas içinde olurdu. Herkesin sevgisini kazanmıştı. Ancak, kendisini, en rahat, samimi ortamda hissettiği yer “Planlamacılar Toplantıları” idi. Biz bu toplantılarda her şeyi konuşur, fikir ve öneriler geliştiririz. Güngör Üstat son olarak 2018 Nisan ayındaki toplantıda muhteşem bir sunuş yapmıştı. Üstat basın ve medyada ifade edemediklerini “Plancılar”ın samimi ortamında anlattırdı. Güngör’ün vasıfları konusunda birçok kişi basın/medyada yazı yazdı. Güngör gerçekten de fevkalade zor konuları basite irca ederek nefis olarak anlaşılabilir bir üslup ile anlatırdı. Rahatsızlandı; ancak bizler ona ölümü hiç yakıştıramadık. 19 Ağustos 2018 günü takdir-i ilahi ile Hakk’a yürüdü... Cenazede kendisi ile çalışan bir TV’ci Bayan Güngör ile ilgili olarak birçok kişiye mikrofon tuttu. Ne yazık ki, Güngör’ün en fazla önem verdiği kendisini mesut ve bahtiyar hissettiği DPT’lilerden görüş, intiba almadı. Oysa Güngör Üstadın en çok iftihar ettiği unvan, “Planlama Uzmanlığı” idi.
“BizPlancılar” son yıllarda kaçınılmaz kayıplar verdik: Prof. Besim Üstünel, Prof. Atila Karaosmanoğlu ve Prof. Güngör Uras. Anayasal bir kuruluş olarak Türkiye’de Planlı Kalkınma dönemini başlatan, yürüten Devlet Planlama Teşkilatı için son yıllarda uygun görülen muamele hüzün ve hicap vericidir. DPT önce sıradan bir Bakanlığa dönüştürülmüş, ardından da “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nde kurum olarak tümüyle kaybolurken 70 yıla varan bir birikim ve deneyim heba olup gitmiştir. ”Biz Plancılar” bundan büyük yeis duyuyoruz. Eminim ki, DPT mensubu olan Güngör Üstat da ebedi istirahatgahında bu durumdan muazzep oluyordur!
Selçuk Maruflu
Selçuk Maruflu
___________
(*) DPT Eski Mensubu
13 Ağustos 2018 Pazartesi
Okumak ve düşünmek (Doğan Kuban, HBT 124. Sayısı)
Okumak ve düşünmek
Sevgili okurlar: Bazı HBT okuyucuları, tavsiye edebileceğim 10 kitap adı vermemi istemişler. Yaşı 92’ye gelmiş ve kitaplığında 10-15 bin kitap bulunan benim gibi bir yazar için yanıt vermesi olanaksız bir soru. Okuyan kaç yaşında, ne kadar okumuş, mesleği ne? Bu okuyucuların her birine değişik listeler yapmak gerekir.
Bu soruyu ‘Kuban neler okuyor?’ biçimine çevirirsek on yazar adı verebilirim. Kitapların adlarını hatırlayamam. Fakat arayınca bulabilirim. Bir başka soru daha var: Neleri severek okumuş, şimdi ne okuyor? Bunun yanıtı başka; eğer ‘Bana şimdi faydalı olanları tavsiye etsin!’ denirse yanıtlar başka.
Bunları düşününce, benim vazgeçmediğim başucu kitaplarımı ve son okuduğum kitapları düşündüm. Fakat bir başka engel de önerilerimi zora soktu. Çünkü genelde yabancı dillerde kitaplar okuyorum.
Bütün bu karışık düşünceleri aklımdan geçirdikten sonra okurlara belli bir yaştan sonra, her zaman okumaktan hoşlanacakları on kitap seçmelerini öneriyorum.
Burada kimleri öneriyorum
Burada önerilen bütün yazarlar, çok zeki, güzel yazan ve okuru genelde çok olanlar.
Önce Filozoflar: Bunlar çok eski tarihlere uzanmamalı: Arthur Schopenhauer, Ludwig Wittgenstein, Hanna Arendt, Montaigne...
Yazarlar: Yaşar Kemal, Tolstoy, Stefan Zweig, Arthur Koestler, Camus, James Joyce, André Gide, Robert Musil.
Türkiye’nin yakın geçmişi için: Ahmet Hamdi Tanpınar.
Osmanlı düşünsel geçmişi için: Adnan Adıvar,
Cumhuriyet dönemi çağdaşlaşması için: Niyazi Berkes.
Bu kitaplara yüzlercesi eklenebilir. Fakat bir kitabı okumak çeşitli amaçlarla olur. Öğrenmek için okuyorsanız elinizde bir defter ve kalem olur. Kitabın içeriğini ve yazarın amacını, kendi yazdığından öğrenin. Çünkü kitabın adı sadece bir işarettir. Her kitapta yazarın vurguladığı konularla, okurun ilgi duyduğu konular aynı değildir. Yazar sizi burnunuza zincir bağlayıp çekmemelidir.
Kitapları anlayarak ve düşünerek okumak bir sistematiğe bağlanırsa, o zaman, içindeki bazı kavramlar, tanımlar size bütün yaşamınızca arkadaş olur. Bu ilgili konularda başka kitaplar okuduğunuz zaman bir şeyi yapmaya hazır olacağınız anlamı taşır.
Yaşamınız aldığınız her kitabı okumaya yetmez. Fakat tecrübeniz arttıkça bir kitabın içeriğini kavramak kolaylaşır. Kitap sizin bahçenizin çiçeği olduğu zaman ondan koparılacak çiçeklerle yapacağınız buketlerin sayısı artar. Ve çiçek bahçeniz yaşamınızın en önemli bileşeni olabilir.
Makinenin ansiklopedik özeti
Sevgili okurlar, Son zamanlarda cebinizdeki telefonun ya da internetinizin en büyük kitaplığı bile içerdiği, istediğiniz kitabın tümünü orada okuyabileceğiniz yazılı. Böyle bir şey hiç yapmadığım için bu konuda deneyimim ve tavsiyem yok. Fakat bu konuya telefon ve internetin kapasitesi açısından değil, çocukluğumdan bu yana alıştığım bir ilişki bağlamında bakarsam, bu yeni araçlar bende sempati uyandırmıyor.
Günümüzde, Tokyo’ya gitmek uçak yerine at ya da deve kervanı tercih etmiyoruz. Fakat Marco Polo gibi kervanla Kubilay Han’ın başkentine gitseydiniz, dünyayı ve Asya bozkırlarını bin kez fazla öğrenirdiniz. Başkalarının gezilerini de internette okuyarak ve resimlere bakarak öğrenirsiniz. Bunlar başka yaşam deneyimleri. Çağdaş insan, elektronik dünyada belki yaşam deneyimini artırıyor. Fakat arada bir araç olunca o deney sizin deneyiniz değil, makinenin size sunduğu bir ansiklopedik özet oluyor.
Louvre Müzesini de, Floransa’yı da, Mona Lisa’yı da Michelangelo’nun David’ini de internette görebilirsiniz. Eskiden fotoğraf da bu ödevi görüyordu. Bunun büyük bir kolaylık olduğu açık. Fakat bu, David’in heykelini Floransa’da görmek değil.
Montaigne’nin “Denemeleri”
Genç yaşımdan bu yana Michel de Montaigne’nin “Denemeleri” başucu kitabımdır. Param olsaydı onun daha eski baskılarını da alırdım. Ünlü kitaplar, büyük bir zekanın insan davranışları ve doğa karşısında insan düşüncesini aydınlattığı ışıklardır. O düşüncenin varlığı, genelde onu öğrenenden daha üst algı basamaklarındadır. İnsanlar eskiden ünlü bir Aziz’in sözlerini dinlemek için yollara düşerlerdi. Geçen yüzyıllarda tasarlanan bazen altından yazılı, sultanlar için minyatürlerle bezenmiş, sanat yapıtı kitap ciltleri, kitaba değil düşünceye saygının işareti idi. Şimdi, öğretim bir ticarethane, hocalar bakkallara dönüştü. Bilgiyi kese kâğıdına doldurmuyorlar, ama internette çok ucuza satıyorlar.
Yazı, insanoğlunun varlığının hayvanlardan daha yetenekli olduğunu kanıtladı. Onu kullanmasını daha iyi öğrenen toplumlar da ötekilerden daha uygar oluyor. Türkiye dünya istatistiklerine bakınca, internetin üniversite öğretimine eşit olduğu ülkelerden biri olacak. Biz öncü sanayileri üretecek güçte olmadıkça, internet cebimizde taşıdığımız kurtarıcı olacak. İnternet bizim için bilim sınırı ise, çağdaş teknik ve düşüncenin beynini yıkayarak kendisine köle yapmak isteyeceği toplumlar bizim gibiler olacak.
Kitap, dünyayı tanımakta size bir adım fazla artıracak tek araçtır. Fakat bunu kitap olduğu için değil, yazarı dünya ile sizin aklınıza gelmeyen bir ilişkiyi aydınlatan bir düşünce içerdiği için yapar. Böyle bir düşünce kitaba da basılabilir, internette de olabilir.
Fakat derin ve güzel bir yaşam analizinin saat gibi cebinize duran bir alet içinde değil, sizinle sohbet eden estetik bir ortamda olması uygar insana daha yakışan bir konumdur. Bu ortam kitaptır.
Yaratılan sadece bir hayal
Uygarlık bugün kaypak bir düzeyde. Sömürücü üreticilerin, insanlığın uygarlık gösterisi olarak yüzyıllardır taçlandırdığı bir etkinliği telefona sıkıştırması, bilinçsiz kalabalıkta bilginin ayağına geldiği imgesini yaratıyor. Köyden gelen az düşünüre, birden çağdaş bilginin sahibi olduğu kanısı veriyor. Onlar da düşünce topalı olarak dünya ile yarışa girdiklerini sanıyorlar.
Türkiye’de özel üniversitelerin kitaplıklarında, en iyilerinde, öğrenci başına 40 kitap düşüyormuş. En yüksek kitap sayısı 40 bin civarında. Bazı tabela üniversitelerinin kitaplığında sadece 2000 kitap var. Bunları YÖK yayınladı.
Wittgenstein bir aforizmasında ‘İnsan, beynini boş şeylerle doldurmamalı’ der.
Burada ‘boş şey’ nedir? Dünya istatistiklerinde en az kitap okuyanlar arasında başı çeken Türkiye var.
Sevgili okurlar, çağdaş iletişim, internet harika buluşlar. Dünya kalabalıklaştıkça insanın hayatta kalması için her etkinliğin (öğrenmek de dahil) basitleşmesi gerek. İnsanların değil, aletlerin gelişmesi daha önemli.
Sonunda şimdi yaratmaya başladıkları insan robotları düşünmenin en aşağı derecesine indirdikleri zaman, bildiğimiz dünya ve insan yok olacak. Belki doğa da, insanlığı ve canlı hayatı ısıtarak, kaynatarak yok eder.
Fiziksel olarak kitaba, bir nostalji olarak bakmayın. evrimin yaşama koyduğu sınır içinde, kitap gibi insanın yarattığı en güzel ürünün sanat eseri gibi korunmasının bir uygarlık jesti olduğunu düşünebilirsiniz.
Sevgili okurlar,
Kitap sadece bir araç değildir. Kitap binlerce, yüzlerce yıl önce yaşamış bir zekâ ile birlikte yaşamaktır.
Doğan Kuban
(Herkese Bilim Teknoloji Dergisi, 124. Sayısı)
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Abiyogenez Kuramı Hakkında Bazı Yeni Değerlendirmeler (Mustafa Özcan, 4 Temmuz 2018)
Abiyogenez Kuramı Hakkında Bazı Yeni Değerlendirmeler.
Cansızdan canlıya geçiş kuramı olarak da adlandırılan abiyo-genez kuramlarında son zamanlarda önemli gelişmelere yol açan keşif ve kuramların yapıldığı konusunda geniş kapsamda haber ve bilgi sunan yayın bulunmaktadır.
Örneğin, 455 milyon yıl uzakta halen yeni oluşmakta olan bir milyon yaşındaki bebek bir yıldızın gaz diskinde dünyadaki tüm okyanusları dolduracak miktarda etilen siyanür denilen organik molekülün var olduğu tespit edilmiştir.
Siyanür, proteinlerin temelinde olan karbon azot bağını temsil eden en basit molekül olarak diğer organik moleküllerin ve devamında da prebiyotik evrim için gereken ileri biyo-organik moleküllerin imleci (kimyasal başlatıcısı) olma mahiyeti ile “Siyanür Hipotezi” adıyla abiyo-genez kuramları içinde (*) önemli bir yer tutmaktadır. Etil siyanürün gezegensel disk gazında çok miktarda bulunmuş olması abiyo-genez için ortaya atılmış olan pek çok hipotezin doğruluğunun yoklaması olarak önemli bir göstergedir.
Güneş sistemimizde Kuiper Kuşağında, kuyruklu yıldız ve asteroidlerde halen tespiti yapılmış olan bu ve benzeri organik moleküllerin bulunuşunun nedeni ise bunların Güneş sisteminin doğum yıllarında gezegenlerin henüz oluşmakta olduğu zamanlardan beri değişmeden kalmış olmasından ileri geldiği artık bilimsel bir gerçek olarak kabul görmektedir.
Bu kapsamda düşünülen bir hipoteze göre Dünya'da ilk ilkel yaşam için gerekli olan kimyasal evrimi başlatanın kuyruklu yıldızlardan gelen su ve organik moleküller olduğudur. Gezegen oluşumunun ön-gezegen evresinde biyo-organik moleküler imleç olarak görev yapan bu ve benzeri basit organik moleküllerin kuyruklu yıldızlardaki miktarının gezegenler arası boşluktaki miktarından daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu durum gök cisimlerinin abiyo-genez hipotezleri için gördüğü temel işlevlerin de ötesinde ayrıca fiziki olarak “canlılığın bir belirim” olduğu yönündeki düşüncenin de giderekten güçlenmesini de desteklemek açısından son derece önemlidir.
Konunun tamamını ele alan ancak halen ortaya çıkmış benzeri yeni gelişmeleri de daha geniş bir kapsamda merak edenlere aktaran Türkçe bir kaynak olarak da Bilim ve Ütopya dergisinin özel sayısını adres göstermem yerinde olacaktır (**).
Darwinyan evrimin tamamlayıcısı olarak görülen abiyo-genez kuramının yakın bir gelecekte mozaik hipotezler topluluğu görünümünden çıkarak elle tutulur kapsayıcı ve entegre olan, yani holistik yaklaşımlı yetkin ve tutarlı bir kurama doğru evirilmekte olduğu yönündeki görüşüm bu gelişmelerle giderekten gerçek olmaya doğru ilerlediğini de yeri gelmişken belirtmek isterim.
Mustafa Özcan (4 Temmuz 2018)
_________________
(**) Bilim ve Ütopya, Sayı: 283, Ocak 2018
2 Temmuz 2018 Pazartesi
Duyuru
KDP müdavimlerimizden Sayın Tarık Akın'ın annesinin yaşamını yitirmiş olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Tarık bey'e ve tüm yakınlarına baş sağlığı dilerim.
Mustafa Özcan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


